Kuşadası, Yeşil Mavi

Kuşadası, Yeşil Mavi

Kendini güvercinle özdeşleştiren Kuşadası birbirinden güzel koyları, otelleri, tatil köyleri, su parkları; yeşille maviyi buluşturan Dilek Yarımadası’yla bir tatil klasiği…

Yazı: İbrahim Baştuğ / Fatoğraflar: Kerem Yücel

Tam ortasında yer aldığı ve adını verdiği körfezi bereketli bir hilale benzetirsek, Kuşadası bu hilalin orta noktasında denize uzanan bir yarımadadır. İlçe sınırları içinde kalan coğrafya ise körfez hilalinin güney yarısına yayılıyor. Kuzeyde Pygela antik kentinin biraz üstünden başlayan ilçe sınırı güneyde körfezin bitim noktasında denize boynuz gibi uzanan Dil Burnu’yla sonlanıyor. Bereketli körfezin alt yarısı çok değil 1960 öncesine kadar meyve ve tahıl verimiyle bilinirdi. Tarım ve meyvecilik ilçe sınırları içinde belli ölçüde sürdürülüyorsa da son elli yıldır Kuşadası’na kimliğini veren başat uğraş turizm. Birbirinden güzel koylarına kurulu otelleri, tatil köyleri, kendi başına bir çekim oluşturan su parklarıyla Kuşadası, Dilek Yarımadası’ndaki milli parkı sayesinde yeşilin dinginliğiyle mavinin sonsuzluğunu buluşturuyor. Yaklaşık 650 yat kapasiteli yat limanı hiç boş kalmayan Kuşadası’nın plajları da kent merkezinden başlayıp milli park içine kadar uzanıyor. Kente üç kilometre mesafede, Davutlar beldesindeki kaplıcalar birçok derde deva olmasıyla ilgi odağı.

Kuşadası kendini güvercinle özdeşleştirmiş; gel gör kuş sahildeki parka dikilen heykeliyle yaşıyor, ada ise bir yolla karaya bağlanmış! Limanın yanı başındaki Güvercinli Park’ta belediyenin diktiği beyaz güvercin heykeli hem barışı, hem de kentin ve ilçenin sonradan bir mendirekle anakaraya bağlanan Güvercinada’dan gelen adını simgeliyor. Ada güvercinini bir de müzik festivaliyle yaşatıyor. İlki 1986’da düzenlenen ve Fatih Erkoç’a ün getiren, belki de onu cazdan popüler müzik alanına çeken Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması birkaç yıl aradan sonra yenilen canlandırılıyor.

İlk bakışta liman ve çevresini kuşatan turistik çarşı merkezmiş gibi görünse de hemen sonraki halkada lokantaları, barları, yan yana dizilmiş dövmecileriyle bir başka merkez beliriyor. Gece ışıklandırılınca Sisam’dan (Samos) görülen Atatürk heykelinin bulunduğu tepeyi çevreleyen eski kent ise daha çok Romanların yaşadığı dar sokaklarıyla, eski yapılarıyla kentin hafızası. Tepedeki dev Atatürk heykelini çevreleyen gezi parkı, aynı zamanda günbatımının şarabi kırmızısına kendini kaptıran genç çiftlerin eksik olmadığı bir seyir terası. Kaymakamlık ve emniyet limana yakınsa da belediye başta olmak üzere resmi kurumların daha içerilere çekildiği, yerleşik nüfusun da yoğunlaştığı iç bölge, kış mevsiminde de yaşamın sürdüğü bir başka dünyayı saklıyor benliğinde. Çevre il ve ilçelerden özellikle hafta sonları akın edenler içinse Kuşadası, Kadınlardenizi ve milli parktaki plajlar demek.

Kent ışıklarının karanlık sularda boğulup yittiği mendireğin ucunda bir hareketlilik var. Kadınlı erkekli bir grup günbatımının alaca mavisine olta sallıyor. Oltalara henüz bir şey takılmış değil ama gece uzun, umut sonsuz. Karanlık sulara uzanan mendireğin uç noktasında, oltalarıyla bekleşen karaltılı sessizlik bir çığlıkla bölünüyor. Çığlığın kaynağına bir tek ben dönüp bakıyorum, diğerleri kanıksamış anlaşılan. Birkaç yüz metre geride, sahile kurulmuş lunaparktan yükseliyor çığlık, sonra sıklaşıyor. Sapan lastiğine oturmuş genç kız, göğe fırlatılıp döndükçe basıyor çığlığı! İki metal direk arasına gerilen ipin ortasında, içinden bacakların geçtiği, belin bir kemerle sabitlendiği “anakucağı” benzeri bir oturma yeri var. Altta bir zıplama tentesi ve tentenin üzerinde, göğe yükselen zıpzıp salıncağa hız veren bir görevli. Karşılıklı kurulu iki salıncağa binmiş ergenlik çağındaki iki genç kız, tente üstündeki görevli zıplayıp ayak bileklerinden tutarak aşağı her çekip bıraktığında yukarıya daha ivmeli çıkıyor. Yukarı çıkış hızı yükseldikçe genç kızların çığlığı daha uzak mesafelere ulaşıyor.

Kuşadası, Türkiye’de turizm potansiyeli ilk fark edilen yerlerin başında geliyor. İzmir’in ilçesiyken 1954’te Aydın’a bağlanan Kuşadası’nın turizm atılımı da bundan sonra başladı. Çevre ilçe ve illerden gelenlerin yaptığı yazlık evleri oteller ve siteler izledi. Fransız Tatil Köyü’nün 1960’lı yılların sonuna doğru kurulması Kuşadası’nın ününü yurtdışına da yaydı. Turizm yatırımlarının getirdiği plansız ve hızlı betonlaşma meyve ve zeytin ağaçlarıyla süslü bu Ege kasabasının çehresini 1960’tan sonra hızla değiştirdi.

Kentin Nabzı Limanda Atıyor
Çok eskiden beri bir ticaret limanı Kuşadası. Osmanlı sadrazamı Öküz Mehmet Paşa’nın 17. yüzyıl başında yaptırdığı kervansaray da antik dönemden beri süregelen bu ticarete işaret ediyor. Geçmişinde Lelegler (İÖ 3000), Aeoller (İÖ 2. yüzyıl), İonlar (İÖ 9. yüzyıl), Lydialılar (İÖ 7. yüzyıl), Perslere (İÖ 546) vatan olan Kuşadası, Anadolu’nun tamamı gibi İÖ 334’te Büyük İskender’in eline geçti. Kuşadası çevresi tarihindeki en parlak dönemlerden birini İonlar zamanında yaşadı; 12 İon kentinin İÖ 700’den önce kurduğu Panionion adlı birliğin başkentliğini yaptı. Koloni temsilcilerinin toplanarak önemli kararlar aldığı, kayalar oyularak yapılmış 11 basamaklı tiyatro günümüze ulaşmayı başardı.
İbramaki Sanat Galerisi’nin kalıntıları üzerine kurulu bulunduğu sur duvarlarının Osmanlı sadrazamı Öküz Mehmet Paşa (1550-1622) tarafından yaptırıldığı sanılıyor.

Paşa, kendi adını taşıyan kervansarayın yanındaki heykeliyle yaşatılıyor Kuşadası’nda. Bölge Türk egemenliğine 1413’te girmesine karşın Müslüman halk sahilden yaklaşık beş kilometre içerideki Andızkule çevresine yerleştiği için Kuşadası’ndaki Türk mimarisi 17. yüzyıldan sonra gelişti. Bizans döneminde Anaia adıyla anılan Kuşadası’nın ortaçağda, Venedikliler ve Cenevizliler dönemdeki adı ise “Scalanuova”, yani Yeniliman’dı. Roma egemenliğinin (İÖ 2. yüzyıl) ardından Hıristiyanlığın yayıcılarından St. Jean’ın Ephesos’a yerleşmesi ve İsa’nın annesi Meryem’in de buraya geldiği inancıyla bölge dini merkeze dönüştü. Büyük gemilerin Kuşadası Limanı’na yanaşmasının bir nedeni de işte bu din turizmi.

Kuşadası’nda yokuşları iri cüsseleriyle kruz gemileri dolduruyor. Yükseklerden yokuş aşağı inerken ansızın ufku koca bir gemi kaplıyor. Kruvaziyer turizmi denince ilk akla gelen limanlardan biri Kuşadası’nda. Yılda ortalama 600 büyük tonajlı turist gemisinin uğradığı Kuşadası’na 2008 kayıtlarına göre yaklaşık 600 bin turist giriş yaptı. Kuşadası’nın duayen rehberlerinden Cahit Şimşek, 23 Nisan 1963 günü Kuşadası Limanı’na yanaşan yolcu gemisinden inip tur için sekiz otobüsü dolduran turistlere halkın tepkisini şöyle anlatıyor: “Kalabalıktan orta yaşlı bir bey, yerel şive ile ‘Ne le bu’ diye bağırdı. Diğer biri de onun dediğini teyit eder gibi ‘Le ordu bu ya’ diye karşılık verdi. Günümüzde gelmekte olan üç bin kişilik gemilerden inen turistleri görseler kim bilir yorumları ne olurdu?”
Gemilerin limana giriş çıkış takvimini gösteren aylık çizelgeler şehirde taksiciden halıcıya, dericiden lokantacıya herkeste bulunuyor. Her işi bu çizelge belirliyor. Ben bir sabah iki geminin yolcu indirmesine tanık oldum. Ruby Princess saat 7 civarında, Silver Spirit ise 8 gibi yanaştı. İkincisi tam karşımdaki iskeleye doğru yaklaştıkça irkilmedim desem yalan olur. Düşünsenize suyun üzerinde hareket halinde birkaç apartman dizisi üstünüze üstünüze geliyor.

Daha önce limandan ayrılan bir gemiyi izlerken tanık olduğum ritüel bu kez tersinden yineleniyordu. Güvertenin iki yanındaki kulakçıklar açıldı, ellerinde telsiz ve çeşitli işaret gereçleriyle “muavinler” kaptanı yönlendirmeye başladı. Halatçılar gemi açıktayken küçük bir tekneyle limana ulaşmış, halatların atılmasını bekliyordu. Bana en yakın halatçının boynundaki kalın altın zincir, gemiden atılan halatla mücadelesi sırasında bir o yana bir bu yana sallanıyor.
Yolcuların yakasına numara yapıştırılıyor ki limanda hazır bekleyen yüzlerce tur otobüsü arasında kendi otobüslerini kolaylıkla bulsunlar. Yakasında numara olmayanlar, yani tur satın almayanların bir bölümü şehir merkezini gezmek için iniyor. Tur satın alanlar otobüslerle çevredeki Ephesos, Meryemana Evi gibi arkeolojik alanları gezdikten sonra çoğunlukla gemiye dönüyor. Tur otobüsleri şehir dışındaki anlaşmalı büyük halı ve deri mağazalarına uğradıktan sonra liman içine girene kadar durmuyor, çarşıda yolcu indirilmiyor. Çalışmalarımız sırasında çok yardımını gördüğümüz liman görevlilerinden Ali Uzun’a bu durumu sordum. Otobüs turlarının gemi yolculuğuna dahil olmadığını, uğranılan her limanla ilgili turların ayrı ayrı satıldığını söyledi. Yani, bütün gemi yolcuları bu turları satın almıyor, yarıya yakını gemide kalıyordu. Uğranılan liman şehir merkezine yakınsa turistler bireysel olarak şehre çıkıyordu. Kuşadası da bu anlamda limanın şehir içinde olmasıyla büyük bir avantaja sahipti.

Limanın bitişiğinde barınabilmeyi başarmış balıkçı barınağı ve çevresindeki eski lokantalarla balık hali ve üst katında balıkçı kooperatifinin işlettiği lokanta Kuşadası’nın geleneksel dokusuna örnek. Balıkçı barınağının arkasındaki balık halinin üst katı hem kahvehane hem lokanta. Kuşadası Su Ürünleri Kooperatifi’nin işlettiği lokantada gözlemeden ekmek arası ya da ızgara balığa birçok seçenek ve alkollü içecekler uygun fiyata sunuluyor, hiç boş kalmıyor. Eskiden aşağıdaki balık halinden aldığı balığı pişirtip yemiş burada Kuşadası’nın yerlileri. Ali Baba ve Kazım Usta gibi eski balık lokantaları hâlâ varlığını koruyor balıkçı barınağının çevresinde. Ama Kumkapı, Kızkulesi gibi adlarla, daha gösterişlileri de eklenmiş çarşının lokantaları arasına.

Teknelerin bakıma alındığı çekek yerinde Yiğit Güzelgün’le tanıştım. Elinde fırça, yeni aldığı teknesini boyuyor. Adanın yerlisi (yerlileri ada diyor Kuşadası’na); 1986 doğumlu Yiğit tekne mi boyuyordu, yaşamını mı temize çekiyordu bilemedim. Teknenin adını yazmamıştı henüz, “ne olacak” diye sordum. “Bilgehan” dedi. “Neden Bilgehan” diye sormak, sohbeti genişletmenin en kolay yoluydu, sordum. “Eskiden de adı oydu” dedi. Teknenin kişiliğine, öyküsüne saygıdan mı adını değiştirmedi acaba sorusu geçiyordu aklımdan… “Babamındı bu tekne” cümlesiyle irkildim. Babası İsmail Güzelgün 2002’de ölünce satmak zorunda kaldıkları Bilgehan’ı on yıl sonra yeniden almayı başarıyor Yiğit. Tekneyi babasından alan balıkçı da değiştirmemiş adını. Yiğit denizden uzak kaldığı yıllarda elektrik tesisatçısı oluyor. Askerliği aradan çıkarıyor. Daha doğrusu 2008’de askerliği tam bitirecekken izne geldiği Kuşadası’nda motosikletiyle kaza yapıyor. Barınak çaycısının uzattığı çayı almakta zorlanınca anlaşılıyor; motosiklet kazası sol kolunun omzundan aşağısının tutmamasına mal olmuş.
Birkaç gün sonra geçerken baktım, Yiğit teknenin boyasını bitirmiş, adını da yazmıştı; “Bilgehan 1”… Karşılaşsam “1”in ne anlama geldiğini de sorardım, karşılaşmadım. Kaptan köşkünün önüne çizdiği rengârenk balık resmine hayran kaldım.

ATLAS TATİL 2014

Foto Galeri

[Not a valid template]

Rehber Kuşadası

Nasıl Gidilir

Kuşadası’na en yakın havaalanı İzmir’de. İzmir Adnan Menderes Uluslararası Havalimanı, Kuşadası’na 70 kilometre. İzmir Otogarı’ndan da Kuşadası’na saatte bir otobüs seferleri yapılıyor. İzmir-Denizli otoyolundan özel araçla Selçuk ya da Çamlık üzerinden ulaşılabiliyor. Otobüs firmalarının İzmir, İstanbul, Ankara ve diğer kentlerden Kuşadası’na direkt tarifeli seferleri olduğu gibi; Fethiye, Marmaris, Bodrum ve Pamukkale benzeri merkezlere karşılıklı seferler yapılıyor.

Yunanistan’ın Sisam (Samos) Adası’na günübirlik karşılıklı feribot seferleri mevcut. Yunan adalarına giden kruvazörler de Kuşadası Limanı’ndan hareket ediyor.

Konaklama-Yemek

Kuşadası konaklama seçeneklerinin en zengin olduğu turizm merkezlerinden biri. Resmi kayıtlara göre ilçe sınırları içinde kayıtlı 500’e yakın konaklama tesisi var. İlçedeki öğretmenevinde de yer varsa kalınabiliyor.

Balık restoranları ise yat limanı çevresinde hizmet veriyor çoğunlukla. Limanın bitişiğindeki balıkçı barınağı ve çevresindeki eski lokantalarla balık hali ve üst katında balıkçı kooperatifinin işlettiği lokantada her zaman taze balık yiyebilirsiniz. Balıkçı barınağının çevresinde Ali Baba ve Kazım Usta gibi eski balık lokantaları da seçenekler arasında.

Gezilecek Yerler

Kuşadası Limanı’na yanaşan kruz gemisi yolcuları için otobüslerle çevredeki Ephesos, Meryemana Evi gibi turistik merkezlere tur düzenleniyorsa da ilçe sınırları içinde de görülmesi gereken tarihi eser ve antik yerleşimler var.

Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı: Osmanlı sadrazamı Öküz Mehmet Paşa tarafından 1550-1622 tarihleri arasında yaptırıldığı bilinen yapı günümüzde konaklama tesisi olarak hizmet veriyor. Kurşunlu Han olarak da anılan kervansarayın alt katında bir halı mağazası var.

Güvercinada: Kuşadası kıyısında yer alan Güvercinada bir mendirekle karaya bağlı. Adada, Osmanlı döneminde inşa edilen bir kale bulunuyor. “Korsan Kalesi” olarak da anılan kale ziyarete açık. Adanın güneyinde ikizi denebilecek Yılancıburnu ise karaya doğal bağlantılı. Bu ada üzerindeyse Neapolis antik kenti kalıntıları bulunuyor.

Kadıkalesi (Anaia): Ortaçağ kalesi, üzerinde yer alan höyüğüyle birlikte Kuşadası’nın kültürel mirasının en önemlilerinden biri. Kuşadası-Davutlar yolunun 10. kilometresindeki yerleşimde kazılar 2001 yılından beri sürüyor. Kalıntılar buradaki yapının 11. yüzyılda inşa edildiğini, 12. ve 13. yüzyıllarda Anaia piskoposluğunun ikameti olduğunu gösteriyor. Alanda kazılar devam ettiği için ziyarete kapalı.

Pygela: Kuşadası’nın kuzeyinde yer alan Pygela antik kent kalıntılarına merkezden dolmuşlarla ulaşılabiliyor. Kuşadası-Selçuk yolunun 5. kilometresinde, Kuştur Tatil Köyü bitişiğinde bulunan antik yerleşim I. ve III. derece arkeolojik sit alanı.

Gazibeğendi: İlçe merkezinden dolmuşla kolayca ulaşılabilen seyir tepesinden kent manzarasını izleyebilirsiniz. Burada bir gazino da bulunuyor.

Sukemeri: Kent merkezinde yer alan sukemeri 43 kilometrelik Değirmendere suyolunun bir parçası. Kalıntılarının bir bölümü Hacıfeyzullah Mahallesi’nde de görülebilir.

Aya Yorgi Manastırı: Dilek Yarımadası Milli Parkı içinde Nero Koyu’ndan Dayıoğlu Tepe’ye çıkarken, sol tarafta Panayır Tepe yakınında yer alıyor. Bizans döneminde inşa edilen manastır 19. yüzyıla kadar kullanıldı.

Kaleiçi Camii: Öküz Mehmet Paşa tarafından 17. yüzyılda yaptırılan sur duvarlarının çevrelediği tarihi kale içinde yer alıyor. Kuşadası’nın en eski camisidir.

Ali Alkış Müze Evi: Cephane Sokak ile Yedi Eylül Sokak köşesinde yer alan iki katlı yapı, eski Anadolu evlerine güzel bir örnek.

Çalıkuşu Evi ve Kuşadası Evleri: Yıldırım Caddesi ile Uğurlu Sokak köşesinde yer alan iki katlı ev, yöresel mimarinin özelliklerini taşıyor. Reşat Nuri Güntekin’in ünlü “Çalıkuşu” romanının kahramanı Feride Öğretmen’in kaldığı ev olarak biliniyor. Kuşadası’ndaki yöreye özgü eski evler de Çalıkuşu Evleri olarak adlandırılıyor. Feride’nin hemşirelik yaptığı eski hastane binası şimdi İbramaki Sanat Galerisi olarak hizmet veriyor.

Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı: Kuşadası merkezinden kalkan dolmuşlar milli parktaki plajlara kadar gidiyor. Ege Denizi kıyısında Aydın’ın Kuşadası ve Söke ilçeleri sınırları içinde yer alan 27 bin 675 hektarlık alan milli park statüsü ile koruma altında. Milli park, 95 familyaya ait tür, alttür ve varyete düzeyinde 804 taksona ev sahipliği yapıyor. Dünyanın en nadir deniz memelisinden Akdeniz fokunun da yarımada kıyılarında yaşadığı biliniyor. Yabandomuzu, vaşak, çakal, doğaya terk edilmiş yabani sığırlar, atlar ile birçok hayvan türü yarımada faunasında bulunuyor. Deltada yaşayan yaklaşık 250 kuş türünden 70’i burada ürüyor. Parkın sınırları içinde konaklama olanağı yok. Güzelçamlı, Davutlar’da pansiyon bulunuyor.

Zeus Mağarası: Dilek Yarımadası Milli Parkı girişine 100-150 metre uzaklıkta, dağın eteğinde yer alıyor. Milli parka giden dolmuşlarla gidebilirsiniz. Yol üzerinde inerek mağaraya ulaşabilirsiniz.

Plajlar: Kuşadası’nda merkezden de denize girilebilen plajlar var. Bunların en çok ilgi göreni Kadınlardenizi Plajı. Ayrıca milli parkın içindeki sakin koyların dışında halka açık plajlar ve piknik alanları var.

Önemli Telefonlar

Belediye 256-612 05 64

www.kusadasi.bel.tr

Devlet Hastanesi 256- 618 24 14

Emniyet Müdürlüğü 256- 614 13 82

Paylaş: