Ustalara destek

Ustalara destek

Ustamdan, kültürel değerlerin ve geleneksel mesleklerin sürdürülebilir olarak korunmasını amaçlayan bir sosyal girişim. Yerel ekonomileri de desteklemeyi hedefleyen girişim, kurulduğu günden bu yana 30 zanaatkâr ve sanatçıyla iş birliği yaptı ve 12 zanaatkâr ve sanatçı için yeni gelir kaynakları yarattı. Ustamdan bu çerçevede el emeğiyle yapılan ürünlerin büyük markaların koleksiyonlarında yer almasını sağlıyor. Ustamdan bu amaçla iş birliği yaptığı markaları dahil ettiği Kültür Dostu Şirketler ailesini de kurdu.

Ustamdan’ın serüveni Atlas’ın 2014 yılında okurlarının katılımıyla Gaziantep’te düzenlediği “Fıstık Hasadı Şenliği” sırasında, okurumuz Gökçe Gülcüler’in zanaatkâr Mehmet Usta ile tanışmasıyla başladı. Mehmet Usta’nın ekonomik zorluklara rağmen mesleğini devam ettirme tutkusundan ilham alan 19 gönüllü, Ustamdan çatısı altında bir araya geldi. Şimdiye dek terzi Fethi Gürel’den kalaycı İlyas Baykal’a, kaşıkçı Sabri Özşahin’e kadar onlarca zanaatkârın hikâyesi röportaj, yazı, fotoğraf ve video aracılığıyla ölümsüzleşti.

Ustamdan’ın kurucusu Gülcüler, bu özel girişim hakkında şunları söylüyor: “Ustamdan, 2016 yılında Stanford Üniversitesi’nde yapılan Global Entrepreneurship Summit’de Türkiye’den seçilen üç girişimden biri olarak ülkemizi temsil etti. Ustamdan, Anadolu’da yüzyıllardır yaşayan meslekleri canlandırırken kazandığı gelirin bir kısmını kültürel değerlerin tanıtılmasında kullanıyor. Türkiye’nin dört bir yanından gönüllü olarak görev alan yazarlar ile kültürel değerleri keşfediyor ve hikâyelerini insanlara aktarıyor. Yazılarının dışında videolar da hazırlıyor.”

Ayrıntılı bilgi için www.ustamdan.com sitesini ziyaret edebilir, Ustamdan ürünlerine İstanbul’daki Kanyon AVM’de yer alan İntema Yaşam mağazasından ulaşabilirsiniz.

 

Terzi Fethi Usta

Ustamdan yazarlarından Merve Gürel, Kocaeli’de halen terzilik yapan Fethi Usta’nın hikâyesini şöyle anlatıyor:

“Terzilik, hazır giyim sektörünün giderek gelişmesi karşısında eski önemini kaybediyor. Endüstriyelleşmeyle birlikte terziye düşen rol, kol boyu ya da paça kısaltmaktan öteye geçmiyor. Düğünde, bayramda giysi diktiren olmayınca da terzilik zanaatı yavaşça ölüyor…

Geçmişte terzilik günümüze kıyasla çok daha saygın bir meslekti. Bir zamanlar terzi dükkânı olan fakat daha sonra orayı kapatmak zorunda kalan, şimdilerde ise evinde bir odayı bu işe ayırarak zaman geçiren Fethi Gürel’in dediğine göre, 1980 öncesinde ceketini getirip ters yüz yaptırıp bir daha diktirenler varmış. Ekonomik durumun iyileşmesi ve lüks yaşama isteğiyle birlikte 1980’li yıllarda terziler bol sipariş almış ve iyi bir dönem geçirmiş. Ama hazır giyimin ve seri üretimin yaygınlaşmasıyla bu dönem de uzun sürmemiş.

Fethi Usta’nın yakındığı konu ise bu işin kalitesinin düşmesi ve işlevinin değişmesi. El emeğinin ve işçiliğin eski seviyesinde olmadığını, terziliğin günlük para kazanma uğraşına döndüğünü, bu yüzden de gerçek zanaatkârların kalmadığına değiniyor. Dahası, diğer tüm zanaatkârlar gibi Fethi Usta da aynı dertten mustarip: Çırak yok. Bu yüzden belki de 10-15 sene sonra eski nesil terzilerin de vefatıyla “piyasada hakiki terzi kalmayacak”. Bu devirde ufak tefek tamir işleri için usta bir terzi olmaya gerek olmadığını, dükkân açıp “terziyim” demenin çok kolay olduğunu vurgulayan 36 yıllık usta, İzmit’teki yüz terziden birinin bile farklı bir model ya da bedende pratikten bir elbise zor dikeceğini iddia ediyor. Kalıpsız bir elbise dikmeyi dahi zamane terzilerinin kotaramayacağını söylüyor.

Fethi Usta’nın terzilik hikâyesi aynı zamanda ustası olan babası ile başlıyor. Sadi Usta, köyde çobanlık yaparken koyunları tarlada bırakıp İzmit’e kaçıyor. Önce bir erkek terzisinin yanına çırak olarak giriyor. Daha sonra, bir kadın terzisinin yanında kalfalığa geçiyor. Tam 52 yıl, ölünceye dek terzilik yapıyor. Son nefesini dahi kendi dükkânında, işinin başında veriyor. Fethi Usta da henüz 14 yaşındayken 1982 yılında bu işe başlıyor. Tutkudan olsa gerek, çıraklık evresi uzun sürmüyor yahut onun sözleriyle bu “göz dolgunluğundan” kaynaklanıyor. Ustaya göre göz dolgunluğu yoksa bir işi öğrenmek külfetli ve zahmetli olurmuş. Kişinin yapacağı işi aylarca, yıllarca görmesi gerekiyormuş. Ustaya göre nasıl yapıldığı, kesildiği, takıldığı, çevrildiği ancak bu yolla öğrenilebiliyor. Kendisi bu sayede beş, altı ayda büyük işler yapmaya başlıyor. Sadece makineyi çalıştırmakla, iplik takmakla terzi olunamayacağını savunan Fethi Usta, bu işte ne kadar yetkin olunursa olunsun şartlar ve kumaşlar değiştiği için bu meslekte öğrenmenin sonunun gelmediğine inanıyor.

Metal bir yüzüğü parmağına sıkıca bağlayıp saatlerce boş iğne çekerek başlayan bir terzi hikâyesidir bu. Ama en çok da babamın ve dedemin hikâyesidir.”

 

Fotoğraf, İzmit’teki bir atölyede 1950’lerde terziliği öğrenen bir grup genci gösteriyor. Köyden 12 yaşında şehre kaçarak terziliği öğrenmeye başlayan Sadi Gürel sağdan üçüncü.

 

Paylaş: