Eğitimin peşinden koşuyor

Eğitimin peşinden koşuyor

Türkiye’yi bir uçtan bir uca, köyleri, kasabaları, şehirleri aşarak koşan Ahmet Uysal, bu sayede 5 bin çocuğun eğitimi için bağış topluyor. Atlas, Uysal’ı Kapadokya’da yakaladı, projeyi nasıl tasarladığını ve koşuya nasıl hazırlandığını sordu.

RÖPORTAJ: GÜNCE AKPAMUK

 

Projeye nasıl karar verdiniz, TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı) ile yolunuz nasıl kesişti?

Türkiye’yi boydan boya geçmek benim hayalimdi. 16-17 senelik bir hayal bu. O zaman da kendi işimi yapıyordum, şimdiki gibi. 2002 yılındaki ajandama notlar almışım ofiste, nerelerde koşabilirim, nerelerde kalabilirim diye. İlk hayalim de aslında yürüyerek gidip birilerinin evine konuk olmaktı. Çalıştım, haritalar aldım, hangi mahallede kalabilirim diye baktım. Ancak çokça erteledim bu programı. Tırmanmak istediğim, koşmak istediğim çok yer vardı. Avrupa’nın zirvesi Mont Blanc’a tırmandım. Orta seviyede kaya tırmanışı öğrendim. Nepal’de trekking yaptım, Everest Base Camp’e gittim. Macera tarafını seviyorum bu işin. Bisikletle trans Avrupa turu yaptım. Almanya, Avusturya, İtalya, İsviçre, dört ülke turuydu bu, bir haftada 1000 kilometrelik, 10 bin metre de tırmanışı olan. Ama en çok bağlandığım koşma oldu. Tek başıma olmayı seviyorum. Doğayla birlikte oluyorum. Kuşları, rüzgarı, kendimi dinliyorum. Aslında ben bir sporcu değilim. Spor yapmayı seven biriyim. Vücuduma iyi bakmaya çalışıyorum ama zamana karşı yarışmıyorum. TEGV’le tanışmam da bu vesilelerle oldu. Kuzey Kutbu maratonuna katılmaya karar verdim. Maratona hiç Türk katılmamıştı. Ben bunu güzel bir hedefle birleştireyim, birilerine yarasın diye düşündüm. Eğitim benim küçüklüğümden beri ailemden de öğrenerek  çok önemsediğim bir şeydir. Bu nedenle eğitim için koşmayı istedim. TEGV’i yıllardır biliyordum, arkadaşlarım TEGV için koşmuşu, ben bağışçısıydım. Randevu alıp gittim, tanışma günü çok güzel geçti. Ben gittiğimde 50 kişilik bir grup “hoş geldin” dedi, alkışladı, çok duygusal bir ortam oldu. TEGV koskocaman bir gönüllü ailesi, herkes çok gönülden ve severek çalışıyor. Sevgi dolu bir yer. Kuzey Kutbu projesiyle bir araya geldik. Birlikte çalıştık maraton için, ne kadar bağış toplayabiliriz diye düşündük. Hedefler koyduk. “Siirt Pervari Öğrenim Birimi için koşar mısın?” dediler. “Koşarım” dedim. Ama Pervari nerede bilmiyordum bile, şimdi Pervarili gibi hissediyorum kendimi. Bana koşmadan ve Pervari’ye gitmeden önce de mektuplar, e-mailler, telefonlar geliyordu Pervari’den ve ben oralı gibi hissettim, çok güzel hazırlandım bu sayede. Maratonda eksi 55 derecede koştum, rüzgar faktörüyle birlikte. Zemin buz, saplanmalı, bir arazi koşusu gibi. Ama hedefim, beni koşmak için motive etti. Çok güzel bir bağış topladık, bir yıllık giderleri karşılamak istiyorduk birimin, toplanan bağışla iki yıllık giderleri karşıladık. Sonra Pervari’ye gittik, çocuklarla ve gönüllülerle buluştuk. Sonra ‘TEGV için bu sefer ne yapabilirim’ diye düşünmeye başladım ve Türkiye koşusu gündeme geldi.

 

Koşuya nasıl hazırlandınız, rotayı nasıl oluşturdunuz?

Birkaç çeşit hazırlık gerektiriyordu. Rota ne olacak, nerelerde kalacağım, her gün ne kadar koşabilirim? Birçok kitap okudum. Ultra koşular, günaşırı maraton koşunca vücudun verdiği tepkiler üzerine. Rotayı çalışmak için birkaç ultra koşucu arkadaşla konuştum. Serdar Kılıç, Türkiye’yi iyi bilen birisi, rotayı onunla çalıştık. Haritaları yerlere serdik. Daha önceden gitmediğim pek çok yer var rotada, Artvin, Erzurum, Gümüşhane, Bayburt… Kabartma haritalarla nereden koşabilirim diye baktık. Yükseklikler ne olacak önemliydi, mevsimi, tırmanışı belirlemek uzun sürdü. Detaylı bir şekilde rotayı çıkardıktan sonra bilen kişilerle konuştum, konuştukça revize ettim. Konaklamaları da önceden ayarladım.

 

Keşif gezisi yaptınız mı koşudan önce?

Yapmadım. Fırsatım olmadı maalesef. Ama o kadar çok soru sordum ki bilenlere. Dolayısıyla sıkıntı yaşamadım şimdiye kadar da. Rotayı çıkardıktan sonra kendi fiziksel gücümü bilerek günde 30-40 kilometre menzili alabileceğimi düşündüm, buna göre plan çıkardık. Beş günde bir, bir gün dinleniyorum. Karşıma 46 koşu gününden oluşan, 11 Nisan’da başlayan, 7 Haziran’da biten bir plan çıktı. Bir, iki gün de İstanbul’a döner çocukları görürüm dedim. 32. günümdeyim. Tamamen plana uyabildim. Yalnız olduğumda bazen sabah 35 kilometre, öğleden sonra 15 kilometre koşuyorum. Bu rotanın önünde gitmemi sağlıyor ve misafirim geldiği günlerde daha az koşuyorum. Benimle koşmak için gelen arkadaşlarım oluyor, destek için. 10-15 kilometre koşuyorum onlarla.

 

Rota neden Artvin’den Muğla’ya?

Türkiye’yi boydan boya gitmek istiyordum, çapraz bir güzergah olsun istedim. Marmara Bölgesi’nde zaten sürekli vakit geçiriyorum, Güneydoğu’ya çok sık gittim ve bildiğim bir coğrafya orası. Neredeyse her iline gittim. O nedenle Artvin’den Muğla’ya doğru bir rota çıktı ortaya. Haritada da güzel görünüyor, kollarını açıp Türkiye’yi kucaklıyor gibi oluyorsunuz. Artvin Merkez’den başladım, Yusufeli’nden devam ettim. Erzurum’un en kuzeyine giderek İspir ve Pazaryolu’ndan Bayburt’a geçtim. Oradan Gümüşhane, Erzincan, Sivas, Kayseri, Nevşehir yaptım. Şu an Aksaray’ı koşuyorum. Buradan Konya’ya geçerek Isparta, Burdur, Denizli ve Muğla yapacağım. Toplamda 14 ilden geçmiş olacağım. 8 ilimizi geçtim. 1645 kilometre bütün rotam. Şu ana kadar 970 kilometre bitti.

 

Nasıl geçti şimdiye kadar, neler keşfettin?

Hava beklediğimden sıcaktı. Açıkçası biraz zorladı sıcak. Sabah çok erken başlamıyorum, güzel bir kahvaltı edip sabah yedi buçuk, sekiz gibi başlıyorum koşmaya. Öğlene doğru çok sıcak oluyor ve rüzgar da zorluyor. Rüzgar sesi uğultu yapıyor ve biraz baş ağrısına neden oluyor. Normalde yağmurlu bir bölgeden geçmeme rağmen hiç yağmura denk gelmedim. İlk yağmura buralarda rastladım. Burada karşılaştığım yağmurlar da on dakikada koşuyu çok zorlaştırıyor. Ayakkabılar, yağmurluğum ıslanıyor. Koşulamaz hale getiriyor. O bakımdan şanslıymışım şimdiye kadar. Yolda özellikle Sivas’a kadar çok fazla şehir içinden gitmedim, hep kırsaldan gittim, köylerin içinden geçtim, insanlarla sohbet etme fırsatım oldu. O nedenle çok keyifliydi. “Çocuklar için koşuyorum” deyince herkes çok güzel tepkiler verdiler. Çok sıcak davrandılar. Bu çok moral veriyor. Sivas’tan sonra daha çok asfalttan, otoyol kıvamında bir yerden koşuyorum. O heyecanı biraz öldürüyor, yanınızdan tırlar geçiyor ve biraz da endişeli oluyorsunuz. Düşük bir banket varsa oradan gidiyorum. 57 gün boyunca 17 farklı konaklama noktam var. Günlük koşuyu bitirirken kendime konum gönderiyorum. Ya bir benzincide, ya bir kervansarayda bırakıyorum. Arabanın beni konaklayacağım yerden alıp koşu yerine götürüp bitirince alması gerekiyordu ama şu an benimle birlikte geliyor koşarken de. Böylece sırt çantamı da taşımam gerekmiyor. Daha rahat, özgürce koşabiliyorum. Rotada bol bol tarihi eser var. Şimdi İpekyolu’na düştüm. Benim menzilim nasıl 30-40 kilometre ise develerin de öyleydi sanırım. O nedenle her gün bir kervansaray denk geliyor. Kimisi restore edilmiş, kimi terkedilmiş. Ama kapısı açıksa girip geziyoruz. Önceden bu kervansarayları belirlemiştik. Rotamın kenarına yazmıştım hangi gün hangi kervansarayla karşılaşacağımı. Yarın Pervanehan var mesela. Onlar da bir renk katıyor. Belli bir hedefe doğru koşmak da çok iyi geliyor. Öyle bir yer yoksa şu tepeyi de koşayım öyle bırakayım diyorum, ertesi gün yokuştan başlamak güzel oluyor.

 

Bu koşunun TEGV için hedefi neydi, bağış nasıl toplanıyor?

Bir birim belirlemedik. TEGV’in 72 tane birimi var. Bir kısmının sabit bağışçısı var, bir kısmının yok. O nedenle koşu sonrası bir birim belirleyebiliriz. Hedef 500 bin TL toplamak. Bu parayla 5 bin çocuğa eğitim desteği verebiliyoruz. Ama umarım bu hedefin de üzerine çıkarız. 10 TL bağış yapmak için TEGV yazıp 3353’e göndermek yetiyor.

 

 

Paylaş: