Anasayfa KeşfetDoğa Coğrafya Kafkaslar’ın kalbine tırmanış: Kazbek Dağı

Kafkaslar’ın kalbine tırmanış: Kazbek Dağı

Yazar Meltem
Kazbek Dağı Tırmanışı

Devasa bir kubbe şeklinde 5 bin 54 metrelik bir zirve, Kafkas Dağları’nın en yüksek noktalarından biri… Bulutların gizlediği, geniş buzullar geçilerek ulaşılan, rüzgârı dinmeyen beyaz bir kütle… Kafkaslar’ın kalbindeki Kazbek, dağcılara unutulmaz bir tırmanış macerası sunuyor.

YAZI VE FOTOĞRAFLAR: ALPER GÜNAY – KAZBEK DAĞI / GÜRCİSTAN

Kazbek

Ekipten Rebecca Ross önde ilerliyor ve onu ipe bağlı dört Gürcü dağcı takip ediyor. Dağcılar zirve öncesi son mola noktası olan, “eyer” adı verilen bölgeye varmak üzere. Zirve ile olan yükseklik farkı ise yaklaşık 200 metre.

Aradan geçen bir yılın ardından yine Kazbek Dağı’nın eteklerindeydim. Geçen yaz arkadaşım John Miller ile Kazbek’in güneydoğu rotasını denemiştim. Gündoğumuyla birlikte taş yağmuruna tutulduğumuz bu rotadan, yükseğe yeterince uyum sağlayamamış olmamın da etkisiyle dönme kararı almıştık.

Bu kez 2019 yazında, Kazbek’e taş düşmesi riski bulunmayan klasik rotasından çıkmayı deneyecektim. Bu tırmanışı Rebecca Ross ile yapacaktım. ABD’nin Oregon Eyaleti’nden yola çıkan Rebecca ile Tiflis Havaalanı’nda buluştum. 13 Haziran sabahı saat sekizde, eski adı Kazbegi olan Stepantsminda kasabasının altı kilometre ötesinde bulunan 2 bin 600 metre yükseklikteki Gergeti Kilisesi’nden yürüyüşe geçtik ve öğle vakti 2 bin 950 metrede, yeşil çayırların üzerinde kurulu birinci kampa vardık.

KAZBEK DAĞI’NIN YÜKSEKLİĞİ

Kabaca bir piramidi andıran Kazbek Dağı’nın yüksekliği son ölçümlere göre 5 bin 54 metre. İlk tırmanışını François Devouassoud, Adolphus W. Moore ve C. Tucker ile birlikte 1868 yılında yapan İngiliz avukat ve dağcı Douglas W. Freshfield, Kazbek’i ilk gördüğü andaki izlenimini “Kafkas ve Başan Seyahati” adlı kitabında şöyle anlatmıştı:

“Varışımızdan kısa bir süre sonra, posta ofisinin karşısında bulunan dar vadileri dolduran bulutlar aralandı ve Kazbek Dağı’nın doruğunu gözler önüne serdi. Kazbek, kaya ve kardan oluşan görkemli bir kütleye sahipti, öyle ki, komşu zirvelerden yüzlerce metre daha yüksekti. Dağın zirvesi tamamen dik bir kubbe şeklinde yükseliyordu. Zirve kubbesinden inen buzu kesen en uç noktadaki kayalık bölge at nalı şeklindeydi ve dağın doğusundan ve hatta Vladikafkas’tan bakıldığında bile en çok dikkati çeken şey bu kayalıktı.”

kazbek

Aralanan bulutların arasından 5 bin 54 metrelik Kazbek Dağı tüm heybetiyle ortaya çıkıyor. Birinci kampın hemen üzerinde, 3 bin metredeki kayalıklarda ise mola vermiş dağcıların siluetleri göze çarpıyor.

    Kazbek, komşu zirvelerden yüzlerce metre daha yüksek

kazbek

Başarılı bir tırmanış yaptıktan sonra 2 bin 950 metredeki birinci kampın altına inen Rus dağcılar, yollarına devam etmeden önce Kazbek’in göz alıcı manzarasına son bir kez daha bakıyor.

KAZBEK DAĞI’NDA 2. GÜN

Dağdaki ikinci günümüzde, çadırımızı toplayıp sabah 8.35’te ikinci kamp, ya da ana kamp diye anılan, yaklaşık 3 bin 700 metredeki Bethlemi Kulübesi’ne doğru yola çıktık. Freshfield’ın kitabında adı Ortsveri Buzulu olarak geçen, günümüzde ise Gergeti Buzulu olarak bilinen buzulu sis içinde geçtik. Erken tırmanış sezonunda olduğumuz için çatlakların büyük bölümü kar altındaydı. İkinci gün, ilkinden daha yorucuydu. Öğle vakti vardığımız ana kamp alanında diğer ekiplere ait birkaç çadır vardı. Uygun bir yere çadırımızı kurup günün kalan kısmını dinlenerek geçirdik. Akşam vakti başlayan kar yağışı, gece boyu aralıklı olarak devam etmişti. Amacımız geceyarısı zirve için yola çıkmaktı. Ancak gece 11 civarı devam eden kar yağışı ve sert rüzgâr bizi bu planı uygulamaktan alıkoydu. Sabah beşten sonra hava düzelmeye ve sabahın ilk saatlerinde yola çıkan birkaç ekip öğleden sonra zirveye ulaşmış bir halde kampa dönmeye başladı. Günü değerlendirmek ve yükseğe daha iyi uyum sağlayabilmek için sabah dokuzda 4 bin 365 metrelik Ortsveri Dağı’na doğru yola çıktım. Rebecca kampta kalmayı tercih etmişti. Gergeti Buzulu’nun Ortsveri ile Kazbek arasında kalan bölümünde sayısız çatlak göze çarpıyordu. Tek başıma buraya inmek riskli olacaktı. Bu yüzden bir süre Kazbek’in klasik yürüyüş rotasını takip edip, buzulun üst noktasından Orstveri Dağı’nın tabanına bağlanan karlı kısma doğru yürüdüm. Ancak iki saat sonra her yeri yoğun bir sis kapladı.

kazbek

Stepantsminda (Kazbegi) kasabasından yaklaşık yedi kilometre ötedeki Gergeti Trinity Kilisesi, kasabayı ziyaret edenlerin ve doğa yürüyüşçülerinin gözde uğrak yerlerinden. Çinli ziyaretçiler, Kazbek Dağı yönünden yüksekliği 2 bin 200 metre olan kiliseye doğru iniyor.

Kısa bir süre, Ortsveri yönünde olduğunu sandığım bir düzlükte yürüdüm, ancak birkaç kez kalçama kadar kara gömüldükten sonra altımda gizli buzul çatlakları bulunma ihtimali beni devam etmekten alıkoydu. Ortsveri Dağı da gözükmediği için zaten ne yöne gitmem gerektiğini tam olarak kestiremiyordum. Bu nedenle tekrar Kazbek rotasına dönerek 4 bin 300 metredeki Maili Platosu’na doğru yürümeye karar verdim. Dört saat on dakikanın sonunda 4 bin 300 metrelik platoya ulaştım, burada bulunan iki çadırın yanından geri döndüm.

 

kazbek

Birinci kampa varmadan hemen önce geçilmesi gereken çamurlu akarsu, kaynağını Gergeti Buzulu’ndan alıyor. Kazbek’e uzun yıllar önce tırmanmış dağcıların yazdıklarından, bir zamanlar akarsu üzerinde köprünün olmadığı, bu nedenle geçişin sorunlu ve tehlikeli olduğu anlaşılıyor. Günümüzde ise metal köprü sayesinde geçiş kolaylaşmış durumda.

ZİRVEYE DOĞRU

Kamptan 16 Haziran 2019 gecesi, saat 00.17’de ayrıldık. Rebecca arkamdaydı, birkaç dakika sonra önüme geçti ve aramızdaki mesafeyi hızla açtı. Son iki gece toplamda altı saat uyuyabilmiş olmanın ve bir gün önceki yürüyüşün de etkisiyle ilk iki saat büyük bir yorgunluk hissettim. Güç ve enerjimin zirveye yetmeyebileceğinden endişeleniyordum. Ama mücadeleyle geçen iki saatin ardından sabah mahmurluğu dağıldı, kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Bu sayede yavaş ama düzenli bir tempoyla yürüyüşüme devam ettim.

Bir gün önce dört saat 10 dakika süren plato, bu kez üç saat sürmüştü. Dağın zirvesini, onu bir şapka gibi saran daire şeklindeki lenticular bulutu nedeniyle göremiyorduk. Çevredeki dağlar da genellikle bulut altındaydı. Hava o ana dek rüzgârsız ve sakindi. Ancak havanın ne kadar soğuk olduğunu anlamam için su şişeme uzanmam gerekecekti. Şişenin içindeki su büyük ölçüde donmuştu.

Hava, 4 bin 600 metreye ulaştığımızda yeni aydınlanmıştı. Bulunduğumuz yerden zirve çok yakın görünüyordu, ama bu yanıltıcıydı. Rebecca zirveye iki saatte ulaşabileceğimizi düşünüyordu. Zirve ile bizi ayıran yükseklik farkı en az 550 metreydi. Ben bu noktadan sonra hızımızın saatte 150 metreye kadar düşebileceğini tahmin ediyordum ve bu da zirve için kabaca dört saate daha ihtiyaç duyacağımız anlamına geliyordu. Douglas W. Freshfield, bu bölümü kitabında şöyle anlatmıştı: “Saatler sabahın 6.30’unu gösterdiğinde 4 bin 510 metreye ulaşmıştık ve zirvenin yalnızca 550 metre altındaydık. Bulunduğumuz bu noktada hava tamamen açık, manzaramız da muhteşemdi. Çevremizde batı yönünde, sonrasında daha iyi tanıma olanağı bulacağımız Adai Khokh grubuna ait karlı zirveler zirveler yükseliyordu.” Bu noktadan sonra rota dikleşmiş ve yükseklik kendisini açıkça hissettirmeye başlamıştı. Yükseldikçe hızımız da belirgin şekilde düşüyordu. Artık sık sık durma ve soluklanma ihtiyacı hissediyorduk.

 

kazbek

Ekibin tırmanışı gündoğumundan kısa süre sonra zaman zaman karlı, zaman zaman buzlu bir zeminde devam etti. Önde hiçbir ekibin olmadığı zirve manzarasına, zeminden dışarı doğru uç vermiş “serak” adı verilen buzullar eşlik ediyordu.

Buz kazmalarımızı çıkarıp kramponlarımızı takmıştık. Çevremizde “serak” adı verilen ve karlı yamaçlardan uç veren büyük buzul kütleleri göze çarpıyordu. Bir gün önce yağan ince kar tabakasının yüzeyi hafif sertleşmişse de, henüz ağırlığımızı taşıyabilecek ölçüde sıkışıp donmamıştı ve bu gevşek kar, eski sert kar ile buz karışımı zemin üzerinde güvensiz bir tabaka oluşturuyordu. Dikleşen rotada tek güvenli yol ayaklarımızın burunlarını sertçe kara vurarak krampon uçlarımızın yeteri kadar derine saplandığından ve ağırlığımızı taşıyacağından emin olmaktı. Zor olmamasına rağmen, iz açan kişi için güç ve enerji harcatan yorucu bir işti bu.

Arkamızda, dört kişiden oluşan Gürcü bir ekip belirmişti. Başlarında rehber bulunan ve ip birliğinde ilerleyen bu ekip oldukça hızlıydı. Karda iz açmak için Rebecca’nın öne geçmesiyle birlikte ben de yürüyüşümü yavaşlattım. Umudum arkadaki ekibin bir an önce önümüze geçmesiydi. Böylece izi onlar açacak ve biz de bu sayede daha az yorulacaktık. Aradan bir saat daha geçmişti. Şimdi Gürcü ekibin hemen arkasında ilerliyordum. Rebecca herkesin önündeydi, onunla aramdaki fark en az 50 metreydi.

ROTANIN EN RİSKLİ VE DİK KISMI

Gürcü ekip, “eyer” adı verilen ve doğu zirvesini batı zirvesinden ayıran son yüz elli metrelik kısma ulaşmadan hemen önce durup tartışmaya başladı. İçlerinden birinin gücü tükenmişti ve devam edemeyeceğini söylüyordu. Tartışma birkaç dakika sonra son buldu. Eyere ulaştığımda saat 8.30 civarıydı. Buraya ulaşmak epeyce zamanımızı almış ve soluklanmak için bizi sık sık durmaya zorlamıştı. Eyer, zirve öncesi dinlenmek için son uygun yerdi. Burada iyice yorulan Gürcülerden biri zirveye devam etmeme kararı almıştı, kalan üç kişi ise ip birliğinde tırmanışına devam etti. Birkaç dakikalık dinlenmenin ardından ağır adımlarla son etaba yöneldim. Biraz sonra Rebecca da bana katıldı. Burası tüm rotanın en dik ve riskli kısmıydı. Ayaklarımızın altında sert kar ve buz karışımı vardı. Eğimi ortalama kırk beş derece olan ve en dik bölümünde elli beş dereceyi bulan bu yüz elli metrelik etap tam bir saat sürecekti.

Soğuktan şişemdeki su büyük ölçüde donmuştu

kazbek

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kuzeyden gelen bulutlar, buzla kaplı diğer Kafkas zirvelerini gözlerden saklıyor. Ekibin Maili Platosu’ndan ayrılmasıyla birlikte zemin sertleşip dikleşmeye başlıyor.

ADIM ADIM KUBBEYE

Yamaç hiç bitmeyecek gibiydi, yavaş ve dikkatli bir şekilde bir şekilde aynı hareketleri sürekli tekrarlıyordum: Önce buz kazmasının sapını ve sol ayağımdaki kramponun ön dişlerini buza saplıyor, ardından sağ ayağımı yan basarak kramponun tüm dişlerinin buza oturduğundan emin olmaya çalışıyordum. Her on adımda otuz saniye durup dinleniyor, nabzımın ve nefes alıp verişimin biraz yavaşlamasını bekliyordum.

Sonunda kubbemsi doruk gittikçe yaklaşmaya başlamıştı. Bu sırada zirveden dönen Gürcü ekip çıktığı gibi hızlı bir şekilde inişe geçmişti. Birkaç dakika sonra yamacın tepesine ulaşmıştım. Bu noktada eğim yok denecek kadar azalmıştı. Kısa bir yürüyüşün ardından saat 9.37’de Kazbek’in zirvesindeydim. Beni yukarıda sert bir rüzgâr karşıladı. Bu yüzden zirveye çıkar çıkmaz tek düşündüğüm şey bir an önce aşağı inmek oldu. Kuzeyden esen rüzgâr önüne kattığı beyaz bulutları dağa doğru sürüklüyordu. Bir an önce inişe başlamak istesem de  Rebecca’yı beklemek zorundaydım.

Douglas W. Freshfield’in zirve notlarıysa şöyleydi: “Burada rota büyükçe bir kar kubbesi ile birleşti. Birkaç adım bizi dağın güney ucuna çıkardı. Karlı sırt sona ermiş ve çevremizde aşağı doğru inen dik yamaçlar belirmişti. Terek Vadisi ayaklarımızın altında uzanıyordu, Kazbek’in en yüksek noktası artık ayaklarımızın altındaydı. Soğuk ve şiddetli rüzgâr zirvede durmamıza olanak tanımıyordu, bu nedenle zirvenin birkaç metre altına inip burada bir süre oturduk ve önümüzde uzanan panoramik manzarayı uzun uzun seyrettik. Aşağıdaki vadileri dolduran bulutlar yükselmeye başlamıştı ve kısa sürede kuzeydeki büyükplatoyu kapladı, ama dağların dorukları göz alabildiğine açıktı.”

Bethlemi Kulübesi günümüzde dağcılara ana kamp hizmeti veriyor

kazbek

Yaklaşık 3 bin 700 metredeki Bethlemi Kulübesi, Sovyet döneminde meteoroloji istasyonu olarak inşa edilmiş olması nedeniyle Meteo İstasyonu olarak da biliniyor. Arkada ise 3 bin 465 metrelik Ortsveri Zirvesi’nin bir bölümü görünüyor.

kazbek

Bethlemi Kulübesi’nin mutfak bölümünde Çek dağcılar, Kazbek tırmanışından bir gün önce yemeklerini hazırlıyor. 2019 yazında kısmen onarım geçiren Bethlemi Kulübesi, buna ve artan fiyatlarına rağmen hâlâ izbe bir yer.

kazbek

Birinci kampta Rebecca Ross kahvaltı için su kaynatıyor. Arka planda ise sanıldığının aksine her zaman kötü hava habercisi olmayan lenticular bulutları, bir şapka gibi Kazbek Zirvesi’ni sarmış durumda.

BİRİMİZİN DÜŞMESİ FELAKETLE SONUÇLANABİLİRDİ

On dakika sonra Rebecca da geldi. Birkaç fotoğraftan sonra inişe geçtik. Zirvenin altındaki dik yamaçta Rebecca tedirgin olmuştu, ip birliğinde inmek istediyse de, ben bunun iyi bir fikir olmadığını düşünüyordum. Yamaçtaki kar ve buz kalitesi o kadar kötüydü ki, ne buz vidası, ne de kar kazığı kullanmaya olanak tanıyordu. İpe bağlı, ancak herhangi sabit bir emniyet noktasına bağlı olmaksızın yapacağımız inişte birimizin düşmesi ikimiz için de felaketle sonuçlanabilirdi.

Ayrıca yamaç ipsiz inemeyeceğimiz kadar dik ve buzlu da değildi. Hızlı bir şekilde eyere indim ve Rebecca’yı beklemeye başladım. Yamacın orta kısımlarında Rebecca’nın bir ara fazla sola kaydığını fark ettim. Burası, üzerinde üç santimetre kar bulunan, gri cam buzdan oluşan bir yerdi ve rotanın en dik bölümüydü. Endişeyle onu izlediğim bir sırada tehlikenin farkına varıp yamacın daha güvenli olan orta kısmına doğru yöneldi. Yaklaşık 20 dakika sonra Rebecca yanıma ulaştı. Birkaç dakikalık bir molanın ardından inişe devam ettik. Biz inerken aşağıdan ekipler gelmeye devam ediyordu, en iyimser tahminle bazılarının zirveye iki saatlik yolu vardı. Karlardan yansıyan güneş ışınları nedeniyle platoda boğucu bir sıcak vardı.

Durup üzerimdeki fazlalık her şeyi çıkardım, ince yün içlikle kalmama rağmen hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Burayı bir an önce geçmek istiyordum. Az sonra Rebecca yanıma ulaştı. Bana döndü ve “kendimi berbat hissediyorum” dedi. Midesi bulanıyordu, bitkin durumdaydı. Biraz yürüdükten sonra durdu, öne eğildi. Kusuyordu. Ona yetişince önüne geçmemi istedi. İstediğini yaptım, ama hızımı ona uydurmam ve sık sık arkamı dönüp ne durumda olduğunu kontrol etmem gerekiyordu. Istırap verici ölçüde yavaş yürüyor ve her beş dakikada bir, birkaç dakikalığına durma ihtiyacı hissediyordu.

Platonun sonuna yaklaştığımızda hava değişmeye başlamıştı. Bulutlar güneşi kapatmış, ortalık aniden soğumuştu. Yarım saat sonra kayaların arasından devam eden patikaya ulaştık. Rebecca kayaların arkasında görünmez olunca önümdeki uygun bir kayanın üzerine oturdum ve beklemeye başladım. Yanıma gelince, ona burada biraz oturup dinlenmeyi teklif edecektim. Ama yanıma ulaşması gecikmişti. Oturduğum kayanın üzerinde kafamı geriye doğru çevirdiğimde Rebecca’nın karların üzerine yüz üstü düşmüş olduğunu ve doğrulmaya çalıştığını gördüm. Başarısız birkaç denemenin ardından hareketsiz bir şekilde yere yığıldı. Ayağa kalkıp kalan tüm gücümle ona doğru koşmaya başladım.

 

kazbek

İkinci kampın 100 metre altında bulunan ve alt kısımları çamurla kaplı Gergeti Buzulu üzerindeki çatlakların büyük bölümü, tırmanış sezonunun erken döneminde tamamen kar ve buzla örtülü.

BACAKLARIMIN YORGUNLUĞUNU DAHA FAZLA HİSSEDİYORDUM

Şimdi bacaklarımın yorgunluğunu çok daha fazla hissediyordum, öyle ki, ne kadar çabalarsam çabalayayım bir türlü hızlanamıyordum, durup hızımı kesen sırt çantasını ve boynumda asılı duran fotoğraf makinesini bir kenara bıraktım. Tekrar koşmaya başladım, ama bu tempoya birkaç saniyeden fazla dayanamadım, bunun üzerine olabildiğince hızlı bir şekilde yürümeye çalıştım. Bu sırada Rebecca düştüğü yerden doğrulmuş ve oturmuştu. Yanına vardığımda nefes nefese kalmıştım, yanına çöktüm. Neyse ki durumu iyiydi. Bana, bitkinlikten dolayı düştüğünü, kalkamadığını ve kısa bir baygınlık geçirdiğini anlatıyordu.

İnişimize devam ettik. Zaman zaman doluya ve kara tutuluyorduk. Yolun kalan kısmında başka bir sorun yaşamadan, öğleden sonra 2.30 civarında ana kampa ulaştık. Rebecca yakalandığı akciğer ödemi nedeniyle sürekli öksürüyordu. Ana kampta kullandığı steroidler etkisini hemen göstermiş ve öksürüğünü kesmişti. Ama daha da kötüleşmesi ihtimaline karşı durumunu dikkatli bir şekilde takip etmek gerekiyordu. Bir gün önceki planımıza göre aynı gün Stepantsminda kasabasına inecektik. Akciğer ödemi nedeniyle bir an önce aşağı inmek aynı zamanda en güvenli yoldu. Ama bu koşullar altında Rebecca’nın yola daha fazla devam etmesi olanaksızdı ve dağı terk etmek için ertesi günü beklemekten başka çaremiz kalmamıştı. Ertesi sabah Rebecca kendisini toparlamıştı.

Kazbek kısmen bulutluydu, hava hissedilir ölçüde soğumuştu. Gece, dağın yüksek yerlerine kar düştüğü görülüyordu. Zirve tırmanışını bir gün önce, son derece iyi bir havada yaptığımız için şanslıydık. Dağı seyrederek sabah kahvesini içtikten sonra dönüş için toparlanmaya başladık. Stepantsminda kasabasına varmamıza bir saat kala hava daha da kötüleşecek ve sağanak yağmura yakalanacaktık. Kazbek Dağı tırmanışı unutulmaz hatıralar arasında yerini alacak ve biz de yeni maceraların planlarını yapmaya başlayacaktık bile…

Benzer Yazılar

Yorum bırak

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz. Tamam