Anasayfa KeşfetBilim Salgına dikkat çekmenin alternatif yolu: Zombiler

Salgına dikkat çekmenin alternatif yolu: Zombiler

Yazar Eren Demir

Yeni Koronavirüs salgını sebebiyle bugünlerde en çok kullanılan kelimelerden biri “distopya”. İnsanoğlunun bu tür salgın ve felaketlere karşı hazırlıklı olması için, dünyanın farklı yerlerinde, farklı kuruluş ve uzmanların çalışmaları bulunuyor. Tabii, hayat olağan çizgisinde akarken bu uyarılar hedefini bulmuyor. Bu nedenle, kimi ağırbaşlı kuruluş ve uzmanlar meseleyi “zombi salgını” üzerinden anlatmaya kadar vardırmıştı. Atlanta’daki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ve Harvard Üniversitesi’nden Dr. Steven Schlozman da bu listedeydi.

Arşivden bir röportajla, salgınlara dikkat çekmek için zombilere başvuran bilim insanlarını hatırlayalım.

Özlem NUMANOĞLU

Bu yazı, 2011 yılında Tempo dergisinde yayımlanmış ve kısaltılıp güncellenerek alıntılanmıştır.

Günün birinde önü alınamaz bir salgın başlayabilir; deprem, yaşadığımız şehri dümdüz edebilir, Dünya’ya göktaşı çarpabilir. Ya da bakarsınız, zombiler kapımıza dayanır. Biz değil, Atlanta’daki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) söylüyor.

Temmuz 2011’de, kurumun internet sitesinin blog’unda direktör Ali S. Khan imzasıyla yayınlanan yazı, CDC’nin kuş gribi ve kasırgalar kadar ciddi (!) bir başka gündemi olduğunu ortaya çıkardı. Khan şöyle diyordu: “Her türlü acil duruma, hatta zombi istilasına bile hazırlıklı olabiliriz. Şu an belki gülüyorsunuz, ama günün birinde, ‘İyi ki o yazıyı okumuşum’ diyeceksiniz. Hem bakarsınız, bu sırada, gerçek bir acil durum karşısıda ne yapmanız gerektiğine dair bir-iki şey de öğrenirsiniz.”

Bir bilim adamı için fazlasıyla sıra dışı olan açıklama, hedefi 12’den vurdu. Sayfa çöktü ve yazı Twitter’da “trending topic” oldu. Zombiler, özellikle de genç kuşağın ilgisini paratoner gibi çekiyordu. Esasında Khan, bu esprili açıklamayı, yaklaşan kasırga sezonunu hatırlatmak için yapmış ve olası bir felaketten önce ve sonra izlenmesi gereken yolu anlatıyordu.

O günlerde bir başka şaşırtıcı haber İngiltere’den geldi. Meraklı bir İngiliz, Bristol Belediyesi’ne gönderdiği e-postada, “Yarın öbür gün zombiler kentimizi istila etse ne yapacağız?” diye soruyordu. Cevap, tatminkâr olmanın ötesinde, hayret vericiydi. Zira, Bristol Belediye Meclisi ‘Zombilere Müdahale Acil Eylem Planı’ hazırlamıştı. Planda, en iyi zombi öldürme tekniğinin ‘kafayı vücuttan ayırmak’ olduğu belirtiliyor ve “Saldırgan olurlar, silahınız yoksa yanaşmayın” gibi uyarılar yer alıyordu. Kentteki tehlikeli alanlar ve istilanın evreleri bile düşünülmüştü.

ZOMBİLER BİZE NE ANLATIYOR?

“Zombi Otopsileri” adlı bir tıbbi bilim kurgu romanı bulunan Harvard’dan Dr. Steven Schlozman da, zombilerin yarattığı etkiyi çoktan keşfetmiş. Derslerinde, genç tıp öğrencileriyle zombilerden konuşuyor. Yaşayan ölüleri, gerçek dünyadaki sağlık sorunlarına dikkat çekmenin bir yolu olarak görüyor. Zombileri, prototip olarak kullanıp, virüsler beyni nasıl tahrip ediyor, küresel salgınlar nasıl kaos ve korku yaratıyor, insanlar çok bulaşıcı ve tedavisi olmayan ölümcül bir hastalığa yakalanırsa neler yapılmalı, insan ve zombi beyni arasındaki farklar nelerdir gibi sorulara cevap arıyor. Unvanı “Doktor Zombi”. Harvard Tıp Okulu Psikiyatri Bölümü öğretim üyesi, Massachusetts Genel Hastanesi’nde psikiyatrist. İlk romanı ‘Zombi Otopsileri’nde, havada dolaşıp insanları zombiye çeviren tehlikeli bir virüsü anlatıyor ve ortaya kıyamet senaryosu çıkarıyor. “Bilim bunun neresinde?” diye soruyorsanız, cevap röportajımızda.

Kitabınız ‘Zombi Otopsileri’, sadece eğlenceli vakit geçirmemiz için mi? Ne kadarı eğlence, ne kadarı bilim?
Bu kitabı okuyarak, kesinlikle bilim öğrenebileceğinizi umuyorum. Bu, birincil amaç. Evet, hepimiz bunun kurgu olduğunu biliyoruz, ama mantıklı hikâyeler her zaman gerçeklerin etrafında dans eder. Bu kitapta; fonksiyonel nörobiyoloji, salgınlar ve insanın korku ve meydan okumaya verdiği reaksiyonlarla ilgili bilgileri görebilirsiniz. Kitabın kahramanının vazgeçme konusundaki gönülsüzlüğüyle de, insanların gerçekten özel olduğunu gösterebilmeyi umuyorum.

Klasik zombi filmlerinde, insanlar zombiler tarafından ısırılır ve yaşayan ölü (zombi) olur. İnsani özelliklerini yitirip, kana susamış yaratıklar haline gelir. Siz, bir bilim adamı olarak, zombileri ne şekilde ele alıyorsunuz?

Benim hikâyemde, insanlar bulaşıcı bir virüs sonucu zombi oluyor. Bildiğimiz zombilerden farklı olarak burunları akıyor ve öksürüyorlar.

Nasıl bir virüs bu?

Aynı nezle gibi, basit bir hapşırıkla geçebiliyor. Kötü niyetli kişiler tarafından genetik mühendislerine ürettiriliyor. Havada geziniyor ve ‘prion’ (ölümcül beyin hasarı yaratan proteinler. Deli dana hastalığının da sebebi) öğeleri taşıyor. Enfeksiyon, beynin en önemli bölgelerini kemirmeye başlıyor. İlk olarak amygdala’yı (duygusal beyin) hedef alıyor. Aynı zamanda, beynin doyma hissini sağlayan noktalarına (ventromedial hipotalamus) zarar veriyor. Beynin, problem çözmeden sorumlu ön loblarını yiyor.

Virüsle bulaşan zombilik, gerçek hayattaki salgın hastalıkları sembolize ediyor, değil mi?

Evet. Bu örnekte, virüs insanı zombi yapıyor. Beyne yaptıklarının sonucu olarak, zombiler karmaşık kararlar veremiyor. Beyincikteki sorundan ötürü doğru düzgün yürüyemiyor. Ve anlaşılamaz şekilde, insan eti yeme isteği duyuyor. Sarhoş birer timsah gibiler. Akıllı değiller, kim ya da ne olduklarını bilmiyorlar. Virüs, diğer hastalıklara karşı korumayı da yok ediyor ve taşıyıcı, virüsü başkalarına yayma isteğine kapılıyor. (ANSD enfeksiyonu – Zombiizm). Kitapta, Dünya Sağlık Örgütü sınıflandırmaları da var. Hastalık dört aşamada görülüyor. (Schlozman’ın kitabında, bir grup din adamı, hastalığın dördüncü aşamasına geçenleri, ‘ölü’ olarak kabul etme kararı alıyor. Bu, yok etmeye onay anlamına geliyor. Peki, bir zombiyi nasıl öldürürsünüz? Birçok romanda başlarından vurulmaları gerektiği söyleniyor. Schlozman da aynı şeyi söylüyor; çünkü, beyin hücreleri nefes alma ve kalp atışı gibi en temel fonksiyonları yerine getiriyor.)

Bilim zombileri niye seviyor? Bilim adamı olarak zombiler sizin için neden ‘cazip’?

Aslına bakarsanız; zombiler, tıp ve bilim açısından, neredeyse mükemmele yakın birer öğretme materyali. İyi bir doktor olmanın ilk ve belki de en önemli kısmı, gözlem yapmaktır. Öğrencilerime şunu soruyorum: “Eğer, ‘Yaşayan Ölülerin Gecesi’ndeki gibi, ayaklarını sürüyerek ağır ağır yürüyen bir zombi görseydiniz, ilk olarak neleri not ederdiniz?” Bana, “İyi yürüyemediklerini” yanıtını verirler ve bu sefer, esas sorunlarının ne olduğuna kafa yormaya başlarız. Ya da hep aç oldukları tespitini yapıp, şunları sorabiliriz: “İnsanları patolojik derecede aç kılan nedir?”, “Beynin açlıktan sorumlu bölgesi neresidir?” Tıbbın en zor konularına da girebiliriz; mesela, “Yürüyen ölü ne demek?”, “Gerçekten ölüler mi?”, “Ölümü ne tanımlar?”, “Teknik olarak canlı olmayan bir şeyin kalbi atabilir mi?” gibi.

Öğrencilerinizin tepkileri nasıl?

Öğrencilerimin büyük bölümünün hoşuna gidiyor, bazısı ise umursamıyor bile.

Ya meslektaşlarınız?

Birlikte çalıştığım insanlar, beni inanılmaz biçimde destekliyor. Kitabımın teşekkür bölümünde birçoğunu andım.

Sizce, zombileri diğer karanlık yaratıklardan farklı kılan nedir?

Zombi filmlerini hep sevmişimdir; zaten korku filmlerini çok severim. İyi korku filmlerinde -özellikle, doğaüstü olayları anlatanlarda- hemen her zaman, hikâyenin altında sosyal ve politik bir anlam gizlidir. Vampir filmlerini ele alalım; bu filmleri izlerken, dışarıda kalma hissinin, azınlık olmanın nasıl bir şey olduğunu merak edebilirsiniz. Ya da şöyle düşünebilirsiniz; duygusal bir varlıksınız, ama bir metne sıkışıp kalmışsınız (her gece kan bulmanız ve gündüz vakti uyumanız gerekiyor). Kurtadamlara bakınca, kendi öfkemizi kontrol altına almak için, ümitle mücadele edebileceğimizi görürüz. Ama zombilerin tüm bu korku türlerinden farklı olduğunu söylemeliyim. Çünkü zombilerin, kişisel olmayan bir tabiatı var. Zombiler bizi umursamaz. Bir zombi bağırsaklarınızı yerse, bu kişisel bir şey değildir. Bu korkutucu durum, rastgele şiddet hareketlerini andırır. Ve artık bu, modern hayatı karakterize etmeye başladı.

Bir zombi istilası olsa, ne yapardık?

Net bir şekilde düşünürsek, gerçek bir zombi istilasından kurtulabiliriz.

MATEMATİKSEL OLARAK ZOMBİ İSTİLASI

Ottawa Üniversitesi’nden Avustralyalı matematikçi Robert Smith? (çok yaygın bir isim olduğu için, isminin sonuna soru işareti koyuyor), zombiler, gerçek hastalıklar ve matematiği yan yana getirip, salgınlarla ilgili matematik modellemeler oluşturuyor. Hesaplarına göre, bir zombi 500 bin kişinin yaşadığı bir şehre girerse, bir hafta içinde ya her insan zombi olur ya da ölür. “Zombi istilası olursa, başımız büyük belada demektir. Bir bölümünü öldürebiliriz ama onları kökten ortadan kaldırma konusunda pek başarılı değiliz. Olacak olan şu: Zombiler kazanır ve kazanır. Çünkü çok büyük bir hızla yayılıyorlar. En iyi çözüm, herkesin kendisini savunmasındansa, stratejik bir saldırı” diyor. Smith?, zombi teorilerinden yola çıkarak, gerçek hayattaki İnsan Papilloma Virüsü (HPV) ile ilgili çalışmalar yapıyor. Smith?, zombilerle ilgili çalışmalarının, matematiğe fobisi olan insanların bile ilgisini çektiğini söylüyor.

Koronavirüs’te son durum ne? Virüsün yayılımını gösteren 4 canlı harita

Distopyanın adı Covid 19 – Albert Camus’nün Veba’sından Corona Virüse

Yarasalar hakkında neler biliyoruz?

Benzer Yazılar

Yorum bırak

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Tamam