Anasayfa KeşfetGezi Doğuda Bir Yolculuk

Doğuda Bir Yolculuk

Emre Ergül

Bu mevsimde Doğu Anadolu, büyülü görüntüler sunuyor. Doğu neresi derseniz, ben yolculuğa Van Havaalanı’ndan başladım. İstanbul-Van arası bir saat kırk dakika.

Haber: Mehmet Yaşin
ATLAS ARALIK 2013/SAYI:249

Yani İstanbul’da, Anadolu yakasında oturan birisi, köprü yolundan Taksim’e ulaşmadan siz Van’a gidebiliyorsunuz.
Bir girersek İstanbul’un trafiğinden çıkamayız, onun için hemen konumuza dönüp, doğu yolculuğumuza devam edelim. Van’dan kiraladığım arabayla Doğubayazıt’a gidiyorum. Güneşli bir gün. Yollar ıssız. Bütün yüksek dağların zirvesine bulut oturmuş.

Bu Doğubayazıt’a ikinci gelişim. Buradan 35 kilometre sonra Türkiye biter, İran başlar. Ağrı’nın ilçesi olduğuna bakmayın, aslında Ağrı’dan büyüktür. Kendisi ovadadır ama etrafında Türkiye’nin en yüce dağları yükselir: Büyük Ağrı, Küçük Ağrı, Tendürek. Bu mevsimde, bu dağların karlı zirvelerini görmek zordur.

Dört yıl önce bıraktığımdan farkı yok Doğubayazıt’ın. Yollar yine çamurlu, yapılaşma yine gelişigüzel. Ama lüks araba sayısı daha da artmış. Belli ki ilçe insanı zengin. Söylendiğine göre akın akın turist geliyor. Gelenlerin büyük bölümü Ağrı Dağı sevdalıları. İlla ki zirveye tırmanacaklar. Sonra İranlılar var carşıda, pazarda. Onların derdi ucuz alışveriş. Diğerleri de var. Kimi Ağrı’ya, kimi meteor çukuruna, kimi İshakpaşa Sarayı’na gelmiş. Yani Türkiye’nin bittiği bu ilçe hiç de can sıkıcı değil, aklınızda bulunsun.

İlçeyi tepeden seyretmek için İshakpaşa Sarayı’na tırmandım. Burası Ağrı Dağı’nın görünmediği tek yerdir. Saray tepededir; onun için burada esen rüzgâr acımasız kanlı katil gibidir, bıçak gibi keser. Onun için fazla oyalanmadan, meteor çukuruna gitmek gerekir. Ayrıca Doğu, batıya çok uzak olduğu için karanlık erken gelir, her şeyi örter.

Meteor çukuru, İran sınırının hemen yanı başındadır. Çukurun çapı 35 metre, derinliği ise 60 metredir. Koca bir kuyuyu andırır. Kimilerine göre, buraya 1892 yılında bir göktaşı düşmüştür. Kimilerine göre ise burası bir çökertidir. Varsayımlar böyledir. Ama bir gerçek şudur ki, karanlık basmadan Iğdır’a doğru yol almak gerekir.

Iğdır’a giden yol bir viraj zenginidir. Döne döne dağları aşıp ovaya iner. Onun için Iğdır’ın iklimi sanki Akdenizlidir. Dağ eteklerinde kara koyunlar otlar, bahçelerde hindiler koşuşturur, kayısısının tadını tüm dünya bilir. Ayrıca Iğdır, üç ülkeye komşu olan tek şehirdir.
Ben oradayken Iğdır’da yas vardı. Caferi olan Iğdırlılar, Kerbela’da şehit edilen Hazreti Hüseyin için karalara bürünmüşlerdi. Kalabalıkların törenini izleyip Kars’a hareket ettim. Gittikçe yol daha da ıssızlaştı. Dağlar, bulutların ardından hiç çıkmadı. Kara taşlardan yapılmış güzel evlerin süslediği “heykelsiz” Kars’la bir kez daha kucaklaştığımda, kaz sesleri ortalığı çınlattı. Karanlık basmadan bir koşu Ani harabelerine gittim. Kapıda bitişik köyden yiğit bir bekçi vardı. Çay ısmarladı, Ani’yi anlattı. Biliyordum ama onun anlattıklarını da can kulağı ile dinledim.

Dört yıldan beri taş üstüne taş konmamıştı. Hatta kalıntıları onarmak için kurulan iskeleler bile paslanmıştı. Aras Nehri’nin kıyısına gidip bir taş atımı uzaklıktaki Ermenistan’a selam verdim. Karşıdaki eski kamyonun egzoz kokusu burnuma geldi, bir taş işçisi el salladı. Ben de ona el salladım ve doğudaki gezimi bitirdim.

Siz de büyülü bir ortamda yolculuk yapmak isterseniz doğu hemencecik orada.

Benzer Yazılarımız

Yorum Yap