Kartal Gibi Olmak

Kartal Gibi Olmak

Atlas, Çarşı’nın önde gelenleriyle doğa koruma çabalarına verdikleri destekler üzerine konuştu. “Biz çevreye saygılı insanlarız.”

Yazı: Özcan Yüksek
ATLAS TEMMUZ 2014/SAYI:244

Özcan Yüksek: Siz Çarşı olarak en başından beri bu olayın kalbinde yer aldınız, neler söyleyeceksiniz?
ÇARŞI: Biz çevreye saygılı insanlarız, çevreci olarak bir duruşumuz var. Bir tek Gezi Parkı değil, daha önce de yapmış olduğumuz çevreci eylemlerimiz var. Neden Gezi Parkı? Çünkü Taksim Meydanı’yla ikisi bir aradadır, ikisini ayrı düşünemeyiz. Gezi Parkı, Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi aslında bir kültürü temsil eder.

ÖY: Bu bahsettiğiniz yerler semtiniz Beşiktaş’a da yakın.
ÇARŞI: Tabii. Buraya bir AVM yapıldığı zaman ağaçlar yok olacak. Ağaçlarla birlikte buradaki bir kültürü de yok edeceğiz. AVM’den sonra kültürel olarak meydana doğru değişim başlayacak, o eski aktivist kimliğini kaybedecek. Meydan kaybettiği zaman sıra İstiklal Caddesi’ne, Beyoğlu’na gelecek. Şuradaki bir ağacın yetişmesi 50 sene, 70 sene. Sen bu ağacı Topçu Kışlası ya da başka bir bahaneyle kesemezsin.

ÖY: Çarşı, Gezi Parkı’ndan önce de bunu fark etmiş bir grup olmalı ki bu kadar hassas bir refleks gösterdi.
ÇARŞI: Hasankeyf sular altında bırakılacağı zaman da tepkimizi koyduk. Orada da bir kültür suların altında kalıyor. Gezi Parkı’yla Hasankeyf’i paralel düşünebiliriz. Bir kültürü yok ediyorsun, gömüyorsun. HES’lerde de doğayı yok ediyorsun, bir doğa katliamı. HES’lere de karşıyız. Hatta statta “Trabzon kendi kalene gol atma” diye pankart açan bir arkadaş ceza aldı.

ÖY: Nasıl bir ceza?
ÇARŞI: Bu işler kolay değil, biz burada eylemi yapıyoruz ama cezai müeyyide gelebiliyor. Stada pankart sokmak kolay değil. Bırakıyorsun içeriye, polis kontrol ediyor, kontrolden geçen pankart asılıyor. Veya polis asıldıktan sonra kontrol ediyor. “Bu pankart uygun değil” dendiği zaman stat görevlileri onları söküyor.

ÖY: Bir maçta da nükleerle ilgili bir pankart vardı.
ÇARŞI: Çernobil kazasının yıldönümüydü. Greenpeace’ten de destek aldık. Futbol üzerinden, stat üzerinden daha fazla ses duyuluyor. O pankartı Taksim’e, Eminönü’ye astığın zaman o kadar yankı bulmuyor. Ama bir stadyumda daha fazla kişiye ulaşabiliyorsun.

Necmi Karul: Stattan, tribünden daha büyük bir kalabalığa ulaşıyorsun ama herkes bunun için Beşiktaşlı olmuyor. Beşiktaşlıların hepsi mi bu kadar duyarlı?
ÇARŞI: Her şey semt olgusundan kaynaklanıyor.
NK: Çağlayan’da büyüdüm ve 12 yaşımdan beri İnönü’de maç izliyorum. Benim de aynı duyarlılığım var ama semt bağlılığım olmadı. Tribünde benim gibi birçok insan var.
ÇARŞI: Maçtan önce Beşiktaş’a gelirsin. Her türlü insanı vardır. O anda kimse bunu yadırgamaz. Sarılırsın, o duyguyu yaşarsın. Diyelim ki ben Türkiye’nin başka bir yerinden geliyorum. Üç kere, beş kere o semte geldiğim zaman semtteki akımlardan, hareketlerden etkileniyorum. Genel ağırlık semttir. Semt ağırlığını koyar Çarşı’ya. İnternetten, forumlardan, Facebook’tan insanlar ÇARŞI’yı takip ediyor, sözlerden, yazılardan etkileniyorlar. Bu bir aidiyet duygusu yaratıyor. Yaratıcılık orada bence.

ÖY: Beşiktaş’ın sembolünün kartal olması doğayı çağrıştırıyor. Bu konuda ne diyorsunuz?
ÇARŞI: Tabii, belki bize bu azmi veren kartal. Beşiktaş’tan Dolmabahçe’ye giden ağaçlı yol Türkiye’nin en güzel yollarından biri. Bize bu doğa sevincini o ağaçlar mı veriyor diye düşünüyoruz.
ÖY: Mesela statta İstiklal Marşı söylenirken herkes kartal işareti yapıyor. Bir kartala dönüşme duygusu veriyor mu size, neler hissediyorsunuz? Orada sanki Orta Asya’daki bir Şaman ayini yaşanıyor.
ÇARŞI: Bu bizim çevreye karşı, dünyaya karşı kendi duruşumuz. Stada yaklaştıkça kalbin hızlanır, evine yaklaştığını hissedersin, mutluluk artar. İstiklal Marşlarında kolları kaldırmak bizim için bir duruş, bir hareket; mutlu hissedersin kendini, huzurlu hissedersin, güçlü hissedersin, güç verirsin. O stadın, Beşiktaş’ın bizim için yeri farklıdır. Ezan okunur, ramazandır, bir anda herkes iftar açar, statta bir sessizlik olur. Maç izlerken bir esintiyle Boğaz’ın kokusunu alırsınız. Geçen gemileri görürsünüz, martılar stadın üzerinde uçar. Bir anda yağmur başlar, çimin kokusunu alırsınız. Evimiz gibidir. Biz orada doğuyoruz, büyüyoruz, yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz. Çocuklarımız da orada yaşayacak. Onlar için zaten bu duruşu sergiliyoruz. Onlar için buradayız, onlar için nükleersiz bir Türkiye istiyoruz. Beşiktaş bizim hem babamız hem çocuğumuz. Onsuz bir hayat olmaz, olamaz. Yarım kalırız. Biz de o sevgiyi yaşatmaya çalışıyoruz. İnşallah yaşatırız.

NK: Türkiye’nin her yerinde, örneğin Hasankeyf’te, Tunceli’de insanlar baraja karşı toplanıyorlar. Kendilerini ifade etmek için Çarşı’nın üzerinden bir yol seçiyorlar. Bunlar Beşiktaşlı, Çarşılı çocuklar, öyle hissediyorlar kendilerini. Sizden bir fikir alıyorlar mı, soruyorlar mı?

ÇARŞI: Bizde abi kardeş ilişkisi vardır. “Abi şöyle dedi, bu yapılacak” değil. En genç Beşiktaşlı kardeşimizden bile bir fikir gelebilir. Konuşma özgürlüğü vardır. Kafamıza yatan bir şeyse destekleriz. Eylemlerde karar mekanizması vardır, konuşulur, “bu yapılabilir” denir. Ama Çarşı adına da çok eylem yapan var, Çarşı’nın adını kullanıyorlar ama bunlar cılız kalıyor.

NK: Farklı taraftar gruplarıyla çevre duyarlılığı konusunda bir iletişiminiz var mı?
ÇARŞI: Antifaşist açıdan yakın hissettiğimiz gruplar var. Komşumuz var, Yunanistan PAOK var.
ÖY: Onlar İstanbul kaynaklı bir kulüp ayrıca.
ÇARŞI: Hatta Beşiktaş kaynaklı. Almanya Hamburg’dan St. Pauli var, onlarla da diyalog kuruyoruz. Hiçbir şey tesadüf değildir, Beşiktaş’ın da PAOK’un da simgesinin kartal olması, ikisinin de aynı protest tavırda olması… Aramızda bir bağ var gerçekten.

Paylaş: