Anasayfa Dergide Bu Ay Milas; Tarihin Bahçesi

Milas; Tarihin Bahçesi

Emre Ergül

Zeus’un işaretini taşıyan Baltalı Kapı, Menteşeoğulları’nın merkezi Beçin Kalesi, Bafa Gölü’nün süsü Herakleia antik kenti… Bir yanında Yörük âdetlerini koruyan köyler, bir yanında Ege’nin mavi koyları… Muğla’nın Milas ilçesi, Güllük ile Gökova körfezleri arasında uzanan, tarihin her döneminden başyapıtların süslediği benzersiz bir coğrafyaya sahip.

Yazı: Melih Güneren / Fotoğraflar: Yasin Akgül

Milas ilçesinin kuzey sınırını Beşparmak Dağları çizer ki burası ebedi aşkın diyarıdır. Latmos Dağı’nın tepesinde bir zamanlar genç bir çobanın yaşadığı söylenir. Dillere destan bir yakışıklılığa sahiptir, her kadının yüreğini hoplatır. Ancak o, kavalı ve keçileriyle insanlardan uzak, sakin bir hayatı tercih etmiştir. Ay Tanrıçası Selene onu uykuda görür, hayran olur ve uyanmaması, dünya durdukça öyle uzanması için yakarır. Bulutlar arasından ayın yüzünü gösterdiği geceler Tanrıça aşağı iner, gece meltemiyle sevdiğinin üzerine uzanır. Çoban Endymion’un uzun kirpikleri aralanır, gözlerinden giren ay ışığıyla huzur dolar. Bir sonraki kavuşmalarına kadar tatlı bir rüyaya dalar. Dağın dorukları, ay ışığında karlı zirveler gibi gümüşi renkte parlar…

Beşparmak silsilesinin eteklerinde, Kapıkırı Mahallesi’ndeki Heraklia antik kentinin Bafa Gölü’ne doğru uzanan kalesinde ay ışığı beni de yalnız bırakmıyor. Gölün suları sakin, belli belirsiz dalgalar kıyıyı okşuyor. Hisarın bahçesine konan alaca baykuş gecenin sessizliğini bozuyor, az ötedeki zeytinlikten bir başkası ona cevap veriyor. Beşparmaklar’a “Karia’nın kapı eşiği” demiş Halikarnas Balıkçısı. Yanı başındaki Milas ilçesi, gerçekten de Anadolu’da antikçağ mirasının en yoğun bulunduğu yerlerin başında geliyor. Arkeolojik hazinelerle bezeli ilçe, adını da Mylasa antik kentinden alıyor. Tarih ve doğa değerleri, Muğla’nın bu özel köşesinde birbiriyle kaynaşıyor.
Milas Kaymakamlığı’nın katkısıyla gezdiğimiz ilçede bugün hava yağmurlu değil, demek ki zeytin toplama zamanı.

Binlerce yıllık bir uğraş hâlâ yaşıyor. Dağ mahallelerinin sakinleri zeytin silkmeye gidiyor. Aileler, bahçelerde altına geniş bir örtü yaydıkları ağaçlardan ellerindeki uzun sırıklarla zeytin silkiyor. Çomak Dağı’nın Sarıkaya Mahallesi’nden Selahattin Kaplan, “normalde bizim buranın zeytini az olur” diyor: “Ovadaki bir ağaç burada üç ağaca denk düşer. Ama ovada hiç zeytin yapmadı bu sene, dağdaysa ağaçlar dolu.” Kimileri ovada uzun zamandır az zeytin yetiştiğini iddia ediyor.

Ağır dalları yere basan zeytinler arasından Labranda’ya varıyoruz. Labranda kenti, Zeus’a adanmış kutsal bir merkezdi. Geniş kesme taşlardan oluşan şatafatlı yapılar ovaya tepeden bakıyor. Yemyeşil bir yoldan tapınağın olduğu düzlüğe ve karşısındaki antik şenlik alanına ulaşılıyor. Zeus kültünde bir hac yeri olan kutsal yerleşim tüm ihtişamıyla hâlâ dimdik duruyor.

Zeus’un Baltası
Labrys, Zeus’un iki uçlu baltasının adı, Labranda kentinin adı da aynı kökten geliyor. Kutsal ziyaret yerine Milas ilçe merkezindeki baltalı kapıdan başlayan geniş, mermer bir yolla ulaşılıyor. Baltanın iki yanında “her şeyi gören Zeus” anlamında göz kabartması bulunuyor. Günümüzde bu kapının dibinde düzenli olarak Milas Pazarı kuruluyor. Hemen ilerisinde de Milas şehrinin ünlü konakları bulunuyor. Bir kısmı restorasyondan geçen ve turizm tesisi olarak hizmet veren bu kadim binalar şehrin dar sokaklarında zamana meydan okuyor. Milas’ın ara sokakları berberiyle, terzisiyle, eyer imalatçısıyla geleneksel dokusunu zarafetle yansıtıyor.

Eski çarşının hemen ilerisinde Uzunyuva kazı alanı yer alıyor. Sütunun üstünde yıllardan beri bir leylek çifti yavru büyüttüğü için bu adı almış. Hemen yanında dünyanın sekizinci harikası olarak nitelendirilmesi muhtemel Hekatomnos Anıt Mezarı ve Kutsal Alanı bulunuyor. Hikâyesini Prof. Dr. Adnan Diler’in Bodrum’da yaptığı Karia sunumunda dinlemiştim. 2010 yılında yakalanan tarihi eser kaçakçıları lahtin altındaki mezar odasına ulaşmak için iki metre kalınlığındaki mermerleri delmiş, yerin altındaki mezar odasına 80 santimetre genişliğinde ve 10 metre uzunluğunda bir tünel kazmış. Taşıyabildiklerini kaçırmışlar. Yaklaşık bir yıl boyunca geceleri burada çalıştıkları iddia edilen 10 zanlı, mezar odasındaki lahti pazarlamaya çalıştıkları sırada güvenlik güçlerince yakalanmış. Mermerleri delerken kullandıkları cihazlardan çıkan toz yüzünden ne yazık ki altın kaplama kabartmalar zarar görmüş. Şu an ziyarete kapalı ve yapının etrafındaki nem sabit tutularak altın kabartmalar korunmaya çalışılıyor. Lahtin üzerindeki kabartmalarda İÖ 4. yüzyılın ilk yarısına ait aslan avı sahnesi dikkat çekiyor.

Menteşeoğulları’nın Başkenti
Milas denince akla gelen bir başka unsur ise Menteşeoğulları Beyliği ve Beçin Mahallesi. Antik Beçin, Mylasa’nın gelişmesiyle birlikte ikinci planda kaldı; ancak 13. yüzyılda bölgeye egemen olan Menteşeoğulları’nın başkenti olunca yeniden gelişti. Bizans tarafından inşa edilen kale onarıldı, içinde ve dışında birçok cami, medrese ve hamam yaptırıldı. Osmanlı egemenliğinden sonra yeniden tenhalaşan Beçin, kalenin içerisinde 20 hanelik bir köye dönüştü. Normalde biletle giriliyor ama kalenin içinde hâlâ yaşayan ve evini terk etmeyenler var. Beçin’in yerlilerinin kale içerisinde zeytinlikleri bulunuyor. Kalenin hemen dışındaki Ahmet Gazi Medresesi ise son derece ihtişamlı bir yapıt.

Beçin’den kuzeybatıya, dağlara doğru kızılçam ormanları içinden geçerken kış aylarında yol boyunca mantar satanlar görürdüm. Yöredeki çıntar ve et mantarları bütün Ege Bölgesi’nde tüketilir, pazarlarda satılır. Kızılyol Mahallesi’nden İbrahim Akar’a mantarı nerede bulabileceğimi soruyorum. “Yağmur yağsa mantar sürerdi” diyor: “Yağmur yağdı, kesti, ekimden beri iki gün önce ilk kez yağdı. Yağmur devam etse mantar da kesmezdi.” Yol boyunca gördüğümüz buğday tarlaları gözümün önüne geliyor. “Buğday nasıl” diye soruyorum. Muhtar Cengiz Topel Gökdağ, “Sonbaharda ekilen buğday son yağmurla toplar gibi oldu ama geçen hafta gelseniz yer yer sarıya çalmaya başlamıştı, ürün bu sene pekiyi olmayabilir” diyor. Muhtarın ismi ilgimi çekiyor. Babası imammış, radyo haberlerinde Cengiz Topel’in Kıbrıs’ta uçağının düşürüldüğünü dinlemiş, esir düşmesinden etkilenmiş ve oğluna bu şehit pilotun ismini vermiş…

Fotoğraf: Milas ilçe merkezi kıyıdan içeride, geniş bir düzlükte yer alıyor. Karia kenti Mylasa’nın kalıntıları üzerindeki yerleşim, Osmanlı döneminde şimdiki adını aldı. Milas ilçesinin toplam nüfusu 132 bin, bunun yarıya yakını merkezde yaşıyor.

Devamı Atlas’ın Şubat 2016 / 275. sayısında

Atlas’ı tablet ve telefonlarınızdan da okuyabilirsiniz: App Store  Google Play

Benzer Yazılarımız

Yorum Yap