Beton-Cam-Tarih

Beton-Cam-Tarih

Edebiyatta, resimde ve sinemada pek çok ürüne giren Kızkulesi imgesi, şair ve ressam Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun “İstanbul Destanı” adlı şiirinde şöyle geçer: “İstanbul deyince aklıma kuleler gelir/ Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır/ Ama şu Kızkulesi’nin aklı olsa/ Galata kulesine varır/ Bir sürü çocukları olur”…

Oysa tarih boyunca Galata ve Kızkulesi birbirlerine bırakılamayacak kadar alımlı oldu! İstanbul Boğazı’nın Marmara Denizi’ne açıldığı yerde, Üsküdar Salacak kıyısının yaklaşık 100 metre açığında bir kara parçası üstünde biblo gibi duran fener kulesi 2000 yılında onarılarak restorana dönüştürüldü. Depremlerde yıkılıp yangınlarda kül olan, 16. yüzyılda fenere dönüştürülen kule ve kale ilk yapıldığında karakoldu. Kızkulesi adını Bizans döneminde bir imparatorun, kızını buraya kapatmasını anlatan söylenceden almış olsa da, mimari tarihi daha eskiye dayanır. Boğaz girişini denetimi altına almak isteyen Atinalı Komutan Alkibiades’in İÖ 410’da bu kayalığa bir karakol kurduğu geçer kaynaklarda. Kenti kuşatan beton-çelik-cam furyasından belki bir gün Kızkulesi de nasibini alacak! Hiçbir şeyin, kendi çocuklarını bile iştahla yiyen Zaman Tanrısı Kronos’un tırpanından kurtulamadığı bir düzen bu!

Fotoğraf: Turgut Tarhan
Atlas Ekim 2014 / Sayı 259

Paylaş: