Samsun; Karadeniz’in Kapısı

Samsun; Karadeniz’in Kapısı

Amazonların ülkesi, denizcilerin sığınağı, kurtuluş ve cumhuriyet mücadelesinin başlangıç noktası, tütün ve hamsinin diyarı. Karadeniz’in en haraketli limanı ve en kalabalık kenti olan Samsun geçmiş ile bugün arasında bir kapı…

Yazı: Özgür Yaren / Fotoğraf: Yasin Akgül

Samsun’un bütün inişleri Karadeniz’e doğrudur. Her şehir gibi onun da kendine has aroması vardır, sokakları deniz ve rutubet kokar. Kokular karışıp belleği uyandırırlar. Doğup büyüdüğüm bu yerde kışları apartmanların karalahana, ilkokul çocuklarının ellerinin hamsi koktuğunu hatırlıyorum. Bunlara bütün mahallelere yayılmış pide fırınlarının kokusu ekleniyor. Damakları bu incecik, uzun ve gevrek pidelerin tadına alışmış Samsunlular doğal bir kibirle başka yörelerdeki pidelere burun kıvırıyor. Ama belleğimdeki en keskin koku bu değil…

Kaynaklarda 1890 yılında Samsun’dan Osmanlı Devleti dışına 3 milyon 171 bin 200 kilogram, ülke içine 1 milyon 931 bin kilogram tütün sevk edildiğini okuyorum. “İhracatımız fevkalade” diyor dönemin Samsunlu tütün taciri, “işleri büyütmeli.” Tütün fabrikası 1893’te kuruluyor. Bu tesis yüzyılı aşkın süre çalışacak ve Samsun bir sigara markası olacak…

İşte hatıralarımda şehrin en baskın kokusu bu. Samsun’un tam ortasında kalan bu fabrikanın şehri aralıksız yaş tütün kokusuna ve sarı renkli tütün tozuna buladığını, Gazi Caddesi’nde bu binanın önünden geçerken tel örgüyle örtülü havalandırma pencerelerinden ılık tütün kokusunun yüzüme vurduğunu, gri ve ıslak kış günlerinde bu aromalı buharın hoşuma gittiğini hatırlıyorum.

Yine kaynaklar 1933 yılında şehirde iki deveye karşılık 7 bin 508 manda bulunduğunu bildiriyor. Mandalar ise şehrin merkezinden batıya, Kızılırmak Deltası’ndaki kuş cennetine uzanan Türkiye’nin en uzun kesintisiz kumsalının tenha noktalarında hâlâ görülebiliyor.

Kumsal boyunca kuşlar yerlerini mandalara, mandalar sazlıklara, sazlıklar denize sokulan ormana, balıkçı teknelerine ve beton bir yola bırakıyor. Yol, bu bitmek bilmez kıyıya, kuma kalpler çizerek birbirlerinin gönlünü alan çiftleri, göğsünü rüzgâra vermiş kederli yalnızları, sahil bandının hemen ardına dizilmiş yazlıkları getiriyor. Yazlıkların safları sıklaştırıp boylarını uzattığı yerde kumsala “plaj” denmeye başlıyor. Bu noktada yolun bir tarafında palmiye ağaçları, plajlar ve deniz, diğer tarafında kafeler, restoranlar ve barlar sıralanıyor. Dar beton yol, dışarıya havalı müzikler yayan gıcır gıcır otomobillerde gençlerin turladığı, kaldırımlarda aksak tempoyla yürüyüp piyasa yaptığı bir kordona dönüşüyor. Yazları burada, muhafazakâr bilinen bu şehrin ortasında gündüz plaj cıvıltısı, akşamları parti havası var. Kışın da o hava, ısıtıcılar ve camekânlar sayesinde büsbütün kaybolmuyor…

Fotoğraf: Batıpark, denizin doldurulmasıyla oluşturulmuş geniş bir açık alan. Buradaki Amazon Köyü, gücü sembolize eden dev boyutta iki aslan heykeline de ev sahipliği yapıyor.

Atlas Ocak 2016 / Sayı 274

Paylaş: