Caen: Generaller Şehri

Caen: Generaller Şehri

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu 1944 Haziran’ında, Fransa’nın kuzeyindeki Normandiya kıyılarında bir anda beliren 300 bin müttefik askeri hazırlamıştı. Çıkarmanın 70. yıldönümü nedeniyle Normandiya’nın merkezi Caen şehri, birbirinden önemli başkan ve başbakanları ağırladı. Geçmişine savaşların ve generallerin damga vurduğu şehir günümüzde bir elma ve süt cenneti.

Yazı: Murat Köksal Ocak / Fotoğraf: Murat Köysal

Fransa’nın kuzeyindeki Caen şehri, bu yıl İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu hazırlayan Normandiya Çıkarması’nın 70. yıldönümü törenlerine ev sahipliği yaptı. ABD Başkanı Barack Obama’dan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Fransa Başbakanı François Hollande ve İngiltere Başbakanı James Cameron’a kadar üst düzeyde çok sayıda konuk Normandiya kıyılarında düzenlenen etkinliklere katıldı. Ancak Caen şehrinin önemi sadece 1944’teki Normandiya Çıkarması ile sınırlı değil.
“Fatih” William, “Monty” lakaplı General Bernard Law Montgomery, “Çöl Tilkisi” Erwin Rommel… Tarihin bu ünlü generallerinin bir ortak özelliği var. Hepsinin yolunun bir süre Fransa’nın Normandiya bölgesinin şehirlerinden Caen’dan (Koan okunuyor) geçmiş olması…
Caen, Fransa’nın kuzey bölgelerinden Normandiya’nın merkezi. Nüfusu sadece 115 bin. Paris’e uzaklığı 200 kilometre, trenle iki saat. Fransa’nın elma ve süt cenneti. Birbirinden değişik peynirleri ve aynı zamanda yönetim biriminin de adı olan calvados elma konyaklarıyla ünlü. Ama kent asıl ününü, dünya tarihini etkileyen büyük olayları tam merkezinde yaşamasıyla alıyor.

Kentin en önemli özelliklerinden biri de İngiltere’ye yakınlığı. Aralarında sadece 15 kilometrelik Manş Denizi var. Bu coğrafi yakınlık, kenti bazı tarihi olayların merkezine yerleştirirken beraberinde bol bol yıkım ve acı da getirmiş. Caen sakinleri, kendilerini ülkenin diğer bölgelerinde yaşayanlardan farklı hissediyor. Zaten kendilerine Fransız değil, “Caenlı” diyorlar.

Caen, tarih sahnesine ilk çıkışını “Fatih” ya da “Piç” lakabıyla tanından İngiltere Kralı William (1028-1097) ile yaptı. Normandiya Dükü Birinci Robert ve Herleva‘nın gayrimeşru oğlu olan William, Fransa’nın bir parçası olan Normandiya‘da doğdu, sekiz yaşında derebeyi oldu. Sonraki hayatı, şimdilerde televizyonların ünlü dizisi “Game of Thrones”daki dalavereleri aratmadı. Çocuk yaşta tahta geçmesinden faydalanmak isteyen komşu baronlar, sayısız suikast girişiminde çok sayıda sadık muhafızı ve hocalarını öldürdü ama William her defasında kurtulmayı başardı. Dönemin Fransa kralı da bu küçük derebeyinden desteğini esirgemedi. Onlu yaşlarda şövalye ilan edilen William, önce kendi dükalığında kontrolü ele geçirdi, ardından da komşu dükalıkları bir bir ele geçirerek bölgenin en önemli derebeyi oldu…

Ama kent yaralarını kısa sürede sardı, yıkılan tarihi yapılarını onardı. Kral William tarafından 1066’da yapımına başlanılan L’Abbaye aux Hommes (Erkekler Manastırı), belediye binası olarak kullanılıyor.

Ama kent yaralarını kısa sürede sardı, yıkılan tarihi yapılarını onardı. Kral William tarafından 1066’da yapımına başlanılan L’Abbaye aux Hommes (Erkekler Manastırı), belediye binası olarak kullanılıyor.

O sıralarda İngiltere tahtında “İtirafçı” Edward oturuyordu. Çocuğu olmayan Edward’ın annesi ise William’ın dedesiyle kardeşti. Bu kan bağı sayesinde William da taht üzerinde hak iddia etti. Ancak Edward’ın ölmesiyle çıkan kargaşanın galibi, kralın kayınpederi Harold oldu. Bunun üzerine William, büyük bir orduyla, İngiltere üzerine yürüdü, ünlü Hasting Savaşları’nda (1066) rakibini öldürerek tacı ele geçirdi. Sonrasında çıkan irili ufaklı birçok ayaklanmayı bastırarak, tahtın mutlak hâkimi oldu. Kendisi İngilizce bilmezdi, bu yüzden 1066’dan neredeyse 15. yüzyıla kadar tüm İngiliz aristokrasisi ki bunlara krallar hatta ünlü Aslan Yürekli Richard da dahil, sadece Fransızca konuştu. William ile birlikte İngiltere tahtı da Anglosaksonlardan Normanlara geçti.

Anglosaksonların aksine, Normanlarda asalet babadan oğula geçerdi. Bu yüzden daha sonra tahta oturan tüm krallar, 1087’de ölen William’ın soyundan geldi. Her ne kadar İngiltere kralı olsa da William, hükümranlığını Normandiya’da geçirmeyi tercih etti. Caen’da tarihi yapıların çoğu onun döneminden kalmadır. William, Avrupa’nın en uzun surlarına sahip olan kalelerden birini burada inşa etti. Küçük yaştaki yeğeniyle evlenmesine soğuk bakan Papalığa rüşvet olarak da, şehrin iki tarafında Kadınlar Manastırı (L’Abbaye aux Dames) ve Erkekler Manastırı (L’Abbaye aux Hommes) adı verilen iki manastır yaptırdı. William ölünce Erkekler Manastırı’na, eşi ise Kadınlar Manastırı’na gömüldü.

Bugün Caen merkezinde bulunan bu tarihi yapıların çoğu, kentin en büyük turistik çekim noktaları. Kalesinden ya da diğer adıyla Château Ducal surlarından kenti panoramik bir şekilde görmek mümkün. Ortaçağ filmlerinden aşina olduğumuz kalenin önünü çeviren hendekler ve o dönemlerde bir saldırı anında kaldırılarak kapatılan zincirli kapının üzerinden kaleye giriliyor. Kalenin içinde ayrıca Güzel Sanatlar Müzesi de bulunuyor. Kalenin hemen karşısındaki Le Vaugueux Mahallesi ise eski ahşap binalardaki restoranlarıyla turistlerin uğrak noktalarından biri. Şehirdeki St. Pierre Katedrali de kalenin tam karşısında bulunuyor ve tarihi 1200’lü yıllara dayanıyor. Ancak bu yapı da müttefik güçlerinin 1944’teki bombardımandan etkilendi ve kulesi yıkıldı. Hâlihazırdaki kule ise daha sonra yapıldı. Notre Dame de Froide Kilisesi, Palais Justice (Adalet Sarayı), St. Etienne Kilisesi, College de Bois görülmesi gereken tarihi binalar arasında.

Normandiya’da Yakılan Jeanne d’arc
Şehirdeki en ilgi çekici heykellerden biri meşhur Jeanne d’Arc’ı at üstünde betimliyor; 1412 ile 1431 yılları arasında yaşayan bu Fransız Katolik azize, İngiltere’ye karşı verdiği savaşla ünlü. Yüz Yıl Savaşları sırasında, “Tanrının kendisinden Fransa’yı kurtarmasını istediğini” söyleyen Jeanne d’Arc, 16 yaşında evinden ayrıldı, erkek kıyafetleri giyerek birçok cephede İngilizlere karşı savaştı. Daha sonra erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kâfir olduğu öne sürülerek henüz 19 yaşındayken Caen’ın komşusu Rouen kentinde diri diri yakılarak öldürüldü. Jeanne d’Arc, ölümünden 490 yıl sonra idam kararını veren aynı kilise tarafından azize ilan edildi. Jeanne d’Arc bugün Fransa‘nın en önemli azizelerinden ve kutsal ikonlarından. Hayatı edebiyatta ve sinemada yoğun şekilde konu edildi. Caen kentinde de büyük bir heykeli bulunuyor. Place de Resistance’ta bulunan heykel aslında Cezayir’in Oran kentindeydi. Oran, ünlü yazar Albert Camus’nün Veba adlı romanının geçtiği yer. Romanda “Güneş ışınları, Jeanne d’Arc’ın tümüyle altından olan miğferini ısıtıyor yalnızca” diye bahsedilen bu heykel, Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasından sonra Fransa’ya taşındı ve işgal ordularına karşı verilen Fransız direnişinin bir sembolü olarak 1964 yılında Caen kentine yeniden dikildi…

Gündüzleri Terk edilmiş Gibi
Caen sakinleri tatil günlerini şehir merkezi yerine çevre köylerde geçiriyor. Caen merkezinde perşembe geceleri dışında turistler hariç insan görmek pek mümkün değil. Şehirdeki üniversitenin öğrencileri cuma günü kendi şehirlerine gittiği için perşembe akşamları daha renkli geçiyor. Hafta sonu geceleri ise şehir merkezindeki kafeler özellikle yerel calvados elma konyağı ve çeşitli Fransız şaraplarıyla sohbet etmeye gelen turistlerle doluyor. Şehrin bulvarında Normandiya’ya özgü ahşap kirişli ve içleri kerpiçle doldurulmuş sivri çatılı yapılar dikkat çekiyor. Norman evleri olarak adlandırılan bu yapıların tarihi beş asır öncesine kadar gidiyor. Ne yazık ki 1944’teki bombardımandan bu tarihi evler de nasibini almış ve parmakla sayılacak kadar azalmışlar. Şehrin en renkli dönemi, istasyonun yakınındaki hipodromda yapılan ve her yıl dört bir yandan getirilen cins atlarla düzenlenen at yarışları sırasında yaşanıyor.

Caen’da Türk Dönercileri
Neredeyse tüm Avrupa’ya yayılan Türk göçmenleri Caen’da da görmek mümkün. Bölgenin kendine has peynirli ve salamlı krepleri, işkembe yahnisi, fasulyeli ördek gibi Kuzey Fransa’ya özgün yemeklerin ve özellikle kırmızı etin her türlüsünün sunulduğu restoranlar arasında Türk dönercileri de göze çarpıyor. Caenlılar dönere ilgi göstermiş olmalı ki şehir merkezinde tam altı döner dükkânı hizmet veriyor. Caen, Fransa’nın peynirleriyle meşhur en önemli bölgesi. Camembert peynirinin yanı sıra Neufchatel, Pont l’Eveque ve Livarot peynirleri de bölgenin ününü tüm ülkeye duyurmuş.

Sahil yolundaki bahçeler ise Fransız empresyonist ressamlara ilham kaynağı olan uçsuz bucaksız sarı çiçeklerle bezeli tarlalarla dolu. Claude Monet bunların içinden en ünlüsü. Bu sahillere yakın Giverny’deki evi, bugün turistlerin görmeden geçmediği bir yer. Bu mükemmel görüntüleri ölümsüzleştiren tek ressam Monet değil, William Turner, Camille Pissarro, Auguste Renoir, Paul Gauguin, George Braque, Pablo Picasso ve birçok ressam da bölgenin güzelliğini eserlerine yansıtmış durumda.

İkinci Dünya Savaşı’nın izleri
Kent merkezi nasıl Fatih William döneminden önemli izler taşıyorsa, Manş Denizi’ne doğru yol aldığınızda bu kez İkinci Dünya Savaşı’nın damga vurduğu yerler karşınıza çıkıyor.

Caen savaş sırasında en çok acı çeken kentlerden biri. Müttefiklerin ağır bombardımanı nedeniyle kentin neredeyse yüzde 70’i yıkıldı, yıkımdan bu tarihi binalar da nasibini aldı. Ama yine de kent halkının bir kısmı bombardımandan kurtulmanın yolunu bu kaleye sığınmakta buldu. Kent ile sahiller arasındaki küçük kasabalar ise müttefikler ve Almanlar arasındaki göğüs göğüse yapılan çarpışmaların izlerini taşıyor. Neredeyse her köyde, savaşı yansıtan bir meçhul asker heykeli görmek mümkün…

Bu mükemmel pastoral manzaraları geçtikten sonra yol, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu getiren en büyük çıkarmanın yapıldığı sahillere iniyor. Bölgenin yakın tarihine damgasını vuran iki general, İngiliz Montgomery ve Alman Rommel’in son hesaplaşması işte bu sahillerde başladı.

Sahilin tam karşısında İngiliz topraklarında çıkarma için hazırlanan birlikler, son düdüğü bekliyordu. Birlikler Amerikan, İngiliz ve Kanadalı askerlerden oluşuyordu ve her bir ülke ayrı bir çıkarma bölgesinden sorumluydu. Almanlar büyük bir çıkarmanın yapılacağını biliyordu ve hazırlıklarını buna göre yapmıştı. Ancak bilmedikleri, çıkarmanın ne zaman ve bölgenin hangi kısmına yapılacağıydı. Alman askeri kurmayı çıkarmayı, daha kuzeyde La Havre bölgesinde bekliyordu ama müttefikler çıkarma için Normandiya sahillerinin en aşılmaz bölgelerini seçti. Çıkarma, 1944 yılı Haziran ayının 6’sında erkenden başladı…

Denizin Üzerinde Suni Limanlar
Çıkarma için Fransa sahillerinde beş bölge belirlendi, bunlardan ilki Arromanches’di. Müttefikler, sahildeki La Havre ve Cherbourg gibi hazır limanları fethetmek yerine, Arromanches kıyılarında denizin ortasına suni bir liman inşa etti. Yüzen dev konstrüksiyonlardan oluşan bu suni liman, bittiğinde ve tam kapasite çalıştığında günde 9 bin ton malzeme taşınıyordu.

Mullberry Harbour adı verilen bu suni limanın ikincisi de Omaha açıklarına yapıldı. Müttefikler, bu suni limandan da 19 Haziran’daki fırtınada batana kadar faydalandı; 13 günde 300 bin asker, 54 bin araç ve 100 bin ton mühimmat bu suni limandan kıyaya taşındı. 100 günlük operasyonda ise toplam 2 buçuk milyon insan, 500 bin araç ve 4 milyon ton teçhizat taşınmıştı.

Bugün Arromanches ağırlıkla turistik bir kasaba. Denizin ortasında da suni limandan artakalanlar görülebiliyor, birçok parça da sahile vurmuş durumda. Kasabada, “D-Day” çıkarmasını ve bu efsane suni limanları anlatan küçük bir müze de bulunuyor. Kasabanın bir diğer efsanesi ise şarap sosuyla yapılan ve tencerede sunulan midye yemeği…

Çıkarmanın yapıldığı ikinci nokta Longues Sur Mer bölgesinde ise müttefikleri karşılamaya hazır, 152 milimetrelik toplarla ve ağır makineli tüfeklerle silahlanmış beton siperler bekliyordu. Çıkarmadan bir gün önce, 5 Haziran’da bu siperlerin üstüne uçaklardan tam 600 ton bomba atıldı ama hiçbir işe yaramadı. Siperlerden açılan makineli ateş, Omaha ve Gold sahillerine çıkarma yapan askerleri hedef alıyordu. Uçaklardan sonra bombardıman görevini bu kez gemiler aldı, bölge hallaç pamuğu gibi atıldı ve gün sona erdiğinde dört siperden üçü susturulmuştu. Direnmeye devam eden son siperdeki Alman askerleri ise 7 Haziran sabahı İngilizlere teslim oldu. Bu siperler bugün hâlâ sağlam bir şekilde ayakta. Siperlerin etrafında, ağır bombaların neden olduğu dev çukurları görmek de mümkün…

Alman Bataryasının İçinde
Çıkarma sırasında bir başka acının yaşandığı yerlerden biri de Pointe de Hoc… Burası Fransa sahilinin Manş Denizi’ne hâkim olan en yüksek noktası. Burada da bir dizi Alman bunkeri (beton korugan) müttefikleri karşılamak için hazır bekliyordu. Bölgenin sahili, dik kayalıklarla dolu olduğu için Amerikan ranger’leri bu sarp kayalıkları iplerle tırmanarak aştı ve bunkerlerde bekleyen Alman askerlerini ele geçirmeyi hedefledi. İki gün sonra Almanlar teslim olduğunda, 225 olan Amerikan komandoların sayısı 90’a düşmüştü. Çarpışmalardan sonra komandolar, bir grup Fransız sivili, Alman saflarında gözcülük yapmak ve hatta savaşmakla suçladı. Ve bu Fransızlar hemen idam edildi. Tüm sahile hâkim olan bu tepenin denize bakan ucunda, burada can veren Amerikan ranger’leri için Fransızlar tarafından dikilen bir anıt bulunuyor.

Atlas Temmuz 2014 / Sayı 256

 

Paylaş: