Tacikistan Pamirleri, İsmaililer

Tacikistan Pamirleri, İsmaililer

Asya’nın ortasında Tanrısal bir taht gibi yükseliyor Pamir Dağları. Bıçak gibi göğe dalan zirvelerin gözlerden sakladığı vadilerin derinliklerinde, eski İpek Yolu’nun kıvrımlarında bir mucize barınıyor: İsmaililer. İslam dünyasının en sıra dışı tarikat ehli onlar; peygamber ve soyuna sadakatin müritleri… Bir hak davasının, adalet arayışının erleri; eşitlikçi bir imanın davetçileri… Atlas, Tacikistan’ın Badahşan bölgesinde İsmaililere konuk oldu; Ali yandaşlığı ile başlayan, Karmatiler ve Haşhaşilerle zirvesine çıkan olağanüstü maceranın öykülerini dinledi.

Yazı: Kemal Tayfur / Fotoğraf: Kerem Yücel

Badahşan hırçın nehirleri, sarp vadileri, yıkılıp yürüyen tehditkâr dağları, hem coşkulandıran hem ürküten karlı zirveleriyle Orta Asya’nın omurgasını oluşturur. Bilinmezlikleri, gizemleri ve mucizeleri bu derin ülkeye efsanevi bir ruh katar. İster dünyanın sınırlarını döven göçebe savaşçılar, onların hanları, kralları, sultanları; İskit, Hun ya da Göktürk kağanları, Makedonyalı İskender, Cengiz ya da Timur, bu dağlarda düşmanından saklanan ve bu dağları aşıp Hindistan’ın kaderine hükmeden Babür; İsmaili daileri ve fedaileri; ister seyyahlar, eski zaman coğrafyacıları, mal ve fikir taşıyan kervancılar; isterse de bizim gibi sıradan yolcular, bu derin ülkeye giren herkes sarsıcı duyguların girdabına kapılır. Birbirini izleyen, birbirinin içinden yükselen, birbiri üstüne kapaklanan dağlar, bir yandan gökyüzünün sonsuzluğunu kuşanır, bir yandan da o sonsuzluğu sürekli kesintiye uğratır. Ziyaretçi daha ilk adımda dizginlenemez bir heyecana sürüklenir; aşılmaz dağların arasında sonsuzluğa karıştığını hisseder. Bir sonraki adımda bunun bir hüsnü kuruntu olduğunu kavrar: Doğa durumu o yoğun coşkuyu bastırır ve insana sınırlarını hatırlatır. Duygular resmi geçidi böyle başlar. Coşku ve korku, sevinç ve kaygı, umut ve umutsuzluk, bunaltı ve ferahlık, bilinmeze duyulan merak ve bilinmezle karşı karşıya olmanın getirdiği hayret aynı anda yaşanır.

Bu dağlar, Pamirler’dir. Kimilerine göre adı, Sanskritçede “nehrin ötesindeki ülke” anlamına gelen “upa meru”dan, kimilerine göre Farsçada “güneşin ya da Tanrı’nın ayağı, kaidesi” anlamına gelen “pa-i mihr” sözcüğünden geliyor. İsmaililer için “pa-e Mir”, yani Hz. Ali’nin ayağı demektir. Her halükârda Orta Asya’nın tahtıdır. Doğusu Tienşan Dağları’nın hemen ardından Çin topraklarında Kaşgar havzasının, batısı ise Maveraünnehir’in, tarihi Baktriya ve Farsistan’nın kabul salonudur. Kuzeyinde bir kapı Fergana Vadisi’ne açılır; bir başka kapı ise Alay Dağları üzerinden Büyük Bozkır’a geçişi sağlar. Güneyinde Hindistan’a doğru Karakurum, Afganistan’a doğru da Hindikuş Dağları yükselir. Bugün Çin, Tacikistan ve Pakistan arasında uzanan ve ünlü Vahan Vadisi’nin en çarpıcı kısmını içine alan “Afgan Parmağı”yla birlikte Afganistan içlerine yayılır. Uzantıları Çin ve Kırgızistan topraklarını da engebelendirir. Uzunluğu doğudan batıya 400, kuzeyden güneye 225 kilometredir ve 8 bin 400 kilometrekarelik bir alanı kaplar. Hind’in, Çin’in, Pers’in, Arap ve Batı dünyasının gözlerini kamaştıran “lal-i Badahşani” (Badahşan yakutu) ve “lapis lazuli”nin (Badahşan laciverttaşı) kaynağı işte bu dağlardır.

Bu yüksek ülkede yazın sıcağın, kışın soğuğun ama daima rüzgârın hükmü geçer. Yaşamı alabildiğine zorlaştırdığı için buna iklimin ihaneti diyenler de var ama burada bin yıllardır insanlar yaşıyor. Geneline ıssızlık hâkimse de, kurtların cirit attığı topraklarda, nehir ve dere yataklarının genişleyip yerleşime ve bir ölçüde tarıma izin verdiği vadi tabanlarında antik dönemlerden bu yana varlığını sürdüren kasaba ve köyler bulunuyor. Daha da yükseklerde ise konargöçerliğini sürdüren küçük göçebe topluluklar barınıyor. Bu son derece zor koşullar altında yaşamayı tercih ettiklerine göre, Pamir onlara bizim anlayamadığımız bir hayat sunuyor. Her şeyden öte güvenlik sağlıyor; yabancı ve yıkıcı etkilere karşı bir tür sığınma olanağı veriyor. Vahan Vadisi’nde bir köy, küçücük bir köy dünyada başka hiçbir yerde konuşulmayan kendi dilini konuşuyorsa; Pamir dilleri adı altında tasnif edilen ve neredeyse her vadinin kendi dilini konuştuğu bir dilsel zenginlik var olabiliyorsa bunda coğrafi engellerin büyük payı var. Pamirlerin bir başka kayıp vadisinde, Varzob Nehri Vadisi’nin bir kuytusunda yaşayan Yagnobiler, Sogdca konuşmaya devam ediyor ve Sogdiyan uygarlığının son temsilcileri olarak bugün de varlıklarını sürdürüyorlar.

Bu yönüyle ülkeleri ve uygarlıkları birbirinden ayırıyor gibi görünüyor Pamirler. Doğru değildir bu. Tarih boyunca büyük uygarlıkların, en güçlü imparatorlukların buraya hükümran olmak için can attığını, Asya’nın efendisi olmak için önce bu bölgeyi elde etmenin şart olduğunu unutmamak gerekir. Dağlık ve geçit vermez de olsa İç Asya’nın kalbinin bu yalıtılmışlığı aslında yeni zamanların işidir. Ticaret yollarının kapanması pahasına sınırların geçirgenliğini ortadan kaldıran modern zamanların oyunudur.

Pamirler, eski dünyaya hayatiyet kazandıran bir ağın; Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan yolların düğüm noktasıydı. Çin’in Şian kentinden yola koyulan ticaret kervanları, ölümcül Taklamakan Çölü’nü ya Turfan üzerinden Tienşan’ları izleyerek, ya da Kunlun Dağları eteklerinden geçerek Kaşgar’da buluşur, Pamir Dağları’nda Batı’ya açılan kapıdan geçerlerdi. Daha kuzeyde, Urumçi üzerinden geçen bir güzergâh daha vardı ama asıl yol, Pamir’in derin vadilerine dalan yoldu. Bizlerin İpek Yolu, Pamirlilerin “İbrişim Yolu” dediği, üzerinde sadece insanların ve ticarete konu malların değil fikirlerin, dinlerin, masalların, destanların, rüyaların geçit yaptığı o efsanevi yol binlerce yıl bir otoyol gibi işledi. Eskiler, böylesine önemli bir yol için niye bu dağlık ve çetin araziyi seçtiler diye soruyorsanız; cevap açıktır: “Başka yol yoktur.”
Bunu daha iyi anlamak için atlasları açıp haritaya bakmak yeterliyse de, “ulaşılmaz, geçit vermez” gibi sıfatlarla anılan Pamirler’i görmek vadilerine dalmak gereklidir.

Panj Nehri’nin, Badahşan’ın başkenti Horog’dan itibaren yukarı kesimi antik İpek Yolu’nun en önemli güzergâhı olan Vahan Vadisi’ne açılır. Çin toprakları içinde kalan Tarım havzasını Badahşan üzerinden Orta Asya’ya bağlayan Vahan Vadisi, bugün yoksul bir görünüm sergilese de, İpek Yolu ticaretinin ana koridoru olarak ve dağlarında sıkça bulunan yakut gibi değerli taşlarla binlerce yıl bir zenginlik vahası olarak kaldı. Vadinin hem Tacikistan hem Afganistan kısımlarındaki köy ve kasabalarda yaşayanların tamamı İsmaili. Görkemli dağların avucundaki vadide o dönemlere ait kale ve tapınakların kalıntıları halen ayakta. Ateşperestlerin kalesi olarak bilinen Yamçun Kalesi İÖ 3. yüzyıla tarihleniyor.

Panj Nehri’nin, Badahşan’ın başkenti Horog’dan itibaren yukarı kesimi antik İpek Yolu’nun en önemli güzergâhı olan Vahan Vadisi’ne açılır. Çin toprakları içinde kalan Tarım havzasını Badahşan üzerinden Orta Asya’ya bağlayan Vahan Vadisi, bugün yoksul bir görünüm sergilese de, İpek Yolu ticaretinin ana koridoru olarak ve dağlarında sıkça bulunan yakut gibi değerli taşlarla binlerce yıl bir zenginlik vahası olarak kaldı. Vadinin hem Tacikistan hem Afganistan kısımlarındaki köy ve kasabalarda yaşayanların tamamı İsmaili. Görkemli dağların avucundaki vadide o dönemlere ait kale ve tapınakların kalıntıları halen ayakta. Ateşperestlerin kalesi olarak bilinen Yamçun Kalesi İÖ 3. yüzyıla tarihleniyor.

Sır Tarikat
Bu coğrafyayı böylesine uzun anlatmam sebepsiz değil. Burada, bu yüce dağların derinliklerinde, bu coğrafyanın ruhunu yoğurduğu bir hayat, bir mucize barınıyor. Öyle bir mucize ki, insanlar bin yıldır onun gizemleriyle uğraşıyor. Hakkında yazılmadık, söylenmedik şey kalmamışsa da hâlâ en az bilinen, en az tanınan bir muamma gibi. Bin yıl boyunca bir sır perdesinin ardında yaşanan bir hayattan, İslam dünyasındaki en sıra dışı tarikat ehlinden söz ediyorum. Batı dünyasının zaman zaman hastalıklı boyutlara varan aşırı ilgisine, İslam dünyasının yok sayıcı tutumlarına ama her ikisinin karalayıcı hükümlerine aldırmadan yaşayan bir halktan; İsmaililerden…
Buraya geldiğimde onlar hakkında çok şey bildiğimi sanıyordum. Mezhep tartışmalarına, dinsel ve felsefi telakkilerine, tarikatın ortaya çıkışına, uğradıkları zulümlere, suikast terimini (assassin) Batı dillerine kazandıran sert, hatta dehşet verici mücadele biçimlerine, bir dönem dünya siyasetine yön veren çabalarına ve ansızın ve sessiz sedasız tarih sahnesinden çekilişlerine ilişkin çok şey okumuştum. İlk laik ve eşitlikçi cumhuriyeti onlar kurmuşlardı. İslam tarihinin en sert çekişmesinde başrolü oynamış, hilafet kurmuş, ülkelere hükmetmişlerdi. Haşhaşileri bilirsiniz; onun efsanevi önderi Hasan Sabbah, İsmaili tarihinin en önemli şahsiyeti değil miydi? Onunla ve Moğol ordularının yerle bir ettiği İran’daki Alamut Kalesi’yle ilgili efsaneleri kim bilmez.

Ama işte hepsi bu. Bin yıl önce olup bitmiş olaylar; kapanmış bir tarih. Peki ondan geriye ne kaldı? Dünyanın dört bir yanına dağılmış, bulundukları ülkelerde kendi halinde yaşayan, bırakınız kendilerini tanıtmayı, haklarındaki karalayıcı ve yaralayıcı hükümleri silmeye bile tenezzül etmeyen topluluklar. Var olduklarını biliyoruz; Tacikistan’da, Hindistan’da, Pakistan’da, Afganistan’da, İran’da, Suriye ve Yemen’de, bazı Afrika ve Batı ülkelerinde yaşıyorlar. Dünyaca ünlü bir liderleri var; hem maddi zenginliği, hem de kültür ve sanat dünyasındaki etkin konumuyla tanınan Kerim Ağa Han.

Onları tanımak için geldiğim Tacikistan, aşina olduğum bir dünyanın parçasıydı. Moğolistan dahil Orta Asya ülkelerinin tümünü dolaşmıştım ve Tacikistan’da da oralardakine benzer bir manzarayla, ortak bir kültür dokusuyla karşılaşacağımı biliyordum. Tacikistan için genel hatlarıyla yanıldığımı söyleyemem. Türkçe konuşan diğer ülkelerden farklı olarak Farsi bir dil konuşulan bu ülkede, mutfak kültüründen geleneklere, yaşama alışkanlıklarından davranış tarzlarına her alanda Orta Asya’nın ortak değerleri hâkimdi. Zaten Tacikler çoğunluğu oluştursa da diğer Orta Asya halklarının da bu ülkede bakiyeleri var. Sınırlar Rus Çarlığı ve Britanya İmparatorluğu arasındaki “Büyük Oyun”la ve sonrasında Sovyet yönetiminin tasarımıyla belirlendiği için Orta Asya sınır aşan halklarla dolu. Örneğin Tacikler sadece Tacikistan’da yaşamıyor; komşuları Afganistan, Özbekistan ve Kırgızistan’da da önemli nüfus oranlarıyla varlıklarını sürdürüyorlar. Aynı şey komşu halklar için de geçerli. İsmaili halkı da bölünmüş durumda. Onların tarihi yurdu Badahşan’ın bir kısmı Afganistan sınırları içinde ve aynı dili konuşan, aynı inançları paylaşan, çoğu akraba insanları derin bir vadide akan mavi bir nehir ayırıyor. Bir de bu 150 yıllık ayrılığın getirdiği yabancılaşma ve farklı yönetsel-toplumsal koşulların yarattığı kültürel ayrışmalar var.

Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’ye vardığımızda ilk işimiz, Kerim Ağa Han’ın bir mimarlık harikası olarak inşa ettirdiği İsmaili Kültür Merkezi’ni ziyaret etmek oldu. Burası dört bölümden oluşan modern bir külliye esasında. Gençlik merkezi, eğitim merkezi, sosyal merkez ve ibadet merkezi iç içe. Dünyaca ünlü mimarlık ödüllerinin dağıtıcısı Kerim Ağa Han, bu merkezin yapımına da büyük özen göstermiş. Merkezdeki yetkilinin anlattığına göre, geleneksel mimariye uygun inşa edilen yapı için tuğla Semerkant’tan, mermer Tacikistan’dan, ahşaplar Malezya ve İsveç’ten, cam İtalya’dan sağlanmış. Ama malzemeler esas alındığında yapı Semerkant, Buhara ve Taciksitan’ın bütünlüğünü ifade ediyor. Bugün Buhara’da bulunan İsmail Samani’nin (Taciklerin bugün bir ulusal önder olarak kabul ettikleri, 10. yüzyılda hüküm süren Samani sultanı) türbesi merkezin mimarisine ilham kaynağı olmuş.

Ancak merkezin asıl ayırt edici özelliği İsmaili inancının bütün özelliklerini yansıtması. Uzaktan beş büyük kulesiyle dikkat çekiyor. Bunlar sonradan Pamirler’de her evde göreceğimiz “inanç sütunları”nın abideleşmiş hali. Kuleler peygamber ve ehlibeyti temsil ediyor. Şah Kule Hz. Muhammed’i temsil eden kulenin adı. Diğer kuleler de peygamberin kızı Fatma ve damadı Ali ile onların oğulları Hasan ile Hüseyin’e adanmış. Binanın her bölümü yüksek ve aydınlık koridorlarla birbirine bağlanıyor ve ortada geniş bir avluya açılıyor. Çocuk oyun alanı bile ihmal edilmemiş. Çocuklar için ayrı bir bölümün olması özellikle önemli; genellikle akşamları ibadet merkezine kadınlı erkekli gelen aileler, çocuklarını oyun alanına bırakıyorlar. Gençler de kendi bölümlerinde ya da kütüphanede zaman geçiriyorlar. İsmaililer ezelden beri laik bir toplum ama modern Tacikistan’da çok katı bir laiklik hüküm sürüyor: 18 yaşından küçüklerin herhangi bir ibadethaneye girmesi, dini eğitim alması yasak. Çocuklar dinsel tercihlerini ancak reşit olduktan sonra ifade edebiliyor ve gereklerini yerine getirebiliyor. Bu uygulamanın yakın zamanlarda yaşanan siyasi olaylarla sıkı ilişkisi var. Sovyetler’den bağımsızlığını kazanan bu genç ülke 1991-1997 yılları arasında kanlı bir iç savaş yaşamıştı ve halen de radikal İslamcı hareketlerle mevcut yönetim arasında gerginlik devam ediyor.

İsmaili cemaatinin ibadet için toplandığı bölüme loş bir koridordan iki dönüş yaparak ulaşılıyor. Fiziksel dünyadan, manevi dünyaya geçiş bu iki dönüşle sağlanıyor. Dış dünyaya ait çekişmelerin, hırsların, öfkelerin, anlaşmazlıkların, kaygı ya da korkuların buraya girmemesi gerekiyor. Yani insanlar ibadet mekânına içsel bir arınma yaşayarak geçiyor. İbadet kısmı, doğal ışıkla aydınlanıyor ve yüksek pencerelerden süzülen ışık İsmaili inancına göre insanı kutsal olana bağlıyor.

Burada, merkezin yetkilisi Nasır Bey’e, İsmaili inancına ve İsmaililere ilişkin sorular soruyorum. “Bu merkeze gelip ne yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar?” Burası bir cami değil çünkü ve gelenler namaz da kılmıyorlar ya da bizim bildiğimiz İslami ritüelleri uygulamıyorlar. Yetkili kısaca “Dua ediyorlar, isteyen namaz da kılar” diyor. Ama aslolan “Peygamber ve ehlibeyte sadakat. Bizi ve tarihimizi belirleyen budur.” Bu sadakatin, onları diğer İslam topluluklarından ayıran değil de birleştiren unsur olması gerekmiyor mu? “Bizi İslam’dan ayrı görenler varsa da, biz kendimizi İslam’dan ayrı tutmayız” diyor. “Biz zulüm ve istibdat dolu dünyada adalet ve hakkaniyeti, hiç değilse kendi içimizde, yaşatmaya çalışıyoruz.”
Bir topluluğun kendini yüceltmek için sarıldığı sözler değil bunlar; inançla ve samimiyetle dile getirildiğini, İsmaili tarihinden süzülen bu hikmetin Pamir Dağları’nın derinliklerinde hâlâ soluk alıp verdiğini anlamak için Badahşan’a varmalıydık.

Ama Badahşan’a ulaşmak o kadar kolay değil. Başta sözünü ettiğim o dağları aşmak gerekiyor. Duşanbe’den Badahşan Özerk Bölgesi’nin başkenti Horog’a 680 kilometrelik karayoluyla ulaşmak için yaklaşık 18 saatlik zorlu bir yolculuğu göze almalısınız. Bu yol, “dünyanın en yüksek otoyolu” (Pamir Highway) diye tanımlansa da eski İpek Yolu’ndan tek farkı, şimdi deve kervanları yerine ciplerin ve kamyonların zorlukla geçişine izin verecek kadar genişlemiş olmasıydı. Biz şanslıydık. Bu gezinin destekçisi, mobil iletişimin öncülerinden TeliaSonera’nın Avrasya Bölgesi Başkan Yardımcısı Erim Taylanlar’ın girişimiyle, Kerim Ağa Han Vakfı bir helikopter tahsis etmişti. Gene de gidişimiz hava şartlarına bağlıydı ve uçuş her an iptal edilebilirdi. Ayrıca bölgeye giriş çıkışlar da hükümet iznine tabiydi. TeliaSonera’nın Tacikistan’daki GSM operatörü Tcell’in yetkilileri yardımcı oldu ve Kiril harfleriyle yazılmış mühürlü özel izin belgesini “sakın kaybetmeyin” diyerek elimize tutuşturdular. Şirket, geziyle ve iletişim ihtiyaçlarımızla ilgili her ayrıntıyı da planlamıştı. Genel Müdür Mansur Hamidov, “Tacikistan’ın Türkiye ile kültürel ortaklıkları olsa da buradaki kültürel dokunun” bizim için çarpıcı olacağını söyledi. Ama “coğrafi bakımdan zor bir ülke”ydi. Ülkenin büyük bölümü dağlık ve dağların ortalama yüksekliği 6 bin metre. Ulaşım hâlâ ülkenin her yanında en büyük mesele ama iletişim sorunu büyük ölçüde halledilmiş. Öyle ki, Hamidov’a göre “Tacikistan iletişim altyapısı sayesinde Orta Asya’nın finans ve bankacılık merkezi” konumunda. Şirket olarak Pamir yöresine özel bir önem verdiklerini söylüyor ve “Gittiğinizde dünyadan kopmayacaksınız” diyor. Ama şirketin Pamirler’deki faaliyetleri “kapsama alanıyla” sınırlı değil. Bazıları Ağa Han Vakfı ile ortaklaşa yürütülen pek çok sosyal projeden bahsediyor. Tabii özellikle gençleri ve çocukları hedef alan bu projeler (26 bin öğrenciye ücretsiz internet erişimi sağlanması gibi) ülkenin tamamına hitap ediyor. Pamirler için öncelik, sağlık ve eğitim hizmetleri alanında. Hastanelere ve okullara teknik donanım ve hastalarla, özellikle de hamile kadınlarla enformasyon sağlanıyor.

İpek Yolu Üzerinde
Bizi Pamirler’e ulaştıracak helikopter havalandığında, gözlerimizi başka bir dünyaya açmış gibiydik. Zirvelere sürünerek geçiyorduk; yer yer derin vadilere, duvarları arşa uzanan koridorlara dalıyor, bir kayakçı gibi kıvrıla büküle ilerliyorduk. Bazen altımızdaki manzara dalgalı bir okyanus gibi öylesine genişliyor ve belirsizleşiyordu ki, havada asılı kaldığımız hissine kapılıyorduk. Ama kesin olan bir şey vardı: Rotamız, eski dünyanın karşılaşmalar ve karışmalar güzergâhı İpek Yolu’nu izliyordu.

Burada dağların yükseldiği taban ortalama 4 bin metre yüksekliğinde. “Dünyanın çatısı” diye anılan bir plato aslında. Bıçak gibi sivri zirveler bu taban üzerinde yükseliyor. Zirvelerin en yükseği 7 bin 495 metre ile İsmail Samani Zirvesi, eski adıyla Komünizm Zirvesi. Diğer zirvelerin bir kısmı hâlâ Sovyet dönemindeki adlarıyla anılıyor: En kuzeyde Kırgızistan sınırı yakınında Lenin Zirvesi, orta kesimde Devrim Zirvesi, güneyde Afganistan sınırında Karl Marx ve Engels zirveleri gibi.

Yukarıdan bakıldığında, bir yaşamsızlık okyanusunu andırsa da vadilerde renkli ve etnik çeşitliliği zengin bir hayatın hüküm sürdüğünü biliyoruz. Toplam nüfusu 250 bin civarındaki Pamir halkları (İrani İsmaililer, Tacikler ve az da olsa Afganlar, Türki Kırgızlar ve Özbekler), dağların izin verdiği küçücük alanlarda tarımla geçinen ya da göçebe yaşamın güçlüklerine hâlâ direnen tabiatları sert, kalpleri yumuşak, özgürlüklerine düşkün insanlardan oluşuyor. Dışarıdan bir bakış, hele ilk kez karşılaşıyorsa, onları vadiler labirentine sıkışmış, dahası kapana kısılmış halklar diye tasnif edecektir. Öyle değildir. Sonunda helikopterimiz, Panj (Penc) Nehri’nin Şahdere ile buluştuğu ve yatağının hayli genişleyip bölgenin en büyük yerleşimine izin verdiği Horog’a indiğinde çok zor coğrafi koşullarda yaşamanın yoksunluk ve mahrumiyetle eşdeğer olmadığını çabucak anladık.

Horog 38 bin nüfuslu küçük bir şehir. Özenle ve sevgiyle bezenmiş bir bahçe gibi. Şehri doğuda Murgab’a bağlayan yol Şahdere Vadisi’ni izliyor. Şahdere, şehrin tam ortasından akıyor ve şehrin tam çıkışında Panj Nehri (Der’yoi Panj) ile kucaklaşıyor. Panj’ın güney yakasında Afganistan toprakları uzanıyor. Ki burası Badahşan’ın tarihi ve beşeri bir parçası. Hem Horog ve çevresinde, hem de Badahşan’ın Afganistan kısmında neredeyse tamamen İsmaililer yaşıyor.
Kiminle konuşursak, bu ülkenin en eski yerlileri olduklarını söylüyor. Vahan Vadisi’nde 3 bin 500 metre yükseklikteki Viçkut köyünde yaşayan Kerim El Hüseyni, köklerinin çok eskiye dayanması ile övünüyor, vadideki Yamçun Kalesi’ni işaret ederek “Atalarımın yadigârı, ailemizin gururu” diyor. Ailesinin, Zerdüştlükten Budizme, oradan İslam’a uzanan inanç yolunu anlatıyor. Ama sonra, “hepimiz Fatma’nın çocuklarıyız” diyerek İsmaili kimliğini paylaşıyor.

İsmaili kimliğinin kökeni İslamiyetteki en derin ayrılığa dayanıyor ve o ayrılığın izlerini taşıyor. Peygamberin ölümünden sonra bu yeni dinin izleyicileri, halifeliğin kimin hakkı olduğu konusunda bölünmüşlerdi. Şia, bu bölünmeden doğmuştu. Şiat’ül Ali, yani Ali Yanlıları, halifeliğin peygamberin damadı Ali ve onun soyundan gelenlerin hakkı olduğunu ileri sürmüş ve Ebubekir, Ömer ve Osman’ın halifeliğini kabul etmemişlerdi. Ali’den sonra oğullarının da katledilmesi bu ayrılığı derinleştirdi. Şia, Ali ve soyundan gelenleri imam kabul ederek İslam’ın iki temel mezhebinden (diğeri Sünnilik) biri haline geldi. İsmaililer ise Şia içindeki bir yol ayrımının ifadesi olarak ortaya çıktı. 6. İmam Cafer Sadık’ın ölümünden sonra onun büyük oğlu İsmail’in imam olması gerekiyordu. Ancak nedenleri açık olmamakla birlikte, cemaat onu değil küçük kardeşi Musa’yı imam olarak tanıdı. Musa’nın ve varislerinin imameti, Şiilerce halen tanınmaktadır. İsmail yanlıları ise İsmail’i ve onun soyundan gelenleri imam olarak kabul ettiler ve İslam tarihinin en ihtilalci, en muhalif fırkasını oluşturdular. İslam dünyasının her yanına yayıldılar, örgütlendiler, yüzyıllar sürecek bir iktidar mücadelesi verdiler. (Bkz. Eşitlikçi Ütopya)

Bugün Pamirler’de olsun, yaşadıkları diğer ülkelerde olsun, İsmaililer iktidar mücadelesinden tümüyle çekilmiş durumda. O yüzden tarih sahnesinden de çekilmiş görünüyorlar. Üstelik bu yeni bir şey de değil. Pamirler’deki rehberimiz, aynı zamanda genç bir İsmaili dervişi Akmar, İsmaililerin İran yaylalarından bu bölgeye gelişlerini Moğol istilasına bağlıyor. Moğollardan kaçarak bu dağlık bölgeye sığınmak onlara güvenlik sağlamış ama dünyadan ve tarihten yalıtık hayat da böyle başlamış. “Çok zor zamanlar yaşadık ama yeni bir hayat kurduk” diyor. “Küçük evlerde kalabalık yaşanması, bir aradalık inançlarımızı gelecek kuşaklara aktarmamıza kolaylık sağladı. Hayatta kalabilmek için her aile daha çok çalışmak zorunda kaldı, bırakın dünyayı komşularla, yakındaki köylerle bile bağlar zayıfladı. Ancak her İsmaili cemaat içinde var olabilir. İyi şeyler de kötü şeyler de paylaşılırsa İsmaililik yaşar. O yüzden her evde ortak bir mekân; bir toplanma ve ibadet salonu oluşturuldu.”

İnanç Sütunları
Bugün Pamirler’de hangi eve girseniz, bir “İsmaili camisi”yle karşılaşırsınız. Şahdere Vadisi’nin en güzel noktasına kurulu Roştkala (Kızılkale) köyünde, ehlibeyt soyundan geldiği kabul edilen Ali Ekber bizi ibadetlerin, dini törenlerin, düğün ya da cenaze törenlerinin yapıldığı salonda ağırladı. Ali Ekber, aynı zamanda bu bölgedeki en önemli destan anlatıcısıydı. Peygamber ve ehlibeytin yaşamöykülerinin, İsmaili tarihinden kıssaların ruba ve tanbur eşliğinde anlatıldığı bu destanlar, dinleyenler için aynı zamanda etkileyici bir müzik şöleni. Ricamızı kırmadı ve bize destanından parçalar okudu; “Bitirmeye kalkarsam 8 saat sürer ve sizin o kadar vaktiniz yok” deyip tanburu duvara astı.

Allah’a, Kuran’a, peygambere, ehlibeyte inançları tam bir Müslüman cemaat olarak İsmaililerin camiye ve ezan sesine ihtiyaç duymaması şaşırtıcı gelebilir. Onların yaşadığı bölgelerde tek bir cami bile yok. Ali Ekber, ibadet ve merasimlerin gerçekleştirildiği sembolizm yüklü salonu anlatırken “İsmaililerin camisi yok diye laf edilir. Bizde her ev ibadethane, her ev Allah’ın evi” diyor.

İsmaililerin özel ibadet ve dua yeri olarak kullandıkları salonla birlikte ev, bütünüyle evreni temsil ediyor; doğanın üç krallığını simgeleyen üç yaşam alanından oluşuyor: Yazları uyumak ya da yemek yemek için kullanılan küçük bir giriş, buradan geçilen geniş bir oda. Oradan da bir başka kapının açıldığı dar bir holden geçilen salon. İlk başta basit, hatta çarpıcılığı olmayan bir yapı gibi görünebilir. Ancak Ali Ekber gibi birinden dinledikten sonra zengin dinsel ve felsefi çağrışımları olan bir mekânda olduğumuzu fark ediyoruz. Nitekim bazı Tacik yazarlar, bu evlerin antik İran ve Budist felsefesinin etkilerini taşıdığını düşünüyor. İlk iki bölüm maddesel ve bitkisel dünyaya tekabül ediyor. Son kısım, ibadet salonu ise manevi dünyayı simgeliyor. “Maneviyat; hayal âlemidir –ki insanlık burada ve onun sınırı yok.”

Manevi olanın alanı olarak kullanılan salon, peygamber ve ehlibeyt sevgisine adanmış. Dört elementi (toprak, su, hava, ateş) simgeleyen dört katmanlı tavanın üzerinde yükseldiği beş sütun sırasıyla Hz. Muhammed’i, damadı Ali’yi, kızı Fatma’yı ve torunları Hasan ile Hüseyin’i temsil ediyor. Hasan ve Hüseyin’in sütunları, üzerinde Güneş ve Ay figürleri bulunan dikdörtgen bir tahta ile bağlanıyor ve iki kardeşin birbirlerine duyduğu sevgiyi ifade ediyor. Hasan sütunu hayatı, dünyayı ve toprağın bereketini, Hüseyin sütunu ise ışık ve ateşi temsil ediyor.
Fatma sütunu yanına kadınlar oturuyor. Bu bölüm diğer bölümlerden biraz daha yüksek ve Fatma’nın şahsında tüm kadınlara duyulan saygıyı ifade ediyor. Ayrıca şifa bulmak isteyen hastalar “Bibi Fatima”ya sığınıyor ve bu sütunun yanında bir gece geçiriyorlar.

İsmaililerin düğünden ölüme bütün merasimleri bu odada gerçekleştirilir. Evlilik törenleri burada yapılır, cenaze son yolculuğuna burada hazırlanır. Ali Ekber, bir ayrıntıya işaret ediyor: “Hz. Muhammed’i temsil eden sütuna şah sütun deriz. Onun yanına sadece pirler, halifler, ev sahibi ve seyyidler oturabilir. Bunun dışında her İsmaili evlendiğinde ve öldüğünde şah sütunun yanına götürülür. Çünkü sadece evlendiğinde ve öldüğünde şah olursun.”

Hazır İmam
Pamirler’de her köyün bir halifi (halife) bulunuyor ve fermanla Ağa Han tarafından görevlendiriliyor. Seyyid’ler, yani peygamber soyundan gelenler dinsel hiyerarşide halifenin üstünde sayılıyor. Dailer, İsmaili inancının davetçileri ise şimdilerde “hoca” olarak anılıyor. Bunların tümünün bağlı olduğu kişiye ise “pir” deniyor. Piri görevlendiren de yine Kerim Ağa Han.
Kerim Ağa Han, dünyanın her yanına yayılmış yaklaşık 25 milyon İsmaili’nin 49. ve şimdiki imamı. Pamirliler onu “Hazır İmam” diye anıyorlar ve peygamber soyundan gelen bir imam olarak büyük saygı gösteriyorlar. Onun fotoğrafları her ev ve işyerini süslüyor. Horog’un halifi Dr. Ali Muhammed Rajput, “Biz İsmaililer, onu zamanımızın imamı olarak kabul ediyoruz” diyor.

Kerim Ağa Han da bu sadakat ve sevgiyi karşılıksız bırakmıyor. Özellikle eğitim alanında Pamirler’e büyük bir destek sağlıyor. Zaten eğitime büyük önem veren İsmaililerde okuryazarlık çok üst seviyede. Ağa Han’ın okullara sağladığı olanaklarla ve yeni kurduğu okullarla yeni bir nesil yetişiyor. Küçücük çocuklar İngilizce konuşuyor. En başarılı olanlar Ağa Han Vakfı’nın sağladığı burslarla Avrupa ya da Amerika’da eğitim görüyorlar. Eğitimde ve fırsat eşitliğinde öncelik kız çocuklarının. Zaten, kadının Pamir toplumundaki etkin konumu her gözlemciyi şaşırtacak düzeyde. Ama asıl şaşkınlık verici olan, nehrin ötesinde Badahşan’ın Afganistan kısmında kadınlara dayatılan hayatla, buradaki eşitlikçi ve özgür hayat arasındaki şiddetli kontrast. Her iki hayatı bir tepenin üzerinden izlemek ve farklı yönetsel koşulların insana nasıl yön verdiğini görmek sarsıcı olabiliyor.

Kadın erkek eşitliği İsmaililer için siyasete dair bir mesele değil; tarihleri ve inançlarıyla örtüşen eşitlikçilik anlayışının belirlediği bir varoluş biçimi. “Geçmişten gelen bir şey ve biz de geleceğe aktaracağız” demişti Akmar. Her soruya masallarla, kıssadan hisselerle cevap vermeyi seven Akmar, “Bir kral ve üç karısı varmış” diye başlamış ve uzun bir masal anlatmıştı. Masaldan çıkarmamız gereken kıssa, kadın erkek ilişkilerinde dürüstlük, açıklık ve eşitlikti. “Senin niyetin açık ve temizse, hayat da açık ve temizdir.”

Öyleydi gerçekten de; İsmaili hayatı açık ve temizdi. Öbür dünyaya inanmıyorlardı, başka bir cennet aramıyorlardı. Bu dünya, daha yüksek bir dünyaya, daha “adil ve hakkaniyetli” bir dünyaya götüren bir merdivendi onlar için. Yükseldiler; kardeşliğin ve bilgeliğin tahtını dünyanın çatısına, Pamirler’e taşıdılar. İyilikten ümidini kesmeyenlerin bakışlarını çevireceği, bir yeryüzü cenneti kurdular.

Rehber
Tacikistan’ı ziyaret etmek için en uygun zaman sonbahar. Kışlar çok soğuk ve karlı, yazlar da çok sıcak geçiyor. İlkbahar ise dağlarda çiçeklerin açtığı mevsim. Görsel olarak çok güzel ancak ani yağmurlar ve karların erimesiyle başlayan seller sorun olabiliyor. Tacikistan ve Dağlık Badahşan’ın oldukça temiz olduğunu söylemek mümkün. Hem Tacikistan’da hem de Pamirler’de (Dağlık Badahşan) insanlar güler yüzlü ve yardımsever. Genç nüfusun çoğunluğu İngilizce bilmesine rağmen iletişim kurmakta biraz zorlanabilirsiniz. Tacikistan’da saatler Türkiye’den üç saat ileride.

Ulaşım-Vize-Para
THY, İstanbul’dan pazar ve çarşamba günü Duşanbe’ye aktarmasız uçuyor.
THY 444 0 849
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 1 aya kadar olan ziyaretleri için Duşanbe Havaalanı’ndan vize alabiliyor. Gene de önceden belgelerin doldurulup e-posta ya da faks ile Duşanbe’ye iletilmesi gerekiyor. Kapıdaki vize işlemleri uzun sürebiliyor. Vize için iki adet fotoğraf da gerekiyor. Havaalanında size Pamir’e gidip gitmeyeceğiniz soruluyor. Bölgeye gitmek için ayrıca bir izin kâğıdı almak gerekiyor. Bu başvuruyu başkentte yapabiliyorsunuz. Yol ve konaklama sırasında göstermeniz gereken bu belgeleri çok iyi saklamalısınız. Ülkeden ayrılırken girişte size verilen turist belgesini tekrar vermeniz gerekli.
Tacikistan Büyükelçiliği
312-491 16 07
www.tajikembassytr.org
İstanbul Konsolosluğu
212-426 50 54
Ülkede geçerli para birimi somonidir. 1 dolar 4.7 somoni ediyor. Ülkenin sadece bazı turistik yerlerinde dolar kabul görüyor. Dövizinizi bürolarda bozdurabiliyorsunuz.

Telefon
Tacikistan’ın her yerinde hatta Pamirler’in en yüksek noktasında dahi cep telefonları çekiyor. Ülke en ileri iletişim teknolojilerinin denendiği pilot bir bölge. Dağ başında çobanlarda bile internet bağlantısı olan akıllı telefonlardan var.
Tacikistan’ın ülke kodu: 992, Duşanbe’ninki ise 37.

Ulaşım
Duşanbe’den Dağlık Badahşan Özerk Bölgesi’ne gitmek iyi bir organizasyon gerektiriyor. Hava şartları çok uyun olduğunda helikopter ya da küçük uçaklar uçabiliyor. Hava şartları el vermiyorsa 4×4 arazi aracı kiralamalısınız. Şoförüyle birlikte kiralanan bu araçları ülkeye gelmeden bir turizm firması yoluyla ayarlamak size zaman kazandırır. Çin yapımı, içi oldukça dar olan minibüs taksilerin her biri 8 yolcu alıyor. Duşanbe’den 680 kilometre mesafedeki Badahşan Özerk Bölgesi’nin başkenti Horog’a karayoluyla yolculuk yaklaşık 18 saat sürüyor. Gün ağarmaya başlarken yola çıkan araçlar gün batmadan önce Horog’da oluyor. Gece yolculuk yapılmasına izin verilmiyor.

Konaklama Yemek
Duşanbe’de temiz ve güvenilir konaklama imkânları var. Lüks otellerden uygun bütçeli olanlara kadar seçenekler mevcut.
Kerim Ağa Han Vakfı (AKDN) tarafından inşa edilen ve işletilen Serena Hotel’i konforlu otel arayanlar tercih edebilir.
Serena Hotel +992 (48) 701 40 00
www.serenahotels.com/serenadushanbe
Dağlık Badahşan’da ise neredeyse Çin sınırına kadar yol boyunca “homestay” yazılı tabelalara rastlayacaksınız. Bu evler bizdeki pansiyonlar gibi çalışıyor. Böylece aynı yolları geri dönmeden ilerlemeniz mümkün. Ayrıca dağlık Badahşan’ın merkezi ve yönetim yeri olan Horog’da da geleneksel mimariye göre dizayn edilmiş, Kerim Ağa Han Vakfı’nca işletilen oldukça şirin ve lüks bir otel de mevcut. Çevredeki ülkeler arasında Pamirler’in en güvenli rotaları Tacikistan’dan geçtiği için Avrupa’dan birçok gezgin bu yüksek vadilerde dolaşıyor. Vadiler arasında seyahat çok uzun sürdüğü için bir vadide ev kiralayıp aylarca bölgede kalanlara da rastlanıyor. Seyahat sırasında her yerde çayhanelere rastlayabiliyorsunuz. Yani kuş uçmaz kervan geçmez bir coğrafya değil dolaştığınız yerler. Bu çayhanelerde yemek de servis ediliyor.
Tacikistan mutfağı çoğunlukla et ağırlıklı. Taciklerin, sabah kahvaltıda ve gece yatmadan önce içtiği çay ise bizim bildiğimiz çaydan çok farklı. Sütlü ve tuzlu çay, bir kupanın içinde servis ediliyor ve içine neredeyse yarım kalıp tereyağı eklenerek içiliyor.

Gezilecek yerler
Duşanbe: Kentin merkezi uzun bir cadde ve bu caddeyi kesen birkaç caddeden ibaret. Para birimine de ismini veren Somoni’nin yani Samani hükümdarı İsmail’in altından anıtı, Zafer Parkı, Hissar Kalesi, Arkeoloji Müzesi kentin ziyaret noktaları. Ancak burası Pamirler’e ulaşmak için bir üs çoğunlukla.
Horog: Dağlık Badahşan’ın merkezidir. Şahdere Nehri, kentin tam ortasından akar ve kentin çıkışında Panj Nehri’ne katılır. Pamirler’de vadiler arasında dolaşırken daha çok Çinli kamyoncuların Duşanbe ile Oş arasında mal taşımada kullandığı anayolu kullanırsınız. Popüler Pamir rotaları şunlardır;
Horog-Bogev-Jelondi-Burum-Kul-Yaşil-Kul-Aliçur-Murgab Rotası: Ülkenin güneydoğusunda Afganistan sınırı yakınındaki Bogev’den başlayarak doğuya doğru karayolunu takip ederek manzaralı göllerin olduğu Murghab’a ulaşırsınız. 4 bin 271 metredeki Koytezek Geçidi’ni aşarak Murgab vadilerinde dolaşabilirsiniz. Bu bölge kamp yapmak için de en ideal yerler olarak biliniyor.
Horog-Garm-Çaşma-İşkaşim-Vrang-Karguş Geçidi: Pamir otoyolunu doğuya doğru takip etmek yerine güneye İşkaşim’e gidebilirsiniz. Panj Nehri boyunca uzanan Vahan Vadisi’ni ve Garm-Çaşma sıcak su kaynaklarını ziyaret edersiniz. Bu rota İÖ 4. yüzyılda inşa edilen Kahkaha ve Yamçun kalelerinden geçer. Yamçun’un yakınlarında Bibi Fatima şifalı suları da ziyaret edilebilir. Vrang’da ise ülkenin en eski Budist kutsal mekânı bulunuyor. Langar’da Ratm kalıntıları gibi birçok ilginç ziyaret noktası var. Buradaki ufak bir müze aynı zamanda misafirhane olarak da hizmet veriyor. Kuzeye doğru devam eden yol 4 bin 344 metredeki Karguş Geçiti’nden geçer.
Horog- Huf- Gizev- Basid- Davloh: Bu yol keşfedilmemiş Bartang Vadisi’nde, görkemli dağların arasında birçok tırmanış rotası barındırır. Horog’dan kuzeye Huf kentini geçince, doğuya doğru giden yol Bartang Vadisi’ne ulaşır. Vadi tabanından yükseklere doğru manzaralı yollar vardır. Gizev bölgedeki en güzel manzaraya sahiptir ve 3 saatlik bir tırmanışa değer. Bir diğer olasılık da doğuda Basid’e doğru gitmek ve Davloh’a tırmanmaktır. Yol üzerinde Visav’daki kaya resimleri de ilgi çekicidir. Buradan doğuya doğru Bartang’a inen yolun durumu pek iyi değil. Bu nedenle yol durumunu önceden öğrenmekte fayda var. Eğer yol açıksa Kara-Kul’u da ziyaret edebilirsiniz.
Sarez Gölü: Burayı özel bir izinle gezebiliyorsunuz. Büyük bir depremin ardından oluşan dağ gölleri size unutulmaz bir yolculuk vaat ediyor. Burası iyi bir tırmanış alanıdır.
Zorkul: Tacikistan’ın en güzel tatlı su göllerinden biridir. Pamir’in yükseklerdeki vadileriyle karşılaştırıldığında Zorkul Vadisi epeyce yeşildir. Kar leoparı, kırmızı kurt gibi yaban hayatı da zengindir. Burası da koruma alanı olduğu için özel izinle gezilebiliyor.

Önemli Telefonlar
Pamir eko-Kültürel Turizm Birliği
http://pecta.tj
Türkiye Cumhuriyeti Duşanbe
Büyükelçiliği 48-702 41 00
http://dusanbe.be.mfa.gov.tr

 

ATLAS ARALIK 2013/SAYI:249

Foto Galeri

Paylaş: