Anasayfa KeşfetDoğa Coğrafya Dünyanın Sürüngenleri

Dünyanın Sürüngenleri

Emre Ergül

Dünyadaki sürüngenlerin durumu hakkında kapsamlı bir araştırmanın sonuçları ilk kez 2013 yılının başında yayımlandı: Her beş sürüngenden biri yok oluyor. Çalışmaya katılan 250 uzmandan biri olan Ferdi Akarsu, Atlas okurları için hem Anadolu hem de dünya sürüngenlerini bekleyen tehlikeleri yazdı.

Anadolu’da görülen türleri de var gekkoların. Fotoğraftaki tür (Goniurosaurus kuroiwae) ise sadece Japonya’da yaşıyor. Yasadışı hayvan ticaretinden en yoğun biçimde etkilenen sürüngenlerden gekkolar. Yaşadıkları ortama sonradan getirilen fare türleri ve yırtıcılar da onların varlığını tehlikeye sokuyor. Fotoğraftaki Kuroiwa gekkosunu ise yeni tarım alanları için orman kesimi yok olma sınırına getirdi. Fotoğraf: Hidetoshi Ota

Anadolu’da görülen türleri de var gekkoların. Fotoğraftaki tür (Goniurosaurus kuroiwae) ise sadece Japonya’da yaşıyor. Yasadışı hayvan ticaretinden en yoğun biçimde etkilenen sürüngenlerden gekkolar. Yaşadıkları ortama sonradan getirilen fare türleri ve yırtıcılar da onların varlığını tehlikeye sokuyor. Fotoğraftaki Kuroiwa gekkosunu ise yeni tarım alanları için orman kesimi yok olma sınırına getirdi.
Fotoğraf: Hidetoshi Ota

Yazı: Ferdi Akarsu

Alınamayan bir öcün hikâyesidir insan ve yılan. Bir türlü sonuçlanmamış, uzun zamandır devam eden bir hikâye. Tek başına yılan da değil bu payeden nasiplenen; sürüngenler arasında yer alan dinozorlar, kaplumbağalar, kertenkeleler ve efsanevi de olsa ejderhalar da var. Yılanların Öcü romanında Fakir Baykurt, her ne kadar yılanların öçlerini aldığını yazmışsa da Anadolu’da çok sayıda insan Şahmeran’ın öldüğünden henüz haberi olmayan yılanların günün birinde öçlerini almaya geleceğine inanıyor. Düğünlerinde davul zurnayı susturmuyorlar yılanlar yalanı fark etmesin diye. Niye mi? Tesadüf eseri yılan krallığında yılanların şahı Şahmeran’ı gören Cemşap, kimseye onu gördüğünü söylememe vaadiyle yeryüzüne bırakılmış. Oysa ki yarısı insan yarısı yılan Şahmeran, biliyormuş ademoğlunun zaaflarını ve sonunda bir gün yerini söyleyeceğini. O gün geldiğinde yılanlar insanlara kötülük yapmasın diye, yeryüzüne evlenmeye düğüne gittiği yalanını söylemiş. O gün bugündür köylüler düğünlerde davul zurnayı susturmuyorlar Şahmeran efsanesinin hâlâ anlatıldığı Tarsus çevresinde.

Sürüngenler sayısız efsane ve masalda kültürel bir değer olarak karşımıza çıkıyor. İlk yılan tasvirine, Mezopotamya’da Sümer şehri Lagaş’ta bulunmuş olan kâsenin üzerinde, birbirine sarılmış iki yılan şeklinde rastlanmış. Kimi zaman korkulan bir canavar, kimi zaman ise bilge ve şifacı olmuş. Çok sayıda sıfatla özdeşleştirilmişseler de ortak payda hep saygı ve korku olmuş. Günümüzde tıbbın ve eczacılığın sembolü de bir yılan: Üskülap (Zamenis longissimus) yılanı. Sürüngenler aynı zamanda antik çağlardan beri hayatın, sonsuzluğun da simgesi. Öyle ki eski Türk ve Çin inanışlarında gök kubbeyi ve yaşam çarkını iki ejderin çevirdiği tasvir ediliyor. Bu nedenle evren kelimesinin etimolojik kökeninin ejderden geldiğine ve ejderin evrenin kendisi olduğuna inanılıyor.

Kültürel açıdan bu kadar önemli olan sürüngenler ne yazık ki yeryüzünün en şanssız hayvanları. Günümüzden 65 milyon önce biten Kretase dönemi sürüngenler çağının da sonu oldu. Dinozorlar da bu dönemde yok olanlar arasındaydı. Buna rağmen günümüzde hem en çok korkulan, hem de en fazla merak edilen canlılar. Büyük yok oluştan sağ çıkan az sayıda sürüngenin başı bu sefer de insanoğluyla belada.
Peki nasıl oluyor da insan ölümsüzlüğün ve sağlığın sembolü yapacak kadar saygı duyduğu bu canlıları aynı zamanda yok ediyor. Günümüzde yılanlar başta olmak üzere pek çok sürüngen türü görüldükleri yerde öldürülüyor, yaşam alanları yok ediliyor, evcil hayvan ticaretinin bir parçası olarak doğadan toplanıyor.
Günümüzde Antarktika dışında tüm kıtalarda yılanlar, kertenkeleler, kaplumbağalar ve timsahların yer aldığı 9 bin 84 farklı tür sürüngen yaşıyor. Sürüngenler yaşamın okyanus ve denizlerle sınırlı olduğu, karasal yaşam alanlarının ve atmosferin omurgalı canlılar için uygun olmadığı dönemlerin sonunda denizden karaya kalıcı geçişi temsil ediyor. Başka bir deyişle omurgalılar için, karada hayat ilk olarak sürüngenlerle başladı. Dünya üzerinde çöller ve denizler de dahil olmak üzere çok farklı yaşam tipine adapte oldular. Biyolojik yapıları gereği soğukkanlı hayvanlar olduklarından vücut ısılarını memeli ve kuşlar gibi ayarlama yetisine sahip değiller. Bu nedenle bilinen sürüngen türlerinin büyük kısmı yıl boyunca sıcaklığın fazla değişmediği tropikal bölgelerde yoğunlaşıyor. Yıllık sıcaklık farklarının görüldüğü, diğer bir ifadeyle Anadolu gibi mevsimlerin olduğu bölgelerde yaşayan türlerse, bu bölgelerde sürüngenlerin yaşamı için ideal olan ilkbahar ve yaz dönemlerinde aktifler. Sürüngenler besin döngüsü ve doğal hayatın devamlılığı açısından av, avcı, otlayıcı ve tohum dağıtıcı olarak önemli roller üsteniyor. Bunun yanında bulundukları çevreye olan inanılmaz adaptasyon kabiliyetleriyle, o çevredeki olumlu ya da olumsuz tüm değişikliklerin izlenmesi açısından önemli bir gösterge. Günümüzde küresel ısınmanın etkilerini izleme çalışmalarında da sıklıkla sürüngen türleri araştırılıyor ve izleniyor.

Sürüngenler her ne kadar insanlar tarafından ilgi çekici canlı gruplarından biri olarak görülse de haklarında çok az şey bildiğimiz bir canlı türü aslında. Bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre var olan sürüngen türlerinin yaklaşık yüzde 21’i hakkında fazla bilgimiz yok. Bu duruma verilebilecek en güzel örneklerden biri, 2000’li yıllara kadar Anadolu’da varlığı neredeyse bilinmeyen yaklaşık 1 metre uzunluğundaki varan.

Doğa Derneği ev sahipliğinde 2008 yılında Dünya Doğayı Koruma Örgütü (İUCN) ve yerli yabancı çok sayıda sürüngen uzmanının katılımıyla Avrupa ve Kafkasya sürüngen ve amfibi türlerinin kırmızı liste atama çalıştayı gerçekleştirildi. Sonrasında devam eden araştırmalar sonucunda 250 civarında uzmanın katılımıyla bu yılın başında, dünyadaki saygın bilimsel dergiler arasında yer alan Biological Conservation dergisinde sürüngenler hakkında bir makale yayımlandı. Bu makale sürüngenler hakkında küresel ölçekte değerlendirme yapan ilk bilimsel yayın olma özelliğinde.

Yeryüzündeki tüm sürüngen türlerini istatistiksel bir yöntemle örneklendiren çalışma, türlerin tehdit durumlarını ortaya koyuyor. Yayındaki en çarpıcı bilimsel bulgu ise dünya üzerindeki her beş sürüngen türünden birinin neslinin tehlike altında olması. Diğeri ise her beş sürüngen türünden biri hakkında kapsamlı bilgiye sahip olmamamız. Bu iki bilimsel bulguya dayanarak dünya üzerindeki sürüngen türlerini daha tanımadan yok ettiğimizi söyleyebiliriz.

Üstelik hakkında çok şey bilmediğimiz sürüngen türlerinin büyük bölümü dünya üzerinde oynanan kalkınma trajedisinin günümüzde yoğun olarak sergilendiği Güneydoğu Asya yağmur ormanları, Endonezya ve Yeni Zelanda adalarını çevreleyen denizlerde ve Güney Amerika Amazon Havzası’ndaki yağmur ormanlarında yaşayan türler. Yağmur ormanlarındaki ağaç kesimi ve Amazon Havzası’nda Belo Monte gibi tatlı su sistemlerini yok eden baraj projeleri bu türlerin yaşam alanlarını yok eden tehditler. Bu olumsuz durumu göz önüne aldığımızda hakkında pek bir şey bilmediğimiz sürüngen türlerinin geleceği konusunda fikir yürütmek çok da zor değil.

Anadolu’da ise yılanlar, kertenkeleler ve kaplumbağaların yer aldığı 120 farklı sürüngen türü yaşıyor. Bu türlerden 17’si dünya üzerinde sadece Anadolu’da yaşıyor. Bu 17 endemik türden 5’iyse Anadolu’da sadece tek bir noktada yaşıyor. Bu türler arasında Harran kertenkelesi (Acanthodactylus harranensis) sadece Harran harabelerinde, Anadolu engereği (Vipera anatolica) ise Çığlıkara Ormanları’nda yaşıyor. Bu iki tür de küresel ölçekte canlı türlerinin tehdit durumlarını değerlendiren kırmızı listeye göre yok olmak üzere. Anadolu’daki tüm sürüngen türleri bir arada değerlendirildiğinde 20 türün neslinin tehlike altında olduğu ortaya çıkıyor. Bunların arasında yedi tür yok olmak üzere. Fırat kaplumbağası (Rafetuse uphraticus) ve Caretta’nın (Caretta caretta) da içinde yer aldığı 10 tür tehdit altında ve çok yaygın olduğunu düşündüğümüz kara kaplumbağasının (Testudo graeca) yer aldığı üç tür ise hassas konumda.
Küresel ölçekte yaşanan kötü senaryoya paralel bir şekilde Anadolu’da yaşayan her altı sürüngen türünden birinin neslinin tehdit altında olduğunu söyleyebiliriz. Anadolu’daki sürüngen türlerini yok olmanın eşiğine getiren tehditler, 2006 yılında Doğa Derneği tarafından yayımlanan Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları derlemesi ve 2011 yılında Çağan Şekercioğlu ve saygın bilim adamlarının yer aldığı önemli bilimsel yayınlarda açıkça ortaya kondu. Bu iki çalışmada da araştırmacılar en önemli tehdidin Türkiye’nin su politikasındaki bilim ve etik dışı uygulamalar olduğu konusunda hemfikir. Barajların doğaya ve kültürel yapıya olan olumsuz etkisinin yanı sıra ürettikleri metan gazıyla küresel ısınmayı karbondioksite kıyasla daha büyük düzeyde tetiklediği bilimsel bir gerçek. Bunun yanında barajların yenilenebilir temiz enerji kaynağı olmadıkları dünya tarafından çok uzun süre önce kabul edilmesine karşın, Türkiye’de tüm bu bulgular hiçe sayılarak yapımı süren ve planlanan 4 bin baraj projesi var.
Baraj projelerinin yanında özellikle Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’daki sürüngen türlerini etkileyen önemli bir tehdit de sulama projeleri. Yılan ve kertenkele türlerinin zehirli oldukları gerekçesiyle görüldükleri yerde öldürülmesi özellikle engerek türlerini büyük ölçüde etkiliyor. Oysa Türkiye’de görülen sürüngenlerden yalnızca dokuz engerek yılanı türü insanı etkileyecek düzeyde zehirli. Kertenkeleler ise tamamen zehirsiz canlılar. Bunun yanında evcil hayvan ticareti kapsamında özellikle Kafkas engereği ve bazı gekko türlerinin doğadan yasadışı yollarla toplanması, sürüngenlerle ilgili olumsuz tabloyu açıklamak konusunda yeterli oluyor.

Oysa sürüngenler özellikle de yılanlar tarım alanlarında, bağ ve bahçelerde fare türlerinin aşırı çoğalmasını engelledikleri için doğal döngü açısından son derece önemli hayvanlar. Kertenkelelerse böcek türlerini aynı şekilde kontrol altında tutuyorlar. Bu şekilde çiftçilerin büyük bütçeler harcayarak sağlığa ve doğaya zararlı zehirleri kullanmalarına gerek kalmıyor.

Sürüngenlerin doğal hayattaki işlevlerinin yanı sıra insanın kültürel gelişimine ve entelektüel üretimlerine de olumlu yönde sayısız etkileri bulunuyor. Buna rağmen insanlar tarafından hem de daha tanınmadan yok edilen canlılar arasında. Sürüngenlerin alınacak bir öcü var. Umarız insanoğlu doğayla ve elbette sürüngenlerle arasına koyduğu sınırları bir kenara bırakır ve sürüngenler de dahil hiçbir varlık öç almak için sırasının gelmesini beklemez.
Ferdi Akarsu, Doğa Araştırmacısı ve Doğa Derneği Bilim Danışmanı

ATLAS MAYIS 2013/SAYI:242

Foto Galeri

Benzer Yazılarımız

Yorum Yap