Taşeli Platosu: Taş İle Suyun Dansı

Taşeli Platosu: Taş İle Suyun Dansı

Derinlik rekortmeni mağaralar; susuz coğrafyaya tam bir karşıtlık oluşturan şelaleler; kıraç arazide yaşam mücadelesi veren köyler; rüzgârın biçimlendirdiği “antik kent”ler…
Taşeli Platosu batıda Antalya Akseki ile doğuda Mersin Silifke arasında uzanıyor.

Yazı: İbrahim Baştuğ / Fotoğraflar: Turgut Tarhan

Plato, yüksekteki düzlük demek; Taşeli Platosu ise bu tanıma, düzlük içindeki tümsekleri ve oyuklarıyla yeni bir boyut katıyor. Plato karstik yapısıyla, batıda Akseki (Antalya), doğuda ise Mut-Silifke (Mersin) arasında doğu batı doğrultusunda uzanan; taşın bin bir renk ve boyutta serpiştirildiği bir palettir. Öyle ki, gezginler karşılaştıkları karstik yeryüzü şekillerini, antik kent kalıntısı sanmışlardı uzun yıllar önce.

Yarımadaya ve platoya adını veren “taşeli” kavramı, yörenin bu olağan dışı taşlık yapısına dayanıyor. Yöreye ilkçağda, Eski Yunancada “Taşlık Kilikia” ya da “Dağlık Kilikia” anlamına gelen “Kilikia Trakheia” dendiği biliniyor. Şu da var; kimi kaynaklara göreyse Mersin’in yakın zamana kadarki il adı olan İçel’den hareketle ve karşıtı olarak yöreye “Dışel” dendi, zamanla bu, Taşeli’ye dönüştü.

Yarımadanın çatısı, Batı Toroslar ile Orta Toroslar’ı birbirinden ayıran Taşeli Platosu’nun yüksekliği bazı kesimlerde 2 bin metreyi aşmakla birlikte 1500 ila 2 bin metre arasında değişir. Arazinin büyük bölümü, yer yer marnlı, seyrek olarak da kumlu ve çakıllı katmanların bulunduğu, Miyosen bölüme (yaklaşık 26-7 milyon yıl önce) ait kalın deniz kökenli kalkerlerden oluşur. Silifke ile Lamas (Limonlu) Çayı arasında, hemen kıyıdan başlayan bu kalkerler, jeologlara göre daha Mezozoik (İkinci) Zaman (yaklaşık 225-65 milyon yıl önce) ortalarında aşınmış olan Toroslar’ın üstüne Akdeniz tarafından çökeltildi ve daha sonra hemen hemen hiçbir kıvrılmaya uğramadı.

Kollarıyla birlikte platoyu yararak yer yer kanyon biçimli, aşılması oldukça güç derin vadiler oluşturan Göksu Nehri aynı zamanda platonun eksenini de oluşturur. Plato yüzeyi gerçek bir karst müzesi. Süzülen suların oyduğu çeşitli boyutlardaki dolinler (kapalı veya yarı açık çukurluk) ve lapyalar (oluklu taş) başlıca yüzey şekillerini belirler. Platoyu yaran büyük vadi yamaçlarında mağaralara rastlanır.

Taşeli Platosu’nun kalbi sayılabilecek, Mersin’in Anamur ve Antalya’nın Gazipaşa ilçesinin kuzey kesişim bölgesindeki engebeli düzlük, bir kaya denizini andıran görünümüyle bölgenin karstik yapısının en tipik örneklerinden biri. Gündoğumu ve günbatımının uzun gölgeli saatleri, yüzyılların aşınımıyla ortaya çıkan yükseltilere dramatik bir boyut kazandırıyor. Gezginlerin bir zamanlar burayı, büyük bir depremin yerle bir ettiği eski bir uygarlığın hüzünlü kalıntıları sanmasına şaşırmamak gerek. Yaklaşık 2 bin metre rakımdaki bu yüksek düzlüğe Anamur ilçe merkezinden başlayan, orman içinde döne dolaşa ilerleyen ve Teniste köyünden geçen bozuk toprak yolla ulaşılıyor. Etraftaki tek tük yayla evlerinde elektrik yok. Türkiye’nin en derin mağarası Peynirlikönü Düdeni de (1429 metre) bu masalsı coğrafyada yer alıyor. Burada insan etkisi minimum düzeyde; öncelikle doğanın sözü geçiyor.

Bölgenin taşlık coğrafi yapısı nedeniyle insan nüfusu seyrektir. Platoda yaygın bitki örtüsü fundalık olmakla birlikte göknar, sedir, ardıç gibi iğneyapraklı; dişbudak, şimşir ve meşe gibi geniş yapraklı ağaçlar da görülür. Güneye, deniz kıyısına doğru inildikçe arazi önce karaçam, servi; sonra kızılçam gibi iğneyapraklı ağaçlar olmak üzere defne, zeytin, keçiboynuzu, pırnal meşesi ve benzeri maki ve fundalıklar gözlenir.

Eskiden patikalarla aşılan platodan günümüzde Konya’yı Karaman ve Mut üzerinden Silifke’ye bağlayan karayolu geçiyor. Bu ulaşım kolaylığının da katkısıyla platonun ziyaretçi sayısı gün geçtikçe artıyor. Silifke yakınlarındaki Cennet-Cehennem obruklarıyla Narlıkuyu Mağarası ise bu ilgiden aslan payını alan, Taşeli Platosu’nda turizm açısından önem taşıyan başlıca karstik yüzey şekilleri. Her iki obruğa Silifke-Mersin karayolunun 22. kilometresinden ayrılan iki kilometrelik yolla ulaşılıyor.

Taşeli Yarımadası, kıraç ve susuz arazinin zor şartlarına yüzyıllardır direnen, araziye rastgele serpiştirilmiş izlenimi uyandıran küçük köyleri; rüzgârın biçimlendirdiği “antik kent”leri; derinlik rekortmeni mağaraları; susuz coğrafyaya tam bir karşıtlık oluşturan yeraltı derelerinin yüzeye çıktığında oluşturduğu şelaleleri ve serin yaylalarıyla her geçen gün biraz daha ilgi odağı oluyor.

Atlas Aralık 2014 / Sayı: 259

Paylaş: