Sandras Dağı / Muğla-Denizli; Erenler Doruğu

Sandras Dağı / Muğla-Denizli; Erenler Doruğu

Yöresinde yaşayanların içsel bağlar kurduğu, karaçam ormanlarıyla kaplı, nice canlının sığınağı heybetli bir kütle. Boyu 34 metreyi bulan dev bir mezarın yer aldığı efsaneler saçan bir doruk. Eren saydıkları Çiçek Baba’ya ulaşmak için her yıl ağustos ayında yalçın tepelere tırmanıp taşlara yazma bağlayan, çevreye buğday saçan insanlar… Muğla ve Denizli arasında yayılan, Anadolu’nun en bakir köşelerinden Sandras Dağı, kadim âdet ve kültürlerin yuvası.

Yazı: Yusuf Erkan / Fotoğraflar: Umut Kaçar

Dağlar kendi aralarında selamlaşır. Ama Sandras bir başkadır. Şimşekler çakarak, parlayarak merhabalaşır diğer doruklarla. Bizim buralarda ona “Bu dağ boş değil” derler…

Köyceğiz’e bağlı Karaçam’da yaşayan Ali Kanat, tüm hayatını gölgesinde geçirdiği Sandras’ı böyle anlatıyor. Söyledikleri insanoğlunun Sandras’la sadece fiziksel değil, içsel bağlar da kurduğunu gösteren örneklerden biri. Anadolu’da dağlara nice türkü yakılmış, nice efsane yakıştırılmıştır; yüksekler masalların, aşkların, şiirin, tüm bir yaşamın mekânıdır. Dağlar, onlara atfedilen yücelik, saygı ve hayranlığın yanında koruyucu olarak da görülür. Bazı dağlar, haklarında anlatılan efsanelerle, insanda uyandırdıkları saygı ve sevgiyle daha da ünlenir, önem kazanır. Sandras işte böyle bir dağ. O, erenler zirvesidir…

Batı Toroslar’ın bir parçası olan Sandras Dağı, Muğla’nın Köyceğiz ilçesi sınırlarında yer alıyor. Bir bölümü de Denizli sınırlarına giriyor. Yüksekliği 2 bin 295 metreyi bulan zirvesi, burada yattığına inanılan erenin adıyla, “Çiçek Baba” olarak da biliniyor.

Sandras Dağı’nın eteklerine tutunan, Köyceğiz’e bağlı Ağla (yeni adı Yayla) sakinlerinin rivayeti odur ki zamanında İran Horasan’daki 72 eren, ellerindeki asaları Anadolu’ya, Balkanlar’a, Ortadoğu’ya fırlatır. Asaların tekmili farklı dağların zirvelerine saçılır. Erenlerin beşinin asası bu yörenin ulu dağlarına; bölge sakinlerinin verdiği adlarla Atkuyruksallamaz, Şimşir, Ölemez, Aygır ve Sandras’ın zirvelerine düşer. Asalar bir süre dağ yücelerinde sahiplerini bekler. Beş eren, onlar gibi sırrına tam olarak eremediğimiz maneviyat dünyasından, içsel yolculuklardan geçerek asalarına doğru yola çıkar. Erenlerden Çiçek Baba, Sandras’ın zirvesinde asasına kavuşur ve bu dağın yücelerini mekân tutar…

Sandras Dağı hâlâ yaşayan söylenceleri, gelenekselliğini koruyan yaşam ve üretim biçimleri, el değmemiş doğa değerleriyle dikkat çeken özel bir coğrafya. Karaçam ormanları (Pinus nigra), sığla ormanları (Liquidambar orientalis), alpin bitki örtüsü ve tür çeşitliliğiyle Türkiye’nin önemli bitki alanlarından biri burası. Sığla ağacı bölgenin ve Türkiye’nin en önemli değerlerinden; dünya dağılımı büyük oranda Gökova, Marmaris, Köyceğiz, Yunanistan’ın bir bölümü ve Rodos Adası. Sandras’ın yüksek kesimleri ve Kartal Gölü çevresi, Türkiye’nin en yaşlı anıt karaağaçlarını barındırmasından dolayı koruma altında.

Orman mühendisi Rasim Çetiner, Sandras Dağı’nın bölgede yüksek kesimlere özgü serpantin florası içeren en iyi örnek olması nedeniyle büyük önem taşıdığını söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Bu nedenle Sandras, Türkiye’de acil koruma altına alınması gereken alanların başında gelir. Sandras Dağı, 81’i Türkiye’ye endemik yaklaşık 750 taksonun kayıtlı olduğu zengin bir flora içerir. Sahada karaçamın saf meşçereler oluşturması, aralarında anıt ağaç niteliği gösteren yaşlı ve boylu fertlerin bulunmasıyla nadir orman ekosistem özelliği gösterir.”

Uzman Biyolog, Ekolog Ferdi Akarsu ise şunları söylüyor: “Uluslararası Koruma Örgütü (Conservation International), çok sayıda uzmanla birlikte var olan canlı türlerinin neredeyse yarısına hayat veren 35 Sıcak Nokta belirledi. Sandras Dağı, bu alanlardan Akdeniz Sıcak Noktası içinde yer alıyor. Yani Sandras’ta yaşayanlar ya da bu dağı ziyaret edenler aslında dünyanın 35 eşsiz doğal alanından birini görüp tanıma olanağı elde ediyor.” Akarsu, hali hazırda çok sayıda doğa gözlemcisinin Sandras Dağı eteklerindeki eşsiz karaçam ormanlarını, sadece Anadolu ve bazı Yunan adalarında rastlanan Anadolu sıvacı kuşunu görmeye geldiğini söylüyor. Bölgedeki yaban hayatına diğer örnekler ise kurt, ayı, karakulak gibi bulunduğu alanın doğallığını belirten büyük memeliler. Akarsu, Sandras Dağı’nın aynı zamanda dünya üzerindeki yaşam alanı sadece Sandras Dağı’yla sınırlı zarif nakıl (Silene brevicalyx) gibi dokuz bitki türüne yaşam alanı sağladığını söylüyor

Türkiye’nin en nitelikli kerestesi kabul edilen, işlemeye uygun, yumuşak ve düzgün yaş eğrileri gösteren Ağla yöresi kerestesi Sandras eteklerinde elde ediliyor. Antikçağda gemi yapımında kullanılan hafif keresteler Sandras’tan çıkıyordu. Kışın bu keresteler kök kısmında birkaç metre kalacak şekilde kesilip karların üzerinden sürüklenerek Dalyan (Kalbis) Çayı’ndan yüzdürülüyor ve Kaunos antik kentine ulaştırılıyordu. Kaunos’u zengin kılan Ağla keresteleriydi. İlkçağda kentte gemi yapımı büyük önem taşıyordu.

Sandras’ta kerestecilik tarihten beri büyük önem taşıyor. Ekşialan mevkiinde Hasan Çetin ve Ercan Çelik bize bu konuda bilgi veriyor. Ercan Çelik 1945’te Sandras’ı yakıp kavuran bir yangından söz ediyor. “Büyük yangında alçak kesimlerdeki ormanlar yanmış. Sonradan yapılan dikimlerden dolayı buradaki akçamlar tornadan çıkmışçasına aynı boyda ve kalınlıkta.” Ercan’ın “akçam” dediği aslında karaçam. Bu ağaçlar yüz yaşını geçtiğinde gövdesi beyazlaşıyor, bu nedenle akçam olarak da adlandırılıyorlar. Yine Ercan’ın anlattığına göre akçamların alt kısımlarındaki dalları kar kırıyor, böylece üst kısımdaki dallar ve ağacın gövdesi daha iyi boy atıyor. Bazen sık ağaçların iyi güneş alması ve sağlıklı büyümesi için ara kesim yapılıyor. Kesimleri kooperatif adına yaptıklarını anlatan Hasan Çetin, “kooperatif kesilecek ağaçları damgalıyor, bize metreküp hesabı dağıtıyor, kaç metreküp kesersek ona göre para alıyoruz” deyip devam ediyor: “Metreküpün fiyatı 40 lira, bunun yüzde 12’sini kooperatif alıyor, bizim elimize geçen 32 lira.”

Fotoğraf: Sandras Dağı’nın hemen güneyindeki İspirli Kanyonu vahşi güzelliğiyle görenleri büyülüyor. Yüzlerce metrelik duvarları dimdik göğe yükselen ve dağın eteklerinde kıvrıla kıvrıla ilerleyen kanyona yörede “Kapızbaşı” deniliyor.

Atlas Kasım 2015 / Sayı 272

Paylaş: