Kanalı beklerken

Kanalı beklerken

Kanal İstanbul’un güzergâhında yol almak İstanbul’un zenginliklerini ve karşı karşıya oldukları tehditleri gözler önüne seriyor. Toplam 45 kilometrelik güzergâhı bisikletle geçtik ve nerelerin yok olacağını tek tek yerinde inceledik.

 

Hayatını bisiklete adamış bir isimle birlikteyiz, Aydan Çelik. Son kitabı İstanbul Bisiklet Rehberi’nde yer alan rotalardan biri de Kanal İstanbul’un güzergahı ile birebir aynı… Bölgeyi çok iyi bildiği için birlikte pedallıyoruz.

Önce Küçükçekmece’de buluştuk. Yola çıkalı birkaç kilometre oldu. Gölün diğer yakasında Bathonea antik kenti göründü. Burası Bizans Dönemi’ne ait arkeolojik bütünlüğünü koruyan bir şehir. Arkeologlar burayı büyük bir şans olarak görüyor. Keşfedileli çok olmadı, kazıları tamamlanmadı. Bir ara TOKİ tehdidi vardı. Şimdi bu bitti ancak sırada Kanal İstanbul var.

Prof. Dr. Necmi Karul arkeolojik hesapların yapılmadığını belirterek, şunları anlatıyor: “Kanal İstanbul güzergâhındaki arkeolojik alanlar tarihöncesinden Ortaçağ’a kadar çeşitlilik gösteriyor. Bathonea kazılarıyla İstanbul’da, özellikle Bizans Dönemi’ne ait arkeolojik bütünlüğünü koruyan nadir yerlerden biri ortaya çıkarılıyor. Güzergâh üzerinde bilmediğimiz yerlerin olma ihtimali de çok yüksek. Ne yazık ki yine planlamalarda bölgenin arkeolojik potansiyelini hesaba katan bir şey duymadık; bu ileride, arkeologlar gelişmenin önünde engel, sözlerini duyacağımızı gösteriyor. Çevre boyutu bir yana, proje hayata geçecekse arkeolojik alanların tespiti, korunması ve yeni oluşacak çevrenin bir parçası olarak planlama yapılması önemli bir sorumluluk.”

Yine birkaç kilometre ötede bu kez başka bir tarihin gölgesinde duruyoruz. Yarımburgaz Mağaraları. En çok da Yeşilçam filmlerinden tanıyoruz burayı. Aydan Çelik hemen hatırlatıyor burada çekilen filmleri: “Sadri Alışık’lı Ali Baba ve Kırk Haramiler, Cüneyt Arkın’lı Dünyayı Kurtaran Adam, Tarkan-Mars’ın Kılıcı, Muhteşem Yüzyıl dizisi, Kurtlar Vadisi…

Pastoral bir güzellik var mağaralarda ve etrafında… Ancak burası da Kanal İstanbul’un güzergâhında.

Bu mağaraları ilk kez arkeolog Prof. Dr. Mehmet Özdoğan kazmıştı. Bu kez ona danışıyoruz: “Yarımburgaz Mağarası dünyada tek. Tarihi 600 bin yıl ve daha eskiye gidiyor. Dünyanın başka yerlerinde de dolgular var ancak bu mağaradaki dolgular çok iyi korunmuş. Başka hiçbir yerde yok. İstanbul bölgesinin doğal ve çevre koşullarının değişimini gösteriyor. Bu bölge buzul çağlarında yaşayan havyanlar ve doğa için çok kritik bilgiler barındırıyor. Çok az çalışıldı. Mutlaka burada yeni yöntemlerle çalışılması gerekiyor. Ben mağarayı 1986’da kazdım. Benden sonraki kazı da 1991’de bitti. Şimdi teknoloji gelişti. Yeniden kazılması gerekiyor. Kanal İstanbul’un geçeceği hat aslında eski bir fay kırığı. O vadinin üzerinde çok önemli bulgular var. Asya’dan Avrupa’ya geçilen ve Akdeniz kültürlerini Karadeniz’e bağlayan ana yol. Kültür açısından çok önemli. Sadece İstanbul’un değil, büyük bir coğrafyanın bilgileri var. Ayrıca o vadide mercan fosilleri de var. Bu yaştan sonra üzüle üzüle üzülecek yer kalmadı.”

Devam ediyoruz. Bazı noktalar bisiklete geçit vermiyor. Arazi aracına bisikletleri yüklüyoruz. Roma Dönemi’nden kaldığı belirtilen bir taşocağına giriyoruz. Duvardan kesilen parçaların hala izleri var. Tarih master’ı yapan Çelik, buradaki taşların İstanbul’un surlarında kullanıldığına dikkat çekiyor…

Rotanın ilk 20 kilometresi zaten geniş bir vadi. Küçükçekmece Gölü yatağı ve sonrasında Sazlıdere geliyor… Sulak bölgenin 300 metre sağında ve solunda yapılaşma izni yok. Çiftçilik ve hayvancılık dahi yapılamıyor. Çünkü 20 kilometrelik bu alan sulak alan, yani resmi ifadeyle “mutlak koruması gereken” alan…

 

Arsamızı satmayız

Kanal İstanbul güzergâhı üç dört köyü etkileyecek. (Sazlıbosna, Dursunköy, Baklalı ve Şamlar Köyü’nün bir kısmı…). Şamlar Köyü’nden Mehmet Yurtsoy 1990’lı yıllarda Sazlıdere Barajı nedeniyle köyün yukarılarda bir bölgeye taşındığını, ancak aşağıda kalan kısımlarda halen bazı evler ve 500 yıllık Şamlar Camii’nin bulunduğunu anlatıyor. Yurtsoy, 100 dönümden fazla arazileri bulunduğunu söylüyor. Hayvancılık yapıyor. Baraj için bir kısım toprağı kamulaştırılmış. Ancak dedelerinden miras bu toprakların çocuklarına, onlardan da torunlarına geçmesi en büyük arzusu. Kanal projesinden dolayı yerini yurdunu terk etmekten tedirgin. Tek bir karış toprağını dahi satmayacağını söylüyor. Köyde onun gibi düşünen de çok fazla kişi var.

Sazlıbosna Köyü ise bölgedeki en kalabalık yerleşimlerden. Muzaffer Özdemir, arazileri ile ilgili çok fazla telefon geldiğini, herkesin topraklarında gözü oluğunu anlatarak şunları söylüyor: “Kaç para verirlerse versinler topraklarımı satmam… Baraj (Sazlıdere) zaten bizi mahvetti. Hayvanlarım gitti, çiftlik bitti…”

Köyleri geçe geçe sonunda Karadeniz kıyısındaki Karaburun’a ulaştık. Bulunduğumuz noktadan gemiler Karadeniz’e ulaşmış olacak Kanal’dan sonra… Bir yıl içinde inşaatların başlayacağı belirtiliyor. Ancak ortada ne bilimsel bir çalışma var ne de bu konu üzerinde çalışıldığını ve konusunda uzman bir bilim heyetine danışıldığına dair bilgi… Türkiye’nin en önemli bilim insanlarından denizbilimci Prof. Dr. Cemal Saydam şöyle söylüyor: “İstanbul Boğaz’ı ile ilgili en çok çalışması olan benim. Deniz bilimi konusunda çalışan uzmanların sayısı zaten bir elin parmaklarını geçmiyor. İki deniz birleşecek ancak bize soran yok. Kime sorduklarını da bilmiyoruz. Ortada bir çalışma da yok. Denizbilimciler ‘Bu iş olmaz’ diyor…”

Uzun yıllar kuşlar üzerinde çalışmalar yapan, kuşların göçlerini izleyen Fikret Can da olaya kuşlar açısından bakıyor: “21 milyon yıldır kullanılan, değişmeyen, değişmesi mümkün olmayan bir kuş göç yol var o bölgede. Avrupa’daki üç yoldan biri. (Cebelitarık Boğazı, İstanbul Boğazı, Artvin.) Cebelitarık ve Artvin hattını kullanan kuşlar yüzde 10’u bile değil. Üreyen canlıların yüzde 90’ı İstanbul göç yolunu kullanıyor. Yapılaşma, deniz suyu, binaların camları (bunu kimse de bilmez) trafik… Ve daha da önemlisi konutlar… Bu hat tamamen insan egemenliği altına girecek. Uzman olmaya gerek yok, sıradan kişiler bile olumsuzluğu tahmin edebilir. Birinci, ikinci, üçüncü köprü, yeni hava limanı ve Kanal İstanbul bu yolu işlevsiz hale getirecek.”

FOTOĞRAF: SEBATİ KARAKURT

Paylaş: