Gaşerbrum II – Pakistan: Parıldayan Zirve

Gaşerbrum II – Pakistan: Parıldayan Zirve

Pakistan’da, yüksekliğiyle göğü delen beyaz, dev bir üçgen piramit. Dünyanın en yüksek 13. noktası. Tunç Fındık, liderliğini yaptığı uluslararası bir ekiple, tehlikeli ve uzun buzul geçişleri, zorlu etaplar ve derin çatlaklarla sarmalanmış Gaşerbrum II’nin zirvesine ulaştı ve tırmandığı 8 binliklerin sayısını 10’a çıkardı.

Yazı ve Fotoğraflar: Tunç Fındık

Pakistan’ın kuzeyinde konuşulan Balti dilinde adı “parıldayan duvar” anlamına geliyor. Haritalarda “K4” kod adıyla anılıyor. Dağcılara göre ise o kısaca G II. Karakurum dağ silsilesinin kalbindeki bu güzel zirve 8 bin 35 metrelik yüksekliği ile dünyanın en yüksek 13’üncü dağı. Medeniyetten alabildiğine uzak, tehlikeli ve uzun buzul geçişiyle ulaşılan, fazlasıyla kar tuttuğu için çığ riski içeren, dik, teknik tırmanış etaplarına sahip görkemli bir dağ. Gaşerbrum II…

Komşu Zirveler  Şafak, ekibi 7 bin 700 metredeyken karşıladı; Gaşerbrum II’nin de yer aldığı Karakurum Dağları’nın kar ve buzu günün ilk ışıklarıyla aydınlandı. Bu silsilede başka birçok heybetli dağ bulunuyor, batıda 7 bin 821 metrelik Maşerbrum dikkat çekiyor.

Komşu Zirveler
Şafak, ekibi 7 bin 700 metredeyken karşıladı; Gaşerbrum II’nin de yer aldığı Karakurum Dağları’nın kar ve buzu günün ilk ışıklarıyla aydınlandı. Bu silsilede başka birçok heybetli dağ bulunuyor, batıda 7 bin 821 metrelik Maşerbrum dikkat çekiyor.

Dile kolay, “14×8000” projesinde, yani dünyanın 8 bin metreyi geçen 14 dağına tırmanma hedefimde 2006 yılından beri yol alıyorum. Gaşerbrum II’ye de bu proje çerçevesinde tırmanıyorum.

G II ekspedisyonunun dört Nepalli, bir Belçikalı ve iki Çinli dağcıdan oluşan üyeleriyle buluşmak amacıyla 2014 Haziran’ında Pakistan’ın başkenti İslamabad’a uçtum. Pakistan’da 2013 yazında Nanga Parbat Dağı’nın ana kampı Taliban’ın saldırısına uğramış ve 11 dağcı hayatını kaybetmişti; ben de oradaydım ama şans eseri dağın yükseklerinde tırmanıyor olduğum için kurtulmuştum. Kimileri bir yıl aradan sonra tekrar bölgeye gitmemi çılgınlık olarak görüyordu. Ancak bu korkunç olaya rağmen Pakistan’ın muhteşem bir doğaya sahip, iyi niyetli insanların yaşadığı bir ülke olduğunu düşünüyorum ve her seferinde oraya dönmeyi, dağlarında tırmanmayı gönülden istiyorum. Bu yıl da durum böyleydi.

Yeşil ve düzenli bir şehir olan İslamabad, Karakurum Dağları’nda yapılan tırmanışların başlangıç noktasıydı. Tırmanış ekibimizin lideri olarak Gaşerbrum II için gereken iznin hükümetten alınması, Pakistan Alpin Kulübü ile yapılan görüşmeler ve dokümanların imzalanması, bize bu seferde eşlik edecek resmi görevli “iletişim subayı” ile tanışmak gibi işlemler nedeniyle burada biraz vakit geçirmemiz gerekti. Bu arada 60 güne kadar uzayabilecek tırmanış için son dakika alışverişlerimizi tamamladık. İslamabad, bu ülkede dağların hiç var olmadığını düşündürtecek kadar düz ve fırın kadar sıcak olduğu için, bir an önce dağlara doğru yola çıkmaya can atıyorduk.

Karakurum ve Himalayalar’nın 8 bin metrelik devlerine varmak için yolculuğumuz böyle başladı. Rotamız, Karakurum Highway (Karakurum Karayolu) olarak bilinen, 1000 kilometre uzunluğu ile Çin Halk Cumhuriyeti ve Pakistan’ı 5 bin metrelik Kuncerab Geçidi’nde birleştiren, tarihi İpek Yolu’nda yer alan bir etaptan geçmekteydi. Kısa adı ile KKH yani Karakurum Highway, dağlık Kuzey Pakistan’a seyahatin ayrılmaz, otantik bir parçası olan, ancak son derece meşakkatli bir yol. Bakımsız, dar, dönemeçli yollar, yolun uzun süre kapanmasına neden olan heyelanlar, çılgın şoförler derken KKH’nin risklerine bir de terör tehlikesi eklenmişti. Nihayetinde bir türlü gerçekleşmeyen uçuşlar nedeniyle KKH’yi iki günde arabayla geçmemiz gerekti. Söz konusu seyahati geçmişte dört sefer yapmama rağmen ciddi bir eziyet oldu bu. İndus Nehri boyunca ilerleyen KKH’deki yolculuğumuz sonucunda vardığımız yer, Kuzey Pakistan’ın en önemli idari ve askeri merkezlerinden olan Skardu kasabasıydı.

Pakistan Hava Kuvvetleri’ne ait savaş uçaklarının her gün semalarında uçtuğu Skardu bölgesi, 5 bin metrelik sarp, kurak zirvelerin arasında adeta bir vaha: Geniş bir ovanın içinde kavak ve söğüt ağaçlarından oluşan korular, kaynağını eriyen buzullardan alan çılgın akarsular ve gündelik bastıran şiddetli toz fırtınaları ilk izlenimi oluşturuyor. Skardu, dağcılar için Karakurum’un vahşi dağlık arazisine dalmadan önceki son medeniyet merkezi. Dağların tabanına yapılacak uzun yürüyüşte yükleri taşıyacak ekipler burada organize edilir, iki ay süren tırmanışlar için tüm ham gıda maddesi ve kesilecek canlı hayvanlar buradan satın alınır. Fakat Skardu’nun en önemli özelliği, serin ve kuru havası ile İndus Nehri’ne tepeden bakan sakinliğidir bence. Bu kez Skardu’da düşündüğümüzden uzun kalmamız gerekti çünkü ekip arkadaşlarımız olan Çinli dağcıların gelmesini bekledik. Ayrıca geçen seneki terör olaylarından sonra çok sıkılaşan ve tamamen Pakistan ordusunun denetimine giren tırmanış izniyle ilgili işlemlerin halledilmesi de zaman aldı. Bekleme esnasında biz de Skardu’nun çevresindeki 5 bin metrelere uzanan dağlarda basit tırmanışlar yapmaya giriştik.

Muz Sırtı Tunç Fındık’ın liderliğini yaptığı uluslararası dağcı ekibi, yaklaşık 6 bin 200 metrede “Muz Sırtı” adı verilen etabı geçiyor. Hedefleri olan Gaşerbrum II, ya da dağcıların deyimiyle “G II” zirvesi ise (fotoğrafın sağındaki üçgen) uzaktan onları izliyor.

Muz Sırtı
Tunç Fındık’ın liderliğini yaptığı uluslararası dağcı ekibi, yaklaşık 6 bin 200 metrede “Muz Sırtı” adı verilen etabı geçiyor. Hedefleri olan Gaşerbrum II, ya da dağcıların deyimiyle “G II” zirvesi ise (fotoğrafın sağındaki üçgen) uzaktan onları izliyor.

Planım Gaşerbrum II’ye, birçok başka 8 bin metrelik tırmanışımda olduğu gibi, hiç oksijen desteği kullanmadan çıkmaktı. Ekibimizde bunu yapan tek dağcı bendim. Sanıldığı gibi 8 bin metrelik bir dağa çıkışın en riskli yanı teknik zorluk değildir. Yüksek dağcılık, insan bedeni için bazı riskler yaratır; 5 bin metrede yarıya, 8 bin metrede üçte bire düşen atmosferik basınç nedeniyle, soluduğumuz havadaki oksijen miktarı da aynı oranda azalır. Bu durum, ölümcül olabilecek akciğer ödemi veya beyin ödemi gibi yükseklik hastalıklarının hızla ortaya çıkmasına yol açabilir. Yükseklikte yemek, besinleri sindirmek, uyumak, dinlenmek gibi en basit yaşamsal işlevler bile çok zorlaşır. Bunun yanında bir de sırtta insafsızca ağır yüklerle kilometrelerce irtifa almak, teknik buz ve kayada tırmanmak… Bu nedenle ekstrem yüksekliklerde yapılan dağcılık, insan bedeninin sınırını bulduğu yerdir demek doğru olur.

Skardu’yu sonunda terk ettik ve altı cipe dörder kişi sığışarak engebeli ve tozlu bir yolda toplam 10 saat süren bir off-road yolculukla Karakurum’un kalbine, yürüyüşün başlayacağı 3 bin metre yükseklikteki Askole köyüne vardık. Bu dağ köyü, rotadaki son yerleşimdi ve araç yolu burada bitiyordu. Böylece 30 taşıyıcı ve 20 katırımızla beraber uzun bir kervan halinde Gaşerbrum II yönüne doğru hareket ettik. “Baltoro Trek” adıyla anılan ve toplamda 130 kilometre tutan ana kamp yürüyüşü, yeryüzündeki en sarp ve vahşi alpin coğrafyanın içinden geçiyordu. Konvoyumuz 58 kilometreyle yeryüzünün üçüncü en uzun buzulu olan Baltoro Buzulu üzerinden ilerleyip Trango Kuleleri, Maşerbrum Dağı ve Muztagh Kulesi’nin tabanından nihayet “dağların kralı” K2’nin hükmettiği Concordia Buzul Platosu’na vardı. Bu ihtişamlı ancak aşındırıcı coğrafyada her gün kamp toplayıp, onlarca kilometre yürüdükten sonra akşam yine kamp kurmak günün rutiniydi.

Skardu bölgesinin sakinleri olan taşıyıcılarımızdan da bahsetmek gerek. Büyük çoğunluğu Şii veya İsmaili mezheplerinden olan Balti taşıyıcılar, Karakurum’un dağlık arazisinde ana kampa dek tonlarca ağırlıktaki ekspedisyon yüklerinin taşınmasında hayati rol oynar. Profesyonel işleri taşıyıcılık olan bu güçlü dağ insanları, değişik din ve kültürlerden gelen birçok istilacıdan tarih boyunca etkilenmiş, renkli kültürleri ile Karakurum’da yapılan her dağ tırmanışının parçasıdır. Sekiz gün süren yürüyüş, 7 Temmuz günü 5 bin metrede, Abruzzi Buzulu üzerindeki ana kampta sona erdiğinde, taşıyıcılarımız bahşişlerini alıp koşar adım dönüşe geçti; zira onlar için bu soğuk buzul köşesinde geçen bir saat bile fazlaydı.
Şimdi ben ve ekibim için G II çıkışının en önemli safhası başlıyordu; dağ üzerinde yükseğe uyum süreci… Himalaya dağcılığında bedenin yükseğe uyum sağlaması, yani aklimatizasyon için rota üzerinde belli aralıklarla yüksek kamplar kullanılması âdettendir. Zaten dağların müthiş boyutları ve rotadaki büyük mesafeler çoğunlukla bunu gerektirir. Biz Gaşerbrum II üzerinde üç yüksek kamp kullanacaktık; bunlar 5 bin 900 metredeki ilk kamp, 6 bin 400 metredeki ikinci kamp ve 7 bin metredeki son kamptı.

Ana kampta bizim haricimizde Gaşerbrum II tırmanışı deneyecek bir Güney Kore ekibi vardı. Onlarla işbirliği içinde, önümüzde uzanan Güney Gaşerbrum Buzulu’nu aşarak Gaşerbrum Çanağı’na girmek, tırmanıştaki ilk etaptı. Zaman zaman devrilerek buz çığı yaratan eğreti buz duvarları ve kaotik buzul çatlaklarından oluşan parkuru ip hatları döşeyerek geçtik. Karla gizlenmiş, derin çatlaklarla dolu buzul platosunda iplerle birbirimize bağlı şekilde ilerleyerek 5 bin 900 metrede birinci kampı kurduk. Çadır, ocak, gaz kartuşları, yiyecek, soğuk iklim giysileri ile yukarı kamplarda kullanılacak kamp donanımı ve teknik malzemeleri de sırtımızda taşıyorduk. Bu ilk seferde sırt çantalarımızın ağırlığı ortalama 25 kilogramdı. Havanın sıcaklığı da işimizi zorlaştırıyordu, buzulda 6 bin metredeki kavurucu morötesi güneş ışınımı burayı bir nevi kızartma tavasına döndürüyordu. Çadırlarımızı kurduğumuz buzul platosunda gece sıcaklık eksi 20 derecelere düşmekteydi. Taşı bile ortadan çatlatacak kadar kuru ve sert bir iklim hâkimdi burada.

Gaşerbrum Buzul Çanağı’nın kuzeydoğu tarafını binlerce metrelik ezici bir buz ve kaya duvarı şeklinde kapatan Gaşerbrum II’ye, güneybatı sırtını izleyerek tırmanmaya başladık. “Muz sırtı” denilen teknik kar-buz sırtını çıkarak ikinci kampımızı 6 bin 400 metrede, muhteşem manzaraya nazır kurduk. Artık yükseğe uyum sürecimizi tamamlamıştık; ana kampa inip, “zirve taarruzu” için uygun zamanı kollayacak ve biraz da dinlenecektik. Zaten Gaşerbrum II tepemizde inanılmaz şekilli bulutlarla sarmalanmış şekilde duruyordu.

Hava durumuna uygun olarak hareket etmek 8 bin metrelik dağlara tırmanışta önem taşır. Çünkü yükseklerde yılın çoğu günü yüzlerce kilometre hızla esen rüzgâr ve sık aralıklarla bol kar bırakan şiddetli fırtınalar, zirveye gitmeyi imkânsız kıldıkları gibi, dağcıların yaşamını da tehlikeye sokarlar. Bu nedenle yağış olmayan ve 7 bin 500 metre üzerinde hareket etmemize elverişli, az rüzgârlı bir hava dönemini kolluyorduk. Bu fırsat kendini mükemmel bir yüksek basınç dalgası olarak gösterdi. Koreli dostlarımızla beraber zirve tırmanışı için yukarıya hareket ettik.

Gaşerbrum II zirve tırmanışının üçüncü gününde dik buz duvarlarında iplerle tırmanarak, bazen de diz boyu karı yarıp geçerek 7 bin metredeki bir düzlükte üçüncü kampımızı kurduk. Gece erkenden yola çıkacağımız için elimizden geldiğince dinlenmeye çalıştık. Bolca sıvı aldık, zira bu yükseklikte sağlıklı kalmak için günde en az ortalama sekiz litre sıvı almak gerekir. Bu miktardaki sıvıyı sadece kar ve buz eriterek elde etmek mümkün, bu nedenle nöbetleşe olarak dışarıdan torbalarca kar getiriyor ve ocak başında eritiyorduk. Hava kararıp sıcaklık dondurucu derecelere düştüğünde, mürekkep kıvamındaki karanlıkta kafa lambalarımızın ışığında hazırlanıyorduk; saat 22.00 dolayında tırmanışa başladık. Günün ilk yarısı bitmeden zirveye çıkıp dönüşe geçebilmek 8 bin metrelik dağlarda hayati önem taşır, çünkü hava öğle saatlerinden itibaren rüzgârlanır ve geç saatlere kalmak tehlikeli olur. Keza Gaşerbrum II’de rota oldukça uzundu ve kötü havaya kalmak istemiyorsak erken hareket etmemiz şarttı.

Gece boyunca dağ üzerinde yükselmeye devam ettik. Dik kar yamaçları ile çürük kaya sırtlarında lamba ışığında tırmanış… Görüşümüz sadece lambanın aydınlattığı küçük daireyle sınırlıydı. Sabaha karşı eksi 30 dereceye varan bir soğuk vardı. Yaklaşık 7 bin 600 metrede az eğimli bir kar yamacını, çığ riski içeren ve beni oldukça huzursuz eden şekilde yan geçerek zirvenin kayalık piramidine doğru ilerliyorduk. Şafak bir kez daha dünyanın tüm pırıltısı ve görkemiyle geldi. Güneşin insanı ısıtan, böylesine soğuk ve uzun bir geceden sonra ümit ve coşkuyla dolduran ilk ışığı bizi zirvenin tabanında, 7 bin 700 metrelerde yakaladı: Karakurum’da harika bir gün daha başlıyordu. Ufuktan ufka uzanan Pakistan, Çin ve Hindistan’ın muhteşem dorukları, gözlerimize bayram ettirecek şekilde sergileniyordu.

Gaşerbrum II’nin zirvesine giden son 250 metrelik etap, dik bir kar-buz yamacıydı. Ekip olarak rota boyunca ip hatları döşeyerek tırmanıyorduk. Zira emniyet almadığınız takdirde yanlış bir adımın, basit bir kaymanın sonucu, bu dikey buzda ölüm olurdu. Ben oksijen tüpü kullanmadığım için her adım daha da zorlaşıyordu; solumaya çalıştığım ince havada neredeyse hiç oksijen olmadığı için takatım azalmıştı. Neyse ki güneşin gelişini takiben soğuk kırılmıştı; zira aşırı soğukta oksijensiz tırmanış el, ayak ve yüzde donmaya yol açabilir. Biz 7 bin 900 metrelere vardığımız sırada sert bir rüzgâr bastırdı ve toz kar savurmaya başladı. Ardından tepemizdeki dik buz duvarını ve sırt boyunca uzanan buz kornişini aşarak keskin, boşluklu zirve sırtına vardık. Manzaramız iyice açılmıştı artık; yakın ufukta diğer 8 bin metrelik zirveler olan K2 ve Broad Peak gözüktü. Biz de artık “sihirli yükseklik” olan 8 bin metredeydik.

Coşku içindeydim, oldukça yorulmuş olmama ve rahatsız edici tarzda şiddetlenen rüzgâra karşın zirvenin çok yakında olduğunu gördüm ve biraz sonra Gaşerbrum II’nin zirvesine, kenarları kayalıklarla bezeli buzdan kubbeye kramponumu bastım. Tüm ekibimiz kısa sürede zirveye çıktı; herkes birbirine çevremizdeki yüce dorukları göstermekle meşguldü ve herkes çok mutluydu. Böylece 24 Temmuz 2014 günü saat 11.00 dolayında Gaşerbrum II’nin doruğundan Karakurum’un muazzam manzarasını seyrediyordum. Şanslıydık, hava açık ve güneşliydi, 8 bin 35 metrede neredeyse bir saat zaman geçirdikten sonra inişe başladım.

Gaşerbrum II tırmanışı The North Face sponsorluğu ve M.A.T Yatçılık’ın katkılarıyla gerçekleşti. Dönüş yolunun çok uzun ve zahmetli olması dışında, atılan her adımda eve doğru ilerliyor olmak harikaydı. İstanbul’a 4 Ağustos 2014’te biraz zayıflamış, güneşten bolca yanmış olarak geri dönebildim. Böylece 46 gün süren Gaşerbrum II tırmanışını sağ salim tamamlamıştım. Ama 14×8000 projem devam ediyordu. Bundan sonraki hedefim, 2015 yılı baharında Nepal’deki 8 bin 91 metrelik Annapurna Dağı’na veya Pakistan’daki 8 bin 125 metrelik Nanga Parbat Dağı’na oksijen kullanmadan tırmanmak…

ATLAS KASIM 2014 / SAYI 260

Paylaş: