Tarihin İzinde: Zazalar

Tarihin İzinde: Zazalar

Kimi araştırmacıya göre ayrı bir halk, kimine göre Kürtlerin bir kolu; kimi Hazar Denizi’nin güneyindeki Deylem’den geldiklerini söylüyor, kimine göre de hep Anadolu’daydılar… Yazılı tarihleri yakın bir dönemde başlayan Zazaların yaşam alanları Erzincan ile Diyarbakır arasında yoğunlaşıyor.

Yazı: Tevfik Taş / Fotoğraflar: Kerem Yücel

Eskiler, “Fırat’ı var eden gözelerin, kaynakların cennetten doğan sular” olduğuna inanırdı. Tevrat da dâhil pek çok kutsal metin, cenneti tarif ederken Fırat’ın göllerini, bahçelerini emsal alır, hatta doğrudan doğruya bu nehri var eden kaynakların etrafını cennetin ta kendisi sayardı.
Bu sözlerin şimdi bir hükmü var mı; buna karar vermek çok kolay değil. Barajların parçaladığı, akışını durdurduğu, yerleşimlerini bozduğu Fırat’ın kaynaklarını, kıyılarını yine de cenneti âlâya emsal görebilir miyiz bilemiyorum.

Lakin tarihin zor bilinir dönemlerinden beri Fırat ve onu oluşturan Karasu, Murat, Munzur, Peri gibi akarsuların kıyılarına bakan sarplıkları mesken tutmuş olan Zazalar için, bu sular hem var olabildiği kadar, hem de hatırasıyla değer biçilmezdir.

Bizi, bölgede yazılarıyla, kadına yönelik çalışmalarıyla tanınan Gül San karşıladığında bunları düşünüyordum. Birlikte, Şanlıurfa’da avukatlık yapan Sabri Çepik’in yanına gidiyoruz. Zazaların köken ve kültürlerine ilişkin merakıyla bilinen bir Zaza’dır Çepik:
“Benim anlayabildiğim” diyor, “batıya göçleri saymazsak Kürtlerin yaşadıkları coğrafyada kimilerinin Zaza, kimilerinin Dımıli diye tanımladığı bir kesim neredeyse bir şerit biçiminde Erzincan, Dersim (Tunceli), Diyarbakır hattına yerleşmiş. Öte yandan tarih çalışması bakımından, Zazalarla Kürtleri birbirinden tepeden tırnağa ayrı olarak değerlendiren çok kaynak yok. Oskar Mann ve öğrencisi Karl Haddank’ın bu yönde kimi değerlendirmeleri var; gelgelelim bunlar kesinleşmiş sonuçlar değil.”

Zazalar söz konusu olduğunda ilk akla gelen yerleşimlerden biri Şanlıurfa’ya bağlı Siverek’tir. Burada yaşayan Zazalar kendilerini Dımıli olarak adlandırıyor. Siverek ilk durağımız… Yolunu yağmur kesmiş, Karacadağ ise pusla örtülü, görünmüyor. Burada, gazetecilik yapan dostlarımız Ramazan Dolaş ve Lütfü Yalgı’yla buluşuyoruz. Siverek Kürt Kültür Merkezi Derneği’nin başkanı Mahir Telek: “Siverek Zaza dili bakımından hakikaten önemlidir. Ancak burada pek çok aşirette, hatta pek çok ailede hem Kürtçenin Kurmanci lehçesi konuşulur, hem de Zazaca.”
Zazaca sözcüğünün konuşmalar sırasında biraz istenmez bir sözcük gibi söylenmesi ilgimi çekiyor, nedenini anlamaya çalışıyorum. Mahir Bey: “Biz Siverek’te yaşayanlar kendimizi Dımıli, konuştuğumuz dili de Dımılki olarak tanımlıyoruz. Zaza sözcüğü yaygın bir yanlıştır Siverek için.”
Kemal Bağyapan hiçbir söz hakkı bırakmadan bizi evine götürüyor. Siverek usulü bir sofra kuruluyor ki, başrolde elbette kebaplar ve Siverek tavası… Çaylar, kahveler ve sonu gelmez, ölçü bulunmaz hürmet ve sevgi içinde konuşuyoruz.

Gülser Bağyapan Siverek’in merkezinde Zazaların kutsal saydığı mekânlardan söz ediyor: “Koç Ali Baba Türbesi, Gülabi Beg Türbesi…” İsimler, yerler, mekânlar sayıldıkça, ben burada, başka Alevi yerleşimleriyle bazı benzerlikler olduğunu çıkarsamaya başlıyorum. Siverek Parklar ve Bahçeler eski müdürü Ali Bucak: “Siverek’te küçümsenmeyecek ölçüde bir Dersim göçmeni vardır” diyor; “örneğin Desman bölgesi ağırlıklı olarak Dersim’den gelip buraya yerleşen insanlardan oluşuyor”. Demek ki, bir göç yolu bir inanç değişimiyle sonuçlanmış, çünkü Siverekli Zaza nüfusun hemen tümünü Hanefi mezhebinden aşiretler ve aileler oluşturuyor.

ZAZA DÜĞÜNÜ Basraf köyündeki düğünler tıpkı masallardaki gibi üç gün üç gece sürüyor. Düğünün ikinci günü damat için takı töreni yapılıyor. Öncelikle akrabaların daha sonra çevre köylerden gelenlerin kimi takı takıyor, kimi para veriyor. Benzer bir tören de ilk gün gelin için yapılıyor. Üçüncü ve son gün ise gelin erkek evine taşınıyor.

Zaza Düğünü
Basraf köyündeki düğünler tıpkı masallardaki gibi üç gün üç gece sürüyor. Düğünün ikinci günü damat için takı töreni yapılıyor. Öncelikle akrabaların daha sonra çevre köylerden gelenlerin kimi takı takıyor, kimi para veriyor. Benzer bir tören de ilk gün gelin için yapılıyor. Üçüncü ve son gün ise gelin erkek evine taşınıyor.

Siverek eski belediye başkanı Ali Murat Bucak: “Bizim size nasıl bir yardımımız olursa söyleyin” diye başlıyor söze, “çünkü biz bu türden çalışmaları desteklemekle yükümlü sayıyoruz kendimizi”. Ramazan Dolaş “Takoran (Baki) köyünden başlamalısınız” diyor, “hem Siverek’le Fırat arasındaki bağın sembolüdür, hem de Zaza kültürünün yaşadığı köylerimizden biridir”.
Siverek’te hem seçmeli Zazaca derslerinin öğretmenliğini yapan, hem de Zazaca büyük bir sözlük hazırlayan yazar Şaban Şenateş ve Ali Büyükkaya düşüyorlar önümüze. Önce Ergen’de (Xerzno) duruyoruz, gideceğimiz köylerin yollarına ilişkin bilgi veriyor köylüler: “Çamur ama gidilebilir.” Sonraki söz daima şu oluyor: “Ama önce bir çay için…” Arabayı kullanan Hüseyin Çınar’a bakıyoruz. “Siz endişe etmeyin, ben bu yolların ustasıyım, sizi hem götürürüm, hem de selametle getiririm” diyor.
Yaklaşık 45 kilometrenin ardından Divan köyündeyiz; karşı dağlara bakıyoruz. Köylüler gündelik işlerine dalmış, kimi yağmura karşı dam loğluyor, kimi saman taşıyor. Köpeklerin ve çocukların dünyası ise oyun… Ali Büyükkaya: “İçimde uhdedir” diye başlıyor söze, “ben anadilim Zazacayı çok geç öğrendim. Şimdi her sözcük üzerinde, her cümlede öyle titizleniyorum ki, sanki dili her defasında yeniden öğreniyorum.”

Fırat’ın Kıyısı
Etrafında onu kuşatan bu dağlar, bu sarp soğuk olmasa Atatürk Baraj Gölü’nün kenarındaki Takoran köyünü Akdeniz’in kıyı köylerinden ayırt etmek olanaksız. Köyün girişinde sizi balıkçı motorlarının pata pat sesleri karşılıyor. Kocaman yayınlar, akışını kaybetmiş suların balıkları dolduruyor tekneleri. Ekrem Beyazpirinç karşılıyor bizi. “Ben dünyanın çeşitli ülkelerinde kaldım” diyor Ekrem Bey, “değişik dilleri konuşabiliyorum. Şimdi herkesin yaygın olarak Zazaca, bizim Dımılki dediğimiz dille, pek çok dil arasında inanılmaz bağlar var. Örneğin ben bir Rusla bir süre sonra kolayca anlaşabiliyorum. Sözcüklerimiz benzeştiği için değil; dilin mantığının aynı olması kolaylaştırıyor işimizi”.
Bu dilin konuşulduğu hangi yerleşimde olursak olalım, ister Dersim’de, ister Siverek’te; Türkçe konuşurken bile soru ekleri kullanılmıyor. Örneğin, “Sen yemek yedin mi” demiyor; “Sen yemek yedin” diyorlar. Şaban Şenateş: “Bu, Dımılki dilinin yapısından gelen bir alışkanlık” diyor ve dilin teatral bir özelliğe sahip olduğunu söylüyor. Onlar bunu bir zenginlik olarak niteliyor. Ben ikna olmuyorum. Dımılki diliyle bir sözlük hazırlayacak kadar ilgili olan Şenateş’in bizimle olması bir nimet gibi. Soruyu Türkçeden bir örnekle büyütüyorum:
“Evlerimi aldın!” diyorum. Şenateş: “Tu banemi groti” diyor.
“Evleri mi aldın” diyorum, Şenateş: “Tu banemi groti?”
Soru, cümlenin sonundaki ses vurgusuyla soruluyor. Şenateş, biraz düşündükten sonra: “Bizim dilimizde bu tür hallerde olumsuzluk yüklü ya da şaşkınlık, tereddüt belirten bir ek vardır” diyor: “Ma tu banemi groti?” Yani evleri almaması gerekirken, almasının olasılığı ve olanağı yokken ya da bunu yapmaya hakkı olmadığı halde, bu eylemi yapmış olana yönelik cümlelerde kullanılabiliyor.

Dışarı çıkıyoruz. Burası Fırat’ın kıyısı mı, bir göl kenarı mı? Bu durgunluk, bu sessizlik aklıma Dicle kıyılarını getiriyor… Örneğin, Diyarbakır’da Dicle, Lice gibi ilçelerin yanı sıra Eğil de Zazaların yoğun olarak yaşadıkları yerler arasında. Dicle Nehri üzerindeki barajlar, bir zamanlar akarsu kıyısında yaşayan Eğil köylerinin bir kısmını bir nevi balıkçı köyüne dönüştürdü. Dicle Baraj Gölü kıyısındaki Sarmaşık köyü (Basraf) onlardan biri. Örneğin buradaki düğünlere komşu köylerin gelebilmesi için artık sandalların, teknelerin devreye girmesi gerekiyor.
Gece. Toprakta ve suda gece. Seslerde, tütün kokusunda, çamura ve kımıldayışlara ayazla işleyen gece… Siverek Hadro’da –ki burası Diyarbakır Hazro ilçe merkezinden göçen Zazaların oluşturduğu köylerden biridir- muhtarın evinde, 90’lı yaşlarının ortalarındaki Kezban Hanım köyün tarihini anlatıyor. Öylesine akıcı, öylesine katıksız konuşuyor ki, insanın anadiliyle mantığı arasındaki bütün ince yolları öylesine şiirsel bir tempoyla aşıyor ki biz, odada olanlar ağzı açık dinliyoruz. İnsanın anadilini yasaklamak, onun düşünüşünün mantığını, hatıralarının kazandığı bütünlüğü küçümsemek, yasaklamaktır.

Şaban Bey, Dımılki’nin kendine özgü kuralları olan bir dil olduğunu söylüyor: “Örneğin” diyor “eril ve dişil söylenişler bakımından hem pek çok lisandan, hem de Kürtçenin diğer kollarından daha ayrıntılı, daha zengindir… Ama Kürtçenin bir koludur”. Sonra, bize Hacı Osmani Babij’in “Dımılki dilinde yazmıştır” dediği mevlidi anlatıyor. Yazılı kaynaklar, Hezanlı şair Ehmedê Xasi’nin 1898’de Dımıli lehçesiyle yazdığı mevlidin daha önce olduğunu söylüyor. Ali Büyükkaya: “Babij Efendi’nin mevlidi daha önce yazılmış, ama Xasi’nin mevlidinin basımı daha önce olmuş” diyor.
Ancak Zazaların, Kürtlerin bir parçası olduğuna ilişkin tezi savunanlar için Ehmedê Xasi’nin mevlidine yazdığı önsöz bir manifestodur. Çünkü yazılı ilk metindir:
“Temam bı vıraştışê Mewlıdê Kırdi bı yardımê Xalıqi û feyz û bereketê peyxamberê ma -sellellahu ‘eleyhi we ‘ela alihi we sellem- bı destê Ehmedê Xasi Hezanıci dı hınzar û hir sey û şiyyes serri de, bı tarixê ‘Erebi.”
(Yaratıcının yardımı ve peygamberimizin -S. A. S.- feyiz ve bereketiyle Mewlıdê Kırdi’nin (Kırdca yani Zazaca Mevlid’in) hazırlanması, Arap tarihiyle bin üç yüz on altıda Hezanlı Ehmedê Xasi’nin eliyle tamamlandı.)
Siverek’le Adıyaman’ı birbirine bağlamak için yapılmakta olan köprünün kenarından geçerek biniyoruz feribota. Hacı Demir, Viranşehir’den toplamış ailesini Adıyaman’a gidiyor. Bir inanç yolculuğu onlarınki. “İnsan ince şeylere bakınca, daha da insan oluyor” diyor, motorlar Fırat’ın üzerindeki baraj gölünün sularını yararken. “Her şey ince yerinden, insan kalın yerinden kopar” diyor Kurmancca.

Karşı kıyıya varınca Gerger’e, yöredekilerin alışkanlıkla eski adıyla söyledikleri Alduş’a gitmek istiyorum. Zazaların bir bölümü bu ilçenin köylerinde yaşıyor. Ancak sorduğumuz insanlar Alduş’ta otel olmadığını, bu saatte gittiğimizde de geri dönmenin zor olacağını söylüyor. Ben de Adıyaman merkezden Elazığ’a vuruyorum yolu. Giderken, Siverekli yazar Mustafa Karadağlı’nın verdiği makalelerden hem onun görüşlerini, hem de Mesut Keskin’in görüşlerini okuma olanağı buldum.
Üçüncü Dil: Zazaca
Mesut Keskin, şu tanımı yaparak başlıyor: “Zazaca, Doğu Anadolu’nun yukarı Fırat-Dicle havzasında, sayıları tam olarak bilinmemekle beraber 4 ila 6 milyon kişi tarafından konuşulan bir dildir. Anadolu dilleri arasında Türkiye sınırları dışında yerli dil olarak konuşulmayan tek dil olduğu söylenebilir. Sayısal açıdan Türkçe ve Kürtçeden sonra konuşulan üçüncü dildir.”
Keskin, Zazacanın, Kürtçenin bir kolu olmadığını ileri sürenler arasında; tezlerini sakince, bağırtı gürültü yapmadan söyleyenlerin başında geliyor. Dolayısıyla bu tarzda yürütülen bir tartışmanın zenginleştirici olacağını düşündürüyor.
Bugünün tartışmaları içinde Zazaların tarihsel köklerine ilişkin derinlikli bir alışveriş, bir tezler çekişmesi yok. Daha çok farklı ülkelerden gelenlerin yaptığı saptamaları konuşuyor taraflar. Mesut Keskin, Jost Gippert’in Zazaca üzerine yazdığı yeni bir makaleye atıfla Zazaların Deylem bölgesiyle olası ilişkisini yeniden gündeme getiriyor: “Gippert, Deylem teorisinin yeniden ve başlı başına araştırılması gerektiğini söyler ve bugünkü Zazacanın konuşulduğu bölgenin tamı tamına eski Part İmparatorluğu’nun batı sınırıyla uyuştuğunu, bunun da o bölgeden Kuzey İran’a kadar Kuzeybatı İrani aşiretlerin yerleşim sürekliliğine (continious settlement) kanıt oluşturabileceğine dikkat çeker.”
Keskin “Önyargılar, bilgi ve kaynak eksikliği veya siyasi zorlamadan ötürü Zazacanın bir Kürt lehçesi veya dili olduğu ileri sürülmüştür” diyor. “Oysa Zazacanın Kürtçeye dahil olduğunu bilimsel olarak kanıtlayan herhangi bir kaynak veya çalışma yoktur” diye de ekliyor. Zazaca ve Kürtçe arasındaki tartışmada iki taraf da Zazacanın dil ailesi konusunda benzer şeyler söylüyor: “Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İrani üst grubunun İrani diller grubuna ait bir Kuzeybatı İrani dilidir.”
Malatya üzerinden Elazığ’a gidiyorum. Dağların arasından geçerken gece mavisi örtüyor kayaları. Otobüsün bir yanı Zazaca konuşuyor, bir yanı Kurmanci; dönüp Türkçeye bağlıyorlar muhabbetin bir ucunu… Zazacanın sözcük dağarcığına baktığımızda da Kürtçe ve Farsça başta olmak üzere başka dilleri doğal olarak görüyoruz… Müslümanlığın gelmesiyle Arapça, asırlarca komşuluk ettiği Ermenice ve Süryanice… Kimi dilciler Yunanca, Latince, Gürcüce, Lazca sözcükler saptayabiliyor… Bugün, Alevi Kırmancların Yezidilerle kimi kültürel benzeşmeleri de göz önüne alındığında bütün bunların dilde bazı yansımalarının olmayacağını söylemek zorlaşıyor.
Elazığ’ın en çok bilinen yerinde; Hozat garajındayım… Gündoğan ailesinden Royem ve Ayfer, Ahmet ve Burhan hep birlikte Harput’a çıkıyoruz. Burhan, Dersim’de, bir kültür ve sanat dergisi olan Bezuvar’ı yıllardır, seviyesini daima yüksek tutarak çıkarıyor. Dolayısıyla bölgede konuşulan dillerin, geleneklerin, kültürlerin yakından takipçisidir… Harput şimdilerde turizm ve seçkin kahvaltı mekânlarının en gözde merkezi olmuş. Oturuyoruz. Elazığ aşağılarda, kış buğusunun içinde…
Burhan Gündoğan “Palulu Zazalar içinde, Zaza kültürünü çok iyi bilen Zaza Dêrê’ydi” diyor; “onun dönemi aynı zamanda Şeyh Sait dönemidir. Aslında Zaza sözcüğünün çekimserliğe düşülmeden kullanıldığı yerlerin başında Palu geliyor. Çünkü tarihi olarak aşiretlerden biri doğrudan doğruya bu ismi taşıyor.” Öte yandan, Dersim’in kapsamında olan bu havalide “Zaza” sözcüğü, Aleviler tarafından bütün Sünni Zazaları veya zaman zaman “Kur,” “Qur” dedikleri bütün Sünni Kürtleri tanımlamak üzere kullanılıyor. “Kur, Qur” gibi sözcükler ise buradaki üstünlük çekişmesinden doğmuş argodur. Çünkü Sünni çoğunluğa ve egemenliğine karşı kendini yıllarca savunmak zorunda hissetmiş Aleviler, bu sözcükleri bir üstünlük olarak kullanagelmişler…
Kimi zaman “bilinmeyen”, kimi zaman “yasak” sayılan bir dil üzerine bugün değişik üniversitelerde tezler hazırlanıyor. Mesut Keskin şu bilgileri kaydediyor: “Zazalar, birçok kaynakta Kürt olarak nitelendirilirken kimi kaynaklarda da Türk oldukları iddia edilmektedir. Ancak Zazaları bağımsız bir etnik grup olarak değerlendiren iki doktora tezinin yanı sıra birçok yüksek lisans tezi ve bilimsel makale bulunmaktadır.”
Nadire Güntaş Aldatmaz, Mardin Artuklu Üniversitesi’ne verdiği tezini Zazaca yazdı ve tez kabul edildi. Aldatmaz, Zazacanın Kürtçe ile dil akrabalığından öte, doğrudan bir kol düzeyinde bağı olduğunu düşünenlerden biri:
“Zazacanın başlı başına bir dil olma meselesi daha çok son yıllarda ortaya atılan ve bana göre çok da esaslı temellere dayanmayan bir iddiadır” diye başlıyor söze ve şöyle sürdürüyor: “Kendi yaşantımdan ve içinden geldiğim toplumun hissiyatından hareketle bugün ağırlıklı olarak Zazaca denilen dilin Kürtçe olduğunu düşünüyorum.”
Aldatmaz, sözünü iki alanı kıyaslayarak sürdürüyor: “Zazaların Kürt olup olmadığı ile ilgilenen bilim insanları var. Ama hiçbirinin iddiasında bir kesinlik yok. Her biri kendi kanaatini beyan ediyor. Sözünü ettiğim yabancı bilim insanlarıdır. Yoksa Kürtler kendilerine ait en eski eserlerde de Zazalardan bir aşiret olarak bahsederler. Sadece Kürtler değil, Türkiye tarihine de ışık tutan bazı yazışmalarda ve belgelerde de… Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde ‘Ekrad-i Zaza’ (Zaza Kürtleri) diyor. Örneğin, Bingöl yöresini anlatırken, birçok Kürt aşireti arasında ‘Zaza’ adını da anmaktadır.”

Suyla Söyleşmek
Dersim’in merkezinden, Mamike’den Pulur’a (Ovacık) doğru Munzur Çayı’nın kenarından kıvrıla kıvrıla gidiyor yol. O tapılası suyu bir bu yakadan, bir öteki yakadan seyrederek gidiyorum. Bugün yeterince kadri bilinmiyor olsa da bence bölgenin kültürünü en iyi bilen fotoğrafçılardan biri olan Akın Gedik karşılıyor beni… Ovacık’a gelince uğranacak kapılardan biri elbette Kedek (Koyungölü) köyündeki Zeynel Dede’nin evidir. Sebra Hanım ekmeği yeni pişirmiş, çay da geliyor ve sohbetin kıyıları giderek genişliyor.
Zeynel Dede: “Kendi dilimizle, Kırmancca söylerdik türkümüzü, semahımıza bir başka dilin de, dinin de katışığı olmazdı. Bizim Aleviliğimiz daha derindi.”
Dede çayından bir yudum aldıktan sonra anlatmaya, örnekler vermeye devam ediyor: “Bugün de Dersimli yaşlı insanlar sabah duasına çıktığında, önce duasını eder, sonra döner kendi solundaki boşluğu öper.”
Bir sakıncası yoksa duayı söylemesini istiyorum. Kırmancca söylüyor. Türkçesi şöyle:
“Ya doğan güneş/ Önce toplumumuzu kederden koru/ Sonra bizi, çoluk çocuğumuzu gör gözet/ Ya sarı ay ve güneş/ Ya sabah seherinin aziz divanı/ Ya kimsesizlerin, sahipsizlerin babası/ Önce komşumuza akraba ve cemi cümlemize/ Sonra da bize sahiplik edesin/ Elini uzat/ Kavuştur kendini bize.”
Yüksek dağlardan ve güneşten, aydan ve ulu ağaçtan, gökten ve yerden, sudan ve ulu kayadan istemek… Doğayla, evrenle paylaşmak ve türküden, sazdan dinlemek kendi özlemlerini… Dönmek kendi semahında, kehanetinde… Bu, bir evren düşüncesidir. Bu nedenle kutsaldır Munzur gözeleri, suyun çağlayışı, köpürmesi, dillenmesi, silip süpürmesi… Bu nedenle Dersim insanı, bir insan ki suya bakmasını, suyla söyleşmesini bilmiyorsa daha olmamıştır der. Olmamıştır, yüreği su gibi olmamıştır.
Anneler çocuklarını yıkarken: “Baba Mansur pınarının gözesi ola/ Munzur’un çeşmesi ola/ Su aşağı evladım yukarı doğru ola.”
Zazalar hakkında konuşulan hemen her yerde, “Grûba Xebate ya Vateyî” yani Vate Çalışma Grubu’ndan da mutlaka söz edilir. Ben de kalkıp uzun zamandır bu yayınevinde emek veren Deniz Gündüz’ün yanına gidiyorum. Her yayınevi bir ihtiyaç üzerinden doğar. Gündüz’den Vate’nin kuruluş serüvenini anlatmasını istiyorum:
“Türkiye’de Zazaların gerek değişik bölgelerde ayrı ve deyim yerindeyse bölük pörçük yaşaması, gerek inançlar bakımından farklılık göstermeleri dilin kullanımında da bir dağınıklık yaratıyordu. Buna, uzun yıllara yayılmış baskıları ve Zazacanın, yazı diline pek çok dilden daha geç geçmiş olmasını da eklediğimizde, bizim Kırmancca dediğimiz, yaygın olarak Zazaca diye bilinen dille sistematik olarak uğraşmak kaçınılmaz oldu. Bizim yayınevimizin ve çalışma grubumuzun ilk amacı bu dilin yazılı olarak bir bütünlük kazanmasını sağlamak, her dil için elzem olan standart bir yazın dili geliştirmektir.”
Deniz Gündüz de pek çok insan gibi Zazacanın, Kürtçenin bir kolu olduğunu düşünüyor. O halde, neden asıl Kürtçeye değil de Zazacaya emek vermeyi seçmişlerdi?
“Kürtlerin kendi içinde esas Kürtçe diye isimlendirdikleri herhangi bir lehçe yok; bir Kurmanc için Kurmancca ne kadar Kürtçeyse bir Soran için de Soranca o kadar Kürtçedir. Benim için de Zazaca o kadar Kürtçedir, herkes doğal olarak kendi Kürtçesiyle uğraşıyor. Ben örneğin Gorani bölgesinde yaşayan bir Kürt olsaydım, dilin o kolunun gelişmesi için çaba harcardım. Çünkü bir dilin bir kolunun gelişmesi, yaşayan diller grubunda kalabilmesi, o halkın zenginliğidir. Aslında bu, birlikte yaşadığı bütün halkların zenginliğidir ki Zazaca tehlike altındaki diller kategorisindedir. Zira kendi diline emek veren başka dillerin kıymetini daha iyi bilir. Bu nedenle biz 1996’dan bu yana hem bir dergi çıkarıyoruz, hem Zazaca, hem Kurmancca, hem de Türkçe kitaplar yayımlıyoruz.”

Milliyete dair bütün hassasiyetler bir yana, Zazaların kendilerini tanımlarken kullandığı “Kırmanc” sözcüğü sıradan insanı, insanlığından, emeğinden başka şeyi olmayanları tanımlamaktadır. Sosyolog İsmail Beşikçi’nin sözleri bu bakımdan sert sayılabilir; ancak derebeyliğe ilişkin bu eleştirilerine haksız demek olanaklı mıdır? “Şeyh, seyit, aşiret reisi ve büyük toprak ağaları, kendi deyimleriyle Kırmanclara yani halka kızlarını vermezler. … Kırmanc, Kürt demektir. Fakat Doğu’nun feodal egemen sınıfı kendini Kırmanc kabul etmemekte, bu terimi ezilen, sömürülen, horlanan Kürt halkı için kullanmaktadır. Bu Osmanlı devrindeki ümmetçilik ideolojisinin kalıntılarıdır.”
Pülümür, Dersim’in Erzincan’a açılan kapısıdır. Aslında bundan da öte, yol yakınlığından ötürü Pülümür’ün büyük bölümü alışverişini Erzincan’da yapar. Pülümür, Kırmanccanın ağızları saptanırken ölçü alınan Zaza merkezlerinden biridir. Vara Miri köyünden (Efeağılı) Hüseyin Şanlı, Pülümür ağzını hem deyişlerde, hem de Alevi ritüellerinde kullanabilen dedelerden birdir. “Pülümür” diyor “kendi coğrafyasının doğasına saygı bakımından da önemlidir. Mesela Bave Düzgün’de (Düzgün Baba) ziyaretgâh çevresinde nasıl bezuvarları (dağkeçisi) avlamak günahsa, bizde de günahtır. Bezuvarlar her sabah gelir bu kayalıklarda durur, bizi seyreder ve gider. Uğurdur…”
Erzincan Zazalarının çok önemli bir bölümü Dersim göçmenidir. Dahası, bugün de akrabalık ilişkileri, inanç ritüelleri bakımından Erzincan Zazaları, Dersim’le yakından ilişkilidir. Çayırlı ilçesinin Büyükyayla (Kelmizi) ve Çayönü (Kelmizikomu) köyleri ile Karamelik gibi yöreleri Zaza Alevi kültürünün bütünlüklü olarak görülebileceği yerlerdir. Alevi dedesi, Kazım Erdoğan ve Düzgün Baba lakabıyla da bilinen Ali Kara, Alevilerde Hızır cemlerinin olduğu günlerin yoğunluğu içindeler. O Hızır ile İlyas’tır ki Nuh Peygamber’in gemisini batmaktan kurtarmış, bugünün insanlığını tufandan almıştır. Bu nedenle Alevilerde “hak orucunun” üç günü Hızır orucudur. Üç gün boyunca damla su içmeden tutulur oruç ve üç günün sonunda kurulur cem. Hızır orucunu tutan bekâr gençler, rüyasında kendisine su verene varacağına inanarak, yaşlılar kendilerine su veren canların, ırmakların, göllerin aşkı hikmetiyle gelir ceme, dururlar dara, didara. “Hızır ki” derler “yüz yirmi altı bin peygamberin, cümle evliyanın peygamberidir.”
Kazım Erdoğan Alevi deyişleriyle, lokmaya, badeye yol açtığında, cemin ortasında üç yaşında bir kız çocuğu semahın ilk adımını atmıştı bile. Almina Tek, üç yaşını Alevi nefeslerinin, türkülerin, semahın ışığında tamamlıyor. “Alevilik hak yoludur” diyor Alevi Kurmanclar; Almina ki bütün inançlarda hiç günah işlememiş olandır; günahsızların günahsızı olarak atıyor ilk adımını, anasının babasının inancına, edasına, yoluna.
Zazaları anlamak için tarihin derinliklerine daha çok bakmak gerekiyor. Onların yazılı tarihi son derece yeni ve eksik.
Ne ister ki bir yazar sözünün güzel sohbetlerin beşiği olmasından başka. Hem Zazaca hem Türkçe burada bitirelim sözü: Bi rindekiya/ Güzellikle.

ATLAS EYLÜL 2014 / SAYI: 258

Fotoğraf Galeri

[Not a valid template]

 

Paylaş: