Göller Yöresi; Anadolu’nun Gözleri

Göller Yöresi; Anadolu’nun Gözleri

Binlerce eli var onlarla dokunuyor cümle canlıya. Gözleri var binlerce yeşil, bal rengi, zeytin karası, mavi, ela hare hare ışık. O gözlerle görüyor göğü Anadolu, o gözlerle buluşuyor yukarıda ve yerin derinlerinde evrenin her zerresiyle… Atlas Batı Toroslar’ın iç bölümüne yayılan ve dev mavi gözleri andıran gölleri, gökyüzünden taşıyıp getiriyor sayfalarına.

Yazı: Sophie Hunter / Fotoğraflar: Hakan Öge

Daha bir yıl öncesine kadar İstanbul’da, Prens Adaları’nın birinde oturuyor ve her bir adayı dikkatlice gözlemliyorduk. Hangi adada kimler oturuyor, evler, yollar nasıl yapılmış, bahçeler nasıl düzenlenmiş, yeşil alanların yüzdesi, ormanların büyüklüğü, çeşitliliği… Her ada değiştirişimizde her birinin kendine özgü karakteri olduğunu görüyor, bunun nedenleri hakkında konuşuyor, kafa yoruyorduk. Birbirinden sadece beş ya da on dakikalık mesafelerle ayrılmış olan adalar arasındaki farklar o kadar belirgin ki, normalde karada bu farklılıkların oluşabilmesi için kasabaların arasında kilometreleri bulan ayrılıklar olması gerekir. Sonunda bunun suyun gücünden geldiği kanısına vardık.

Şimdi Göller Yöresi’nde yaşıyoruz. Burası da adalarla kaplı, su adaları… Roller tersine dönmüş. Bu sefer su parçaları birbirinden karayla ayrılıyor. Gölleri birer birer keşfettikçe büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla gördük ki adalar gibi göllerin de kendi karakterleri var. Hatta daha da fazlası; tamamen kendilerine ait dünyaları var. Her göl kendi şiirsel dansını yapıyor ve bu dansın olağanüstü ritmini kesin belirlenmiş sınırlarının ötesine, karaya da yaymayı başarıyor.

Göler Yöresi, Anadolu’nun güneybatısında Konya, Isparta, Burdur, Denizli ve Afyonkarahisar il sınırlarına yayılıyor. Batı Toroslar’ın iç kesiminde, yükseltilerin arasına yerleşmiş göller, yaban hayat açısından önemli olduğu kadar yöre insanın yaşantısı üzerinde de etkili. Ama ne yazık ki hatalı sulama projeleri nedeniyle, eğer yağışlar da imdatlarına yetişmezse sularını, canlarını kaybediyorlar. Biz de göllerle ilgili yüzölçümü, derinlik veya uzunluk gibi ölçüleri verirken coğrafyaya ilişkin kaynaklara ve ansiklopedilere başvuruyoruz. Ancak, biliyoruz ki doğanın dengesinde oluşan değişimler bütün bu rakamları her yıl değişik seviyelere çekiyor ya da yükseltiyor. Anadolu’nun bu hazinelerinin oluşumları da farklı. Örneğin Acıgöl ve Akşehir Gölü tektonikken Beyşehir ve Eğirdir gölleri karstik-tektonik kökenli…

Fotoğraf: Yeşilada ve Canada… Eğirdir’in sembolü oldular. Bu iki ada yerleşimini birbirine ve anakaraya bağlayan yollar sonradan yapıldı ve onlara bir yarımada niteliği verdi… Ama Eğirdir Gölü sadece adalarıyla değil, boğazlarıyla da güzeldir. Barla Dağı’yla Çirişli (Kirişli) Dağı’nın birbirine yakınlaştığı bölgede Keltepe Burnu’yla Belbel Çiftliği Burnu’nun oluşturduğu boğaz, kayalıklarla yeşilliğin senfonisidir. Bu alanda, gölün kuzeyde kalan kesitine “Hoyran” deniyor. İkinci boğaz, Eğirdir Gölü’nü güneydeki Kovada Gölü’ne bağlıyor.

Atlas Aralık 2015 / Sayı 273

Paylaş: