Paris’ten İstanbul’a; İttihat ve Terakki Coğrafyası

Paris’ten İstanbul’a; İttihat ve Terakki Coğrafyası

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına damgasını vuran bir kuruluş İttihat ve Terakki Cemiyeti. Onun 1889’da başlayan serüveni üç kıtaya ve pek çok şehre yayıldı. Yazar Ahmet Ümit Fransız İhtilali’nin başkenti Paris’ten İstanbul’a kadar uzanan bir yolculuğa çıkarak Selanik, Manastır, Resne, Ohri ve Üsküp gibi önemli merkezlerde cemiyetin izini sürdü.

Yazı: Ahmet Ümit

Fransız İhtilali’nden 100 yıl sonra, 1889’un Mayıs ayında Edirnekapı’daki bağlardan birinde Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriyye’den bir grup genç gizlice toplanmış, kendi aralarında fısır fısır konuşuyorlardı. İşte, Osmanlı’nın son yıllarına damgasını vuracak olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluşu, o ay Edirnekapı’daki o bağda gerçekleşti. Gerçi o zamanki adı İttihad-ı Osmanî Cemiyeti’ydi, ama sonradan İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak anılacaktı.

Yazının girizgâhına İttihat ve Terakki’yle başlamamın nedeni, son romanım Elveda Güzel Vatanım’da bu tarihî cemiyeti anlatmış olmam. Ama bu anlatma meselesi hiç de zannedildiği kadar kolay olmadı. Çünkü 1889 yılında başlayıp 1926 yılında İzmir’de Mustafa Kemal’e yapılması planlanan suikast teşebbüsünün yarım kalmasıyla sonuçlanan İttihatçıların macerası, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanış hikâyesiydi. Dolayısıyla bu macera üç kıta, birkaç ülke ve birçok şehre yayılmıştı. Öyle olduğu içindir ki, her sorumlu yazar gibi ben de İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tarihinde önemli rol oynamış şehirleri, bölgeleri ziyaret edip hâlâ ayakta kalan mahalleleri, mekânları, meydanları, anıtları tek tek dolaştım.

Elbette gezmem gereken ilk şehir İstanbul, yani bir zamanların Dersaadet’iydi. İttihatçıların macerası bu kadim şehirde başlamıştı. Ama yabancılar da önemlidir bu serüvende, özellikle de Avrupalılar; çünkü İttihatçılar, Fransız İhtilali’ni model almışlardı kendilerine. Dolayısıyla devrimin, aşkın ve şiirin başkenti Paris’e gitmeden bu araştırma eksik kalırdı. Ama elbette bir imparatorluk coğrafyasında bu cemiyetin macerasını sadece iki şehirle sınırlamak haksızlık olurdu. Hele hele o yıllarda özgürlük ateşinin tutuşturulduğu Balkan şehirlerini es geçmek affedilemezdi. Bu yüzden, 1906 yılında İttihat ve Terakki’nin önemli bir siyasal güce dönüştüğü Selanik başta olmak üzere, Manastır, Resne, Ohri ve Üsküp gibi önemli merkezlere de defalarca seyahat ettim.

Seyahatle roman arasında ilginç bir benzerlik vardır. Her ikisi de insanları bulundukları yerlerden alıp başka diyarlara, başka mekânlara, başka dünyalara sürüklerler. Aslında her roman bir tür seyahattir. Üstelik bilet almadan, valiz hazırlamadan, hiçbir araca binmeden gerçekleştirilen bir seyahat. Hem yazar, hem de okur yapar bu yolculuğu. Hem mekânsal, hem düşünsel, hem duygusal bir yolculuktur bu. Ama yazarı için o seyahat, roman daha ortada yokken başlar. Çünkü anlatacağımız şehirleri görmeden, sokaklarında dolaşmadan, rüzgârını hissetmeden, suyunu içmeden, yemeğini yemeden, insanlarıyla konuşmadan kaleme sarılmak mümkün değildir.

Fakat itiraf etmeliyim ki, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin konu eden Elveda Güzel Vatanım bugüne dek yazdığım romanlar içinde en fazla seyahat etmemi gerektiren kitap oldu. Belirttiğim gibi ilk dolaştığım yerler sevgili İstanbul’umuzda, İttihat ve Terakki’ye mekân olmuş yerlerdi. İki resmi mekân çok önemliydi payitahtta. İlki, Sultan Abdülhamit’in saltanatı boyunca oturduğu Yıldız Sarayı. İkincisi ise hükümet binasının bulunduğu Babıâli. İttihatçıların iktidara gelene kadar en çok önemsedikleri mekânlar bu ikisiydi. Önceleri İttihatçıların korkulu rüyası olan Yıldız Sarayı, 1909 yılında patlayan 31 Mart Ayaklanması’nın ardından Abdülhamit’in tahttan indirilmesiyle eski etkisini yitirecekti. Ama Yıldız Sarayı bugün bile hem siyasetin, hem de tarihin önemli bir ögesi olarak hayatımızdaki yerini koruyor.

Babıâli de en az Yıldız Sarayı kadar, belki de ondan daha büyük bir öneme sahipti İttihatçılar için. Çünkü hükümet buradan yönetiliyordu. 1908 Devrimi’yle İkinci Meşrutiyet’i ilan ettiren İttihatçılar ancak beş yıl sonra, 23 Ocak 1913’te tarihe Babıâli Baskını olarak geçecek, belki de bu ülkenin ilk darbesiyle iktidara bütünüyle el koyabileceklerdi. Hazır Cağaloğlu’na gelmişken dönemin önemli binalarından birinden daha bahsedelim. Yıllarca İttihat ve Terakki’nin Merkezi Umumisi’ne konutluk yapmış Pembe Konak’tan bahsediyorum. Ülke tarihini etkileyecek en önemli kararların alındığı bu mekân ileride Cumhuriyet Gazetesi’ne ev sahipliği yapacaktı…

Fotoğraf: Enver Bey o gün istasyonda, onu çiçeklerle karşılayan binlerce kişiye bir konuşma yaptı. Daha sonra da Manyasizade Refik Bey ile birlikte Beyaz Kule’ye geldi. Kulenin bahçesi ve meydanında da sevinç gösterileri yapıldı. Beyaz Kule bugün Selanik kentinin simgelerinden (KyrIakos Gkogkopoulos)

Atlas Aralık 2015 / Sayı 273

Paylaş: