Kerem Yücel’in Gözünden; Savaşın Sürgünleri

Kerem Yücel’in Gözünden; Savaşın Sürgünleri

Atlas’tan Kerem Yücel, Can Yayınları’ndan çıkan fotoğraf kitabı Misafir’de yıllardır yaşantılarına tanıklık ettiği Suriyeli mültecileri anlatıyor.

Röportaj: Deniz Koç

Uzun yıllar zor coğrafyalarda fotoğraf çeken Kerem Yücel, Suriyeli mültecilerin yaşamını ülkelerini terk edip Türkiye’ye sığındıkları ilk zamanlardan beri fotoğraflıyor. Mültecilerin yaşadığı zor şartlara tanıklık eden Yücel, daha sonra bu hikâyelerin peşini bırakamadı ve onların zor yaşamlarına ortak oldu. Yücel ile ekmeklerini bölüşen mülteciler yaşadıklarını bizlere anlatabilmek için onun objektifinin karşısına geçti. Metinlerini Serdar Korucu’nun yazdığı çalışma, Can Yayınları’nın ilk fotoğraf kitabı olmasıyla da dikkat çekiyor. Yücel, Misafir’le ilgili sorularımızı yanıtladı ve projenin devamına dair planlarını anlattı.

​Suriyeli ​mültecilerin yaşam koşullarına ve başlarından geçenlere yönelik ilgin nasıl başladı? Bu konuda ne şekilde ve kimlerle çalıştın?
Kendi coğrafyamızda yaşanan bu göç dalgasını ilk önce Atlas, daha sonra da farklı yayın organları için takip etmeye başladım. Aynı zamanda da Hayata Destek Derneği’nin yardım götürdüğü aileleri fotoğraflamaya başladım.

Yerinden yurdundan olmuş, sevdiklerini kaybetmiş, zorluk ve haksızlıklarla karşı karşıya kalan, çok kırılgan bir ruh hali içindeki insanların evlerine giriyor ve fotoğraflarını çekiyorsun. Sana nasıl güveniyorlar? İletişim kurmak zor oluyor mu?
​Öncelikle ben onlara güveniyorum. Onların cesaretleri beni etkiliyor ve izin verdikleri kadar onlara yaklaşıyorum. Kapıdan içeri davet edildiğim anda tüm önyargılarım dışarıda kalıyor. Zamanla ben onları tanıyorum, onlar beni tanıyor. En önemlisi başından beri yanımda olan Hayata Destek Derneği çalışanları. Onların bıraktığı olumlu izlenimler üzerinden gidiyorum. ​

277AT_pan_misafirBir fotoğrafçı olarak bu projeyi tasarlarken amacın neydi? Bu süreçten ne öğrendin?
​Her yerde söylediğim gibi, savaş bir dalga. Önünde durmak, ya da yıkılmak fark etmiyor. Cebinizin ne kadar dolu olduğu, ya da etnik kimliğiniz sizi daha güçlü yapmıyor. Bundandır ki projede yer alan aileler özellikle farklı etnik kökenden seçildi. Farklılık sadece etnik kökenleri değil, aynı zamanda ekonomik durumları ve eğitim seviyelerindeydi. Bu sayede şu sonuca ulaştım: Sen de mülteci olabilirsin, ben de.​

Bize bu ay raflarda yerini alan Misafir kitabından bahseder misin? Neden misafir adını seçtin, çalışmalarını bir albümde toplamaya nasıl karar verdin? “Tamam” dediğin bir an mı oldu, yoksa Suriye’de savaşın beşinci yılını tamamlaması mı vesile oldu?
​Her şey bir sergi ile başladı ve daha sonra kitaba dönüştü. Ve aslında başlangıç noktası tek bir fotoğraf karesiydi. Aileleri fotoğraflamaya devam ediyordum. Yüzlerine savaşın tüm soğukluğunu simgeleyen bir flaş ışığı tutuyordum. İzleyicilerin, bu ayna gibi yüzlerle empati kurmasını istemiştim. Ama olmuyordu, istediğim fotoğraf çıkmıyordu. Çarpıcı, bir hikâyesi olan ama bir yandan da mülteci gibi görünmeyen bir kareydi aradığım. Sırtı dövmeli adam işte tam aradığım fotoğraftı.

Metinleri kaleme alan Serdar Korucu ve Can Yayınları projeye nasıl dahil oldu?
​Serdar bu projenin önemli bir ayağını üstlendi. Aileleri sabırla dinledi ve onların hikâyelerini kaleme aldı. Kim bilir elinde kaç saatlik ses kaydı vardır. Gözyaşları içinde tek tek onları ayıkladı. Can Yayınları ise projeye tam anlamıyla “can” verdi. ​Bu projenin sergisi de oldu, ama kitap daha başka, kalıcı, yaşayan bir iş. Can Yayınları inanmasaydı, cesaret etmeseydi bu kitap olmayacaktı.

Fotoğrafını çekip hikâyelerini dinlediğin mültecilerle hâlâ iletişim halinde misin? Geçen yıllar içinde “misafir”likten usanarak yeni bir hayatın peşine düşenler, ya da imkânlarını zorlayarak yerleşik hayata geçenler olmuştur herhalde…
​Birçoğu ile iletişim halindeyim. İngilizce ya da Türkçe bilenler ile doğrudan, diğerleriyle de sosyal medya ve Hayata Destek Derneği aracılığı ile görüşüyorum. Bu süre içerisinde Kanada’ya yolcu ettiklerimiz de, geri dönenler de oldu. Türkiye içinde yer değiştiren, ya da bir daha haber alamadıklarımız da. Avrupa sınırına gidip kendini Erzurum Geri Gönderme Merkezi’nde bulanlar da.

Atlas Dergisi Fotografcisi Kerem Yucel 20 Mart 2014 / Isa Simsek

Atlas Dergisi Fotoğrafçısı Kerem Yücel

Beş yıl öncesiyle şimdi arasında nasıl bir fark görüyorsun mültecilerin yaşantıları bakımından?
​Gün gün her şey değişti ve değişim devam ediyor. Önceleri çıplak ayaklar soğuk beton zemine basıyordu. Zamanla battaniyeler halı niyetine kullanıldı. Duvarlara bir boy aynası geldi. Sonra perdeler, derken öteberi. Sevdiklerine ait fotoğraflar ve yeni yaşamları için gülen yüzler. Umutlar ise dalgalı, tıpkı savaşın siyaseti gibi. Kapıların bir açılıp bir kapanması gibi sığınmacılar da geri dönmek ile kalmak arasında gidip geliyor.​

Bu konuyla ilgili çalışmalarına devam etmeyi düşünüyor musun? Aklında neler var?
​Uzun süren bir projeydi bu. Benim için biraz yıpratıcıydı. Hem tanık olduğum hikâyeler, hem de fotoğraf tekniği olan tekrarlamalar nedeniyle. Bir süre sığınmacıların ekonomik hayata entegrasyonlarını fotoğraflamak istiyorum. Ama yine de sahadan uzak kalamıyorum, önümüzdeki günlerde yine yola çıkıyorum…

 

Fotoğraf: Suriyeli 13 çocuğun annesi Türkiye’ye gelirken yolda yaşamını kaybetmiş; çocuklara artık Viranşehir’de çobanlık yapan babaları bakıyor (en üstte).

Paylaş: