Fransa Bisiklet Turu

Fransa Bisiklet Turu

Dünyanın en büyük bisiklet yarışı Fransa Turu, 2013’te 100. yaşını kutluyor. Bu dev organizasyon aslında spor gazeteleri arasındaki tiraj savaşlarından doğdu.

Yazı: Sarper Günsal
ATLAS Temmuz 2014/SAYI:244

Bisiklete binmek dünyanın en eğlenceli işlerinden biri. Sadece pedal çevirerek hızla yol alabilmek, yüzünde rüzgârı hissetmek, dudaklarda bir gülümsemenin, kahkahanın hep hazır olması… Çocukluğun en güzel, çocukluğa dönüşün de en kolay ve yararlı yolu olsa gerek. Bisiklet sporu ise dünyanın en zor işlerinden biri. Yılın en az 300 gününü bisiklet üstünde geçirmek, ağır antrenmanlar yapmak, zor yarışlar koşmak, o yarışlarda illa ki düşmek ve yaralanmak, kilo almamak için acımasız bir diyete mahkûm olmak…

Bu derece zor bir uğraşın zirve noktası elbette Fransa Bisiklet Turu (TdF). Her bisikletçinin çocukluk hayallerini Fransa Turu süsler. Kazanana şöhret ve zenginliğin kapılarını açan, bitirebilmenin bile büyük takdir topladığı, yarışı yarıda bırakanın hüngür hüngür ağladığı, teknolojideki tüm ilerlemelere karşın hiç kolaylaşmayan, dünyanın en önemli, en büyük, en çok seyredilen, en ilgi çeken bisiklet yarışı. Anadilinde söylendiği şekliyle Le Tour de France!
Fransa Turu’nun bir gazete promosyon kampanyası sonucunda ortaya çıkmış olması ilginç. Gazetelerin tirajlarını artırmak için 20. yüzyılın başında bisiklet yarışları kullanılıyordu. Bisiklet sporu, 1870’lerden beri süregelen hâkimiyetini yitirmeye başlamakla beraber, hâlâ dünyanın en gözde sporlarından biriydi. Avrupa’nın büyük şehirlerinde velodromlar inşa edilip günler, geceler süren mukavemet yarışları düzenlenirdi. Seyirciler, yemek ve içki eşliğinde, sporcuların pistteki mücadelelerini izleyerek eğlenirdi. Sadece pist değil yol yarışları da yapılmaktaydı. Şehirlerarası düzenlenen bisiklet yarışları da büyük ilgi çekiyordu. Paris-Brest-Paris, Marsilya-Paris, Paris-Roubaix, Liege-Bastogne-Liege bunlardan bazıları. Son ikisi bugün hâlâ bahar aylarının en önemli yarışları olmayı sürdürüyor.

L’Auto gazetesi yayın yönetmeni Henri Desgrange, 1903 yılında, yardımcısı Geo Lefevre’in ortaya çıkardığı bir fikri sahiplenir. Rakip spor gazetesi Le Vélo ile tiraj ve reklam savaşının ortasındadırlar. Desgrange, gazetesini güçlendirmek için daha farklı ve daha büyük bir bisiklet yarışı düzenlemeye patronlarını ikna eder. Aklında tüm Fransa’yı dolaşacak bir yarış vardır.
Dönemin yarış alışkanlıklarına uygun olarak Fransa Turu bir dayanıklılık gösterisi olarak tasarlanmıştı. Etapların her biri yaklaşık 400 kilometre sürecek, yarış 1 Haziran’da başlayıp 5 Temmuz’da bitecekti (ancak ilk yarış 1-19 Temmuz arasında koşuldu). Sporcuların herhangi bir dış yardım alması yasaktı, her türlü mekanik sorunu kendileri çözmek zorundaydılar. Yarış Paris’te başlayıp Lyon, Marsilya, Toulouse, Bordeaux ve Nantes’a uğradıktan sonra yine Paris’te son bulacaktı. Parkuru düzenleyenler, Fransa’nın en büyük şehirlerine uğrayarak yarışa olan ilgiyi artırmayı hedeflemişti. Ayrıca, o dönemde gelişmeye başlayan karayolları içinde en düzgün olanlar bu şehirler arasındaydı. Kentlerin tren yollarıyla birbirine bağlı olması da yarışı izlemeyi kolaylaştıracak bir etkendi. Eski bir baca temizlikçisi olan Maurice Garin’in kazandığı ilk Fransa Turu biterken L’Auto gazetesi tirajını 20 binden 65 bine çıkarmış, bugün dünyada en çok seyredilen üçüncü büyük spor organizasyonu doğmuştu.

Fransa Turu’nun halk tarafından gerçekten sahiplenilmesi ise 1930’ların ortalarında gerçekleşti. Sosyalist başbakan Leon Blum’ün önderliğinde, haftada 40 saatlik çalışma süresi ve ücretli izin gibi haklara kavuşan Fransızlar, izin günlerinde veya gittikleri tatil yörelerinde önlerinden geçen pelotonun (ana grubun) büyüsüne kapıldı. O günden beri Fransa Turu hem yarışçılar, hem de bisikleti sevenler için bir tutku oldu.

Chris Froome, 2013’te Fransa Turu’nun bir numaralı favorisi. Bisikletçi, bu büyük etkinlik öncesi mart ayında İspanya’daki Criterium Internacional yarışında da pedal bastı.     Chris Froome, 2013’te Fransa Turu’nun bir numaralı favorisi. Bisikletçi, bu büyük etkinlik öncesi mart ayında İspanya’daki Criterium Internacional yarışında da pedal bastı.  Fotoğraf: Tim De Waele / Corbis

Chris Froome, 2013’te Fransa Turu’nun bir numaralı favorisi. Bisikletçi, bu büyük etkinlik öncesi mart ayında İspanya’daki Criterium Internacional yarışında da pedal bastı.
Chris Froome, 2013’te Fransa Turu’nun bir numaralı favorisi. Bisikletçi, bu büyük etkinlik öncesi mart ayında İspanya’daki Criterium Internacional yarışında da pedal bastı.

Fotoğraf: Tim De Waele / Corbis

İki dünya savaşı sırasında ara verilen Fransa Turu, bu yıl 100. kez düzenleniyor. Son 25 senedir mutlaka Fransa dışında bir ülkeye uğrayan tur, bu özel yılda sadece Fransa topraklarında koşuluyor. Korsika’nın Porto Vecchio kentinde 29 Haziran 2013’te başlayan yarış, adada koşulacak üç etaptan sonra Nice’te “takım zamana karşı” etabıyla devam edecek. Tek yıllarda saatin ters yönünde koşulması gelenek olmasına karşın, Fransız Alpleri’ndeki meşhur yokuşları sona saklamak için Fransa Turu bu sene Nice’ten Pireneler’e doğru yönelecek; 10 Temmuz’da 33 kilometrelik “bireysel zamana karşı” etap Fransa’nın en güzel yerlerinden olarak bilinen Normandiya’daki Mont Saint Michel’de yapılacak. Turun parkuru daha sonra Fransa’yı kuzeybatıdan güneydoğuya doğru keserek aşağı inecek. En heyecan verici etaplardan biri Mont Ventoux (15. etap). Provence’ın bu çıplak dağı, bisikletçiler için yokuşun zorluğu, sıcak ve rüzgâr nedeniyle hep korkutucu olmuştur; 1967’de İngiliz bisikletçi Tom Simpson’un bu yokuşta hayatını kaybetmesi tırmanışa ayrı bir anlam katıyor.

Yarışın son bölümü gerçekten zorlu geçecek; 17. etaptaki bireysel zamana karşı yarışı ve özellikle 18. etabı kaçırmamak gerek. Uzunluğu 172.5 kilometre olan Gap-L’Alpe d’Huez etabında, efsanevi yokuş iki kez çıkılacak. Ertesi gün de ikisi HC (Hors Catégorie) olmak üzere tam beş yokuşlu Borg d’Oisans-Le Grand Bornand etabı koşulacak. Bu çok zor iki günün sonunda Genel Klasman mücadelesi hâlâ bitmemişse, çok zor bir yokuşla sonlanan 20. etap bize şampiyonu sunacak.

Bu Yılın Favorileri Genel Klasman (Sarı Mayo)
Chris Froome (Team Sky): Uzun yıllardır ilk defa, son şampiyonun katılmadığı bir TdF izleyeceğiz. Bradley Wiggins çok kötü koştuğu Giro’yu yarıda bırakırken Fransa için hazırlanacağını söylemişti. Ancak geçen sene ikinci olan takım arkadaşı Chris Froome, takımın kendisine 2013’te tek lider olarak yarışacağına söz verdiğini söyleyerek Wiggins’in ortak lider olmasına karşı çıktı. Takım direktörü D. Brailsford da kendisini destekleyince Wiggo “gizemli” bir diz sakatlığıyla turdan çekildi. Sakatlık gerçek mi, yoksa zarif bir mazeret mi, önümüzdeki günlerde ortaya çıkar. Chris Froome müthiş başarılı bir sezon geçiriyor. Turun bir numaralı favorisi.

Alberto Contador (Saxo Bank-Tinkoff): TdF 2011’i kazandıktan sonra doping testleri pozitif çıkan İspanyol sporcunun şampiyonluğu elinden alınmıştı. Geçen sene Vuelta zaferiyle pistlere geri dönen Contador’un bu seneki tek amacı Fransa Turu. Ancak şimdiye kadar çok parlak sonuçlar alamadı. Daha önemlisi Froome’u hiç geçemedi. Bu nedenle onu ikinci sıraya yazmak gerek.
Cadel Evans-T. VanGarderen (BMC Racing): Tura iki başlı bir takımla gelmek pek başarılı olmuş bir yöntem değil. Fransa’ya Tejay Van Garderen liderliğinde gelmeyi planlayan takım, yaşlı kurt Evans’ın Giro’da kazandığı üçüncülükten sonra onu da lider olarak belirledi. Van Garderen, TdF 2012’de beşinci olmuş ve Beyaz Mayo’yu kazanmıştı. Bu yıl da Mayıs ayında Kaliforniya Turu şampiyonu oldu. İkisinden hangisinin lider olacağını ilk yokuş sonunda anlayacağız.
A. Valverde-N. Quintana (Movistar): Bu iki yetenek elbette Sarı Mayo’yu kazanamayacak ama onların sayesinde yarış çok hareketli geçecek; 23 yaşındaki Kolombiyalı Nairo Quintana iki sezondur yokuşlarda kasırga gibi esiyor. Alejandro Valverde ise üç kez Vuelta’yı kazanmış çok tecrübeli bir isim. İki sporcu da zamana karşı performanslarını yükseltmek için bahar aylarında ciddi rüzgâr tüneli testleri yaptı. Paris’e Valverde ilk üçte, Quintana da Beyaz Mayo ile gelmeyi başarırlarsa çok mutlu olacaklardır.

T.Pinot (FdJ) & P.Rolland (Europcar): Turu 28 yıldır bir Fransız kazanamıyor. Son Fransız şampiyon Bernard Hinault’dan kavuğu alacak biri varsa bu iki isimden biri olacaktır. Thibaut Pinot geçen sene harika bir etap kazanmış ve yarışı 10. bitirmişti. Pierre Rolland ise 2011’deki müthiş L’Alpe d’Huez zaferiyle hatırlanıyor ama asıl başarısı 2012’deki GK sekizinciliği. İkisinden birinin Champs Elysées’de Sarı Mayo’yu giymesi çok uzak bir olasılık ama yazmadan geçmemek gerek.

Diğer anılması gerekenler arasında Andy Schleck (Radio Shack), Joaquin Rodriguez (Katusha) gibi isimler de var ama onlara sıra gelmesi için öncelikle C. Froome ve A. Contador’un denklemden çıkmaları gerek. Gerçi Froome’un başına bir talihsizlik gelirse akla ilk gelmesi gereken isim takım arkadaşı Richie Porte olmalı. Porte gelecek sene Giro’ya lider olacak sözü verildiği için bu sene Froome’un domestiği olarak çalışmaya ses çıkarmıyor.

Puan Klasmanı (Yeşil Mayo)
Sprint mayosu olarak da bilinen Yeşil Mayo, en iyi ve en süreklilik gösteren sprinterin kazandığı bir ödül. Bu kategorinin iki adayı var. Mark Cavendish (OPQS) ve Peter Sagan (Cannondale). Cavendish, Fransa Turu’nda 23 kez etap sahibi olmuş, tarihin belki de en büyük sprinteri. Tek sıkıntısı yokuşları Sagan kadar iyi çıkamaması. Dolayısıyla da inişli çıkışlı etaplarda puan toplaması daha zor. Kazanacağı sprint etaplarına güveniyor. Sagan ise 90’lar neslinin en heyecan verici genç bisikletçisi.

Yokuş Klasmanı (Puanlı Mayo)
Eski yarışçılardan Richard Virenque tüm TdF planlarını bu klasman için yapardı ve toplamda yedi kez Puanlı Mayo’yu kazanmıştı. Tahmin yapılması en zor kategori olduğundan, Paris’te mayonun bir Fransız tarafından giyilme olasılığının çok yüksek olduğunu söyleyerek bitirelim.

Paylaş: