Avrupa Zamanı

Avrupa Zamanı

Yeni yıl yaklaşırken Avrupa kentlerinde gezinmeyi çok severim. Her yer ışıl ışıl olur, meydanlar karanfilli sıcak şarap kokar, insanlar daha hoşgörülüdür. Kentlerin caddeleri Noel’den kalma renkli ışıklarla süslüdür. Ağaçlar, kristal avizelere dönüşür. Orta Avrupa kentleri nedense daha çok hoşuma gider bu aylarda. Viyana, Prag, Budapeşte… Masal diyarına dönerler çünkü.

Bu kentler arasında favorim Viyana’dır. Bu kenti en güzel Cenap Şehabettin tanımlar: “Viyana’da biraz Paris, biraz Beyoğlu rayihası vardır. Sonradan görme bir şehir olmayan Viyana sokakları adeta insana kollarını açar… Şehirde Habsburg Hanedanı kadar kıdemli bir asalet hissolunur. Din ve sanat, savaş ve aşk, siyasi hadiseler ve fikir hareketleri burada beraberce yaşamıştır…”
Soğuk gecelerde kalabalıklar Stephanplatz’da toplanır. Havai fişekler atılır, içkiler içilir, danslar edilir…

Bu ayda Viyana akşamları insanın iliğini dondurur. Üşüdüğüm zaman caddenin ortasındaki sıcak panç ve sıcak şarap satan büfelere yaklaşırım. Ortalık mis gibi portakallı, karanfilli rom kokusuyla kaplanmış olur. Kuyruğa girip bir bardak panç alırım. İçkinin sonuna doğru tüm vücudumun ısındığını hissederim.

Biraz soluklandıktan sonra etrafı seyrederim. Kimisi karşısındakine şnaps kadehini, kimileri şampanya bardağını kaldırır, mutlu yeni yıl dileklerini sunarlar. Tüm yüzlerin güldüğünü, hoşgörü havasının meydanı sardığını görürüm. Bu coşkuya ben de kapılıp giderim.

Bu görüntülerin aynısını Prag’da da, Budapeşte’de de yaşarım.
Viyana böyle süslenir de, Roma ondan geri kalır mı? Bu aylarda ne zaman Roma’ya gitsem soluğu hemen Piazza Novana’da alırım. Bilirim ki eğlencenin kalbi burada atar. Dört Nehir Çeşmesi’nin kenar taşlarına oturup meydandaki renk cümbüşünü seyretmek çok keyiflidir. Tabii meydanın etrafında sıralanmış kahvelerden birinde, bir ölçek cin, bir ölçek vermut, bir ölçek kampariden oluşan Negroni’yi içmeyi asla ihmal etmem.

Roma’ya gittiğimde, mutlaka Aşk Çeşmesi’ne uğrarım. Orası biraz daha genç havalıdır. Çeşmenin havuzuna sol omuzumun üstünden mutlaka bir miktar para atar ve yeniden Roma’ya gelebilmeyi dilerim.
Bu günlerde Londra’da olmak da beni heyecanlandırır. O hafta, Noel’in ışıkları hâlâ caddeleri süslemektedir. Hyde Park patencilerin hücumuna uğrar, Covent Garden bütün cazibesini sergiler.
Londra’da yeni yıl akşamının merkezi tabii ki Trafalgar Meydanı’dır. Meydanın ortasında, Norveç’teki “Kraliçe’nin Ormanı”ndan kesilip getirilen yaşlı çam ağacı yükselir. Bu ağaç Norveç’in İngilizlere armağanıdır.

Paris’te de yeni yılın ilk günleri büyüleyici görüntüler sunar şehrin sakinlerine. Paris bu günlerde süslü bir kadına benzer. Bu ayda Paris’in caddeleri, ışık selinin aktığı nehirler gibidir.
Notre Dame Katedrali, haklı olarak ışıklı süslemelerden en çok nasibini alan yerlerden biridir. Işıklara bürünen Eyfel Kulesi’ni, gökyüzüne doğru süzülen renkli bir rokete benzetirim hep.
Madrid, bir meydanlar şehridir. Bu kente ne zaman gitsem o meydanlardaki kalabalığı izlemeyi çok severim. Kendimi hep bir şenliğin ortasında bulurum. Sokak çalgıcıları, sihirbazlar, mim sanatçıları, dansçılar, âşıklar, berduşlar, turistler… Herkes oradadır. Meydanın etrafını çevreleyen kahve ve barlarda yer bulmak olanaksızdır.
Şimdi, Avrupa kentlerinde olmanın tam zamanı. Eski yıldan yeni yıla miras kalmış ışıl ışıl geceleri kaçırmamanızı öneririm.

YAZI: MEHMET YAŞİN / FOTOĞRAF: TURGUT TARHAN

ATLAS OCAK 2015 / SAYI 262

Paylaş: