Tayland, Kaplan Tapınağı

Tayland, Kaplan Tapınağı

Her şey ölmek üzere olan yavru kaplanın rahiplere emanet edilmesiyle başladı. Tayland’da, Kanchanaburi eyaletindeki ormanlarda gizlenmiş Budist tapınağı kısa sürede yaban hayvanları için sığınağa dönüştü. Dünyada sadece birkaç yüz bireyi kaldığı tahmin edilen Çinhindi kaplanlarının 90’ı şimdi burada, halk arasındaki adıyla, Kaplan Tapınağı’nda yaşıyor. Doğal ortamlarında değiller ama en azından avcılardan uzaktalar.

Yazı ve Fotoğraflar: Ufuk Sarıeşen

Kaplan Tapınağı’nın rahiplerinden Van Pang, 170 kiloluk dev kediye Tay masajı yapıyor. Üstelik de vahşi kedinin sırtına oturmuş. Tayland’daki masaj salonlarında görebileceğiniz her türlü tekniği Çinhindi kaplanı üzerinde uyguluyor 41 yaşındaki rahip. Kaplan da masaj seansından memnun gözüküyor. Budist rahibin safran rengi cüppesi ile kaplanın rengi bütünleşmiş durumda. Kaplanla bu kadar içli dışlı olmak tapınaktaki rahipler için olağan bir durum. Van “Hepimizin rahatlamaya ihtiyacı var, masaj kedilerin de hakkı” diyor. Onun kaplanlarla ilişkisi diğer rahiplerden bir gömlek daha üstün: “Vücudumdaki dövmeler Muay Tayi (Tay boksu) yaptığım dönemlerden kalma, kötü şansı yok etsin diye yaptırmıştım. Kedilerin bana saldırmasını önlüyor bunlar belki de.” Ağır ve yorucu Muay Tayi antrenmanlarından sonra sporcular birbirlerine Tay masajı yaparmış, bu masajı da o dönemde öğrenmiş Budist rahip. “Yırtıcı kedilere masaj yapacağım hiç aklıma gelmezdi. İki yıl önce buraya ilk geldiğimde doğrudan kedilerin yanlarına gittim ve hemen kaynaştık.”
“Vat Pa Luangta Bua Yannasampanno Budist Tapınağı” ya da halk arasında bilinen adıyla Kaplan Tapınağı, 1994 yılında Rahip Abbot Pıra Acam Pusit Kantitaro tarafından kuruldu. Tapınağın açılmasını da Tayland’ın hayli saygı duyulan meditasyon gurusu Luangta Maha Bua istedi, tapınağa da onun adı verildi. Tayland’da şehir dışındaki tapınaklara “orman” ya da “dağ manastırı” gibi isimler verilir. Bu tapınak da “orman manastırı” sıfatını alanlardan. Tayland’ın Kanchanaburi eyaleti sınırları içerisindeki tapınak, Burma sınırındaki balta girmemiş ormanların yanı başında kurulu.

Tapınağın ormana ve vahşi hayata yakınlığı, ibadet merkezi olmasının yanı sıra vahşi hayvanların sığınma merkezi olmasını da beraberinde getiriyor. Her şey köylüler tarafından bulunan yaralı bir yabantavuğunun rahiplere teslim edilmesi ile başlamış. Yabantavuğunun sesi diğer tavukları ve tavuskuşlarını da buraya çekmiş. Bu arada yaralı bir yabandomuzu da rahipler tarafından bulunmuş ve iyileştirilip ormana salınmış. Ancak ertesi gün 10 kişilik akraba grubunu da yanına alan yabandomuzu, tapınağın bahçesini mesken edinmiş. Sayıları her geçen gün katlanarak artan yabandomuzları tapınak bahçesi ve orman arasında mekik dokuyor. Orman manastırının kendiliğinden oluşan bu “hayvan barınağı” yapısı civardaki tüm köylerde duyulmuş ve köylüler istemedikleri evcil hayvanlarını, buldukları yaralı geyikleri, yabankazlarını, mandaları, atları buraya getirir olmuşlar. Halen bu hayvanlar manastırın topraklarında özgürce dolaşmaya devam ediyor.

Tapınağa ilk kaplan 1999’un şubat ayında geldi. Henüz birkaç aylık olan yavru kaplan bulunduğunda neredeyse ölmek üzereydi. Annesi Tayland-Burma sınırında kaçak avcılar tarafından öldürülmüştü. Rahipler uzun uğraşlar sonrasında yavruyu hayata döndürdü ancak altı ay sonra hastalanıp ölmesine engel olamadı. Bu tatsız ilk tecrübeden hemen sonra orman polislerince yakalanan avcıların elinde bulunan üç haftalık iki sağlıklı yavru manastırın misafiri oldu. O yaz boyunca köylüler ve sınır polisinin tapınağa bıraktığı yavru kaplan sayısı sekize ulaştı. Vat Pa Luangta Bua’da şu anda 90 kaplan yaşıyor. En yaşlısı 11 yaşında. Tapınakta doğan ilk kaplan ise sekiz yaşına girmiş.
Bugüne kadar sadece Burma sınırından değil, Güneydoğu Asya’nın hemen hemen her yerinden kaplan teslim edildi buraya. Tayland’ın kuzey bölgeleri, Laos, Kamboçya, Kuzey Vietnam, Güney Çin’den gelen kaplanlar bir arada yaşıyor.

Çinhindi kaplanı ya da Corbett kaplanı olarak bilinen Panthera tigris corbetti’nin günümüzdeki anavatanı da bu ülkeler. Ne yazık ki Çin’de bu türün en son görüldüğü tarih 2007. Çin’deki son birey bir kaçak avcı tarafından eti için öldürüldü. Söz konusu avcı, kaplanı yerken suçüstü yakalanıp 12 yıl hapse mahkûm edildi. Güneydoğu Asya’da öldürülen kaplanların üçte ikisi, Çin ilaç sektörüne hammadde olarak satılıyor. Kaplan Tapınağı’nın Dış İlişkiler Müdürü Boy Cakui şunları söylüyor: “Kaçak avcılığın önüne geçmek bu bölgede neredeyse imkânsız. Bu kaplanı 5-6 bin dolara satabiliyorsunuz. Buralarda yaşayan birçok insanın, hayatını riske edebileceği meblağlar bunlar. Bölgede avcılara karşı güvenlik önlemleri oldukça fazla ancak bu durum avcıların pek de umurunda değil.”

Soyu tükenme tehlikesi altındaki bu vahşi kedilerin tüm dünyada 600-900 birey arasında kaldığı tahmin ediliyor. Bölgede yaşayan insanlara canlı kaplanın ölüsünden daha değerli olduğunu anlatamadıkça da bu sayının yükselmesi pek olası gözükmemekte. Sayının azalmasında bir diğer etken de kaplanların doğal alanlarındaki besin kaynaklarının azalması. Bölgeye özgü türlerden Schomburgk geyiği ve yabanöküzünün nesli tamamen tükenmiş durumda. Bazı geyik türleri ve yabanmandası da çok az görülüyor. Bu bölgelerde kaplan varlığının turist çekmede önemli bir unsur olduğu anlatılıyor, aslında Kaplan Tapınağı da bunun ispatı. Dünyanın her yerinden gelen turistler Tayland’ın batısındaki bu orman manastırını ziyaret ediyor. Bugünkü koşullarda 90 kaplanın yaşaması için ne yazık ki ormana değil bu tapınağa ihtiyaç var.

Kaplan Tapınağı’ndaki 90 kaplanın ve 40 ayrı türden diğer canlıların bakımı ve beslenmesi için Rahip Abbot tarafından bir ekip oluşturuldu. Yerel halktan oluşan ekibe Batılı gönüllüler de destek oluyor. Toplam 90 kişiler. Kanadalı 33 yaşındaki Archie Ezekiel de altı ay önce gönüllü olarak başlamış bu işe, son iki aydır da merkezde kadrolu olarak çalışıyor. Archie, tapınağı ziyarete gelen konukları dışarıda karşılıyor ve gün boyu rahipler ve kaplanlar ile ilgili bilgi aktarıyor. Archie, hikâyesini şöyle anlatıyor: “Güneydoğu Asya’da 15 ay boyunca turist olarak dolaştım, tam ülkeme dönmeye hazırlanırken burada böyle bir merkez olduğunu ve gönüllü çalışan aradıklarını duydum. Hiç düşünmeden başvurdum. Bir ay boyunca tapınakta Budizm ve meditasyon ile ilgili eğitim aldıktan sonra kaplanlar ile çalışmama müsaade edildi. Kanada’da inekler ve tavuklar ile birlikte çiftlikte büyüdüm. Radyoculuktan süpermarkete, gazetecilikten süt dağıtımına kadar birçok işte çalıştım ama bu kadar heyecan veren bir işim olmamıştı.”

Sağ el serçe parmağının bir santimlik bölümünü bir ay önce kaplanlardan birinin dişlerinde bırakmış Archie. “Tamamen benim hatamdı. Elimle beslemem şart değildi ve parmağımı ısırdığında elimi çekmeye uğraşmamalı, dikkatini başka yöne çekip çenesinin açılmasını sağlamalıydım. Panikle bildiğim her şeyi unuttum. Sonuçta her ne kadar bizlere alışık olsalar da ölümcül olabilecek vahşi yaratıklar var karşımızda. Burada işinizi kurallarına göre yapmalısınız.”
Dış ilişkiler Müdürü Boy Cakui, rahip olmak için uygun bir manastır ararken kendini bu işin içinde bulmuş yedi yıl önce. Bir yıl boyunca manastırda meditasyon yapmış ve yavru kaplanları beslemiş. “Budizmde üst seviyeye gelmiş bazı rahiplerde canlılarla beyin gücü ile iletişim kurabilme yeteneği var. Burada da bunu yapabildiğine inandığım rahipler var. Bizler daha çok vakit geçiriyoruz kaplanlar ile çünkü rahiplerin gün boyu yapmaları gereken işleri var. Meditasyon yapmaları lazım ve kaplanlara ayıracak vakitleri yok. Ancak gün içinde kısıtlı zamanlarda bir araya geldiklerinde kaplanlara bizlerden daha yakın olabiliyorlar. Bu da rahiplerin kutsal gücünden kaynaklanıyor.”

Boy, tapınağın turizme açılmasına ve turistlerin kaplanlar ile fotoğraf çektirmesine gelen eleştirileri de haksız buluyor. “Bu kaplanları ormana bıraktığınız anda avcılar peşlerine düşecek, ayrıca yiyecek bulmaları da artık çok zor. Bir kaplan günde 2 kilogram et yiyor ortalama. Günde 180 kilogram et lazım. Diğer hayvanları saymıyorum bile. Ayrıca 90 kişilik ekibin de elbette masrafları var. Kaplanlara daha büyük ve doğal bir alan oluşturma projemiz var, inşası ve düzenlemesi devam ediyor. Bu maliyetleri turistlerden aldığımız giriş ücretinden sağlamaktan başka seçeneğimiz yok. Hükümet bize maddi destek sağlasa bunlara hiç gerek olmayacak ancak ilgilenmiyorlar. Sadece Tayland’dan birkaç üniversiteden kaplan bakımı, beslenmesi ile ilgili destek alabildik. Hükümetin de içinde olduğu bir proje lazım. Burada yüzde 100 güvenli bir doğal alan oluşturulmalı ve nihayetinde bu kedileri doğaya bırakabilmeliyiz.”
Tapınağın bahçesindeki piknik masasına kurulmuş altı aylık kaplan ile eski Tay boks sporcusu Van Pang sarmaş dolaş olmuş. Van bir taraftan da ona Tay dilinde bir şeyler anlatıyor. Meraklı turistlerden biri fotoğraf çektirmek için izin istiyor ve kaplanın gerisinde durması kendisine söylenmesine rağmen, kaplanın önünde duruyor. Yavru kaplan ani bir hareketle kadının göbeğine dişini geçiriyor. Rahip elindeki pet şişedeki suyu yavru kedinin başına döküyor ve dikkati dağılan kaplan ağzını açıyor, kadın uzaklaşıyor. Sadece karnında kızarıklık ile kurtuluyor Taylandlı meraklı kadın. Van “Eğer bunu yetişkin bir kaplan yapsaydı kadının kafasından aşağı bir kamyon su dökmek gerekirdi kurtulması için” diyor.

Kaplan Tapınağı, doğal hayatından kopmak zorunda kalan bu vahşi kedilerin hayatta kalabilmesi için bir bakımevi olma işlevini sürdürüyor. Ancak burada yaşamak zorunda olmaları gerçeği, Çinhindi kaplanlarından yakın gelecekte “vahşi kedi” yerine sadece “kedi” olarak bahsetmemize yol açacak gibi gözüküyor ne yazık ki.

Fotoğraf: Yetişkin kaplanlar, Kaplan Tapınağı sınırları içindeki küçük gölde avlanma korkusu olmadan serinleyip oynuyor. Tapınakta Tayland’ın yanı sıra Laos, Kamboçya, Vietnam ve Çin’den gelen kaplanlar da var.

Atlas Haziran 2011 / Sayı: 219

Foto Galeri

Paylaş: