Anasayfa KeşfetDoğa Coğrafya Suyun Kudreti

Suyun Kudreti

Emre Ergül

Su akıyor ve yolunu buluyor. Menderes masifinin sert kayaçlarını yarıyor, bir oya gibi işliyor. Ortaya bir doğa mucizesi çıkıyor. Uşak’taki Taşyaran Vadisi, çarpıcı görünümü ve oluşum özellikleriyle bir jeoloji laboratuvarını andırıyor.

Yazı: Yıldırım Güngör / Fotoğraf: Turgut Tarhan

Türkiye’nin bir arkeolojik ve doğal mucizeler ülkesi olduğu bilinir de, bazı illerin bu bakımdan yoksul olduğu sanılır. Uşak, bu illerden biri. Birçok doğal ve arkeolojik değeri bünyesinde barındırıyor ama araştırma ve tanıtım eksikliği, hak ettiği ilgiyi görmesine engel oluyor. Bu yazıda Uşak-İzmir yolu üzerinde yer alan bir vadiye, bir mucizeler dehlizine dalacağız. Adını, suyun ustalığından alan bir vadi bu: Taşyaran Vadisi. Su bu vadide kayaları yararak derin bir kanyon oluşturmuş. Minik bir jeoloji laboratuvarı sanki.

İlk kez fotoğraflarını gördüğümde çok özel bir vadiyle karşı karşıya olduğumu anlamıştım ama içine girmenin çok daha farklı olacağını da tahmin ediyordum. Birkaç defa niyetlenmeme rağmen yaz aylarında vadiyi ziyaret etme fırsatı bulamadım; nihayet geçtiğimiz Aralık ayında yola çıktım. Uşak’a vardığımda hava soğuk mu soğuktu. Otobüsten iner inmez ayazın acımasız tokadını suratımda hissetmiştim. Çok iyi giyinmediğim için iliklerime kadar hissetmiştim soğuğu. Bugün yarın derken ayaz bir günde çalmıştım Uşak’ın kapısını. Ege ama biraz İç Ege olduğu için Kütahya’nın, Eskişehir’in soğuğundan bir farkı yok. Güneş hep parlıyor ama sert bir ayaz da var.

Terminalin kafeteryasına girerek bir çay söyledim. Birazdan Olta Balıkçılığı Federasyonu Başkanı İsmail Atalay ile buluşup o ilginç vadide küçük çaplı bir keşif etkinliği yapacağız. Daha önce telefonla görüşmüştüm ve bana vadinin fotoğraflarını göndermişti. Çayımı yudumlarken içeri giriyor. İsmail Bey oldukça aktif biri. Birçok uğraşısı var. Bunlardan biri de kent konseyi yürütme kurulu üyeliği. Biz içeride güzel bir kahvaltı yaparken önce Uşak Kent Konseyi Başkanı Zafer Aydın, ardından da Anadolu Ajansı Uşak muhabiri Soner Kılınç geliyor. Ekip tamam. Doğa sevgimizden olsa gerek beş dakikada sıkı fıkı oluyoruz. Bir an bir gariplik hissediyorum. Herkeste fotoğraf makinesi var ama bende yok. Turgut daha önce gelip çektiği için ben sadece vadinin özelliklerini görmeye gelmiştim.

Araca binerek Kula yönüne doğru yola çıkıyoruz. Daha ilk adımda yol yarmalarında jeolojik güzellikleri görmeye başlıyorum. Faylar ilk dikkatimi çekenler. Bu bölge küçük ölçekli jeolojik mucizelerle kuşatılmış adeta. Hedefimiz Yenişehir köyü yakınlarındaki Taşyaran Vadisi. İsmail Bey vadinin girişinden itibaren yükselerek yukarı çıkıp, vadiye arkadan ineceğimizi söylemişti. Çok değil ama yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşümüz vardı. Yola çıktıktan 45 kilometre sonra tarihi bir köprüye vardık. İsmail Bey tarihi köprüyü göstererek “Turgut Tarhan bu köprüde gece vakti beni tam 50 kez götürüp getirdi. Koşturup durdum» dedi gülerek. Vadinin girişi tarihi köprünün biraz ilerisinde.

Araçla biraz daha giderek bir derenin kenarında durduk. İsmail Bey buradan itibaren yürüyeceğimizi söyledi. Derenin kenarında yürümeye başladık. Kısa bir süre sonra derenin suyunun buza dönüşmeye başladığını fark ettik. İsmail Atalay donmanın yoğun olduğu yerde buzun üzerine çıkarak test etti. Buz turmuş derenin kenarında durmuş bir karar vermeye çalışıyorduk. Ya buzdan yürüyerek yolu epey kısaltacak ya da solumuzdaki küçük tepeyi aşarak vadiye arkadan girecektik. İsmail Atalay ani bir karar vererek buzun üzerinde yürümeye başladı.

“Ben gidiyorum gelin bir şey olmaz.”
“Dikkat et. Buz her an kırılabilir.”
“Hayır çok sağlam, gelin.”

Hayal Dehlizi Taşyaran Vadisi’nin çıkışındaki göletten itibaren duvarların birbirine yaklaşıp iyice daraldığı noktaya kadar botla ilerlemek mümkün. Atlas’tan Turgut Tarhan ve İsmail Atalay ile Ahmet Gündüz küçük bir botla kanyona girdiklerinde hava ayaz, su ise donma noktasına yakındı. Kuytuda kalan kayaların üzerindeki yosunlar kırağı kaplıydı. Akarsuyun binlerce yılda şekillendirdiği girintili çıkıntılı, dantelsi oluşumlar heykeltıraşlara; kayalarda beyazdan turuncu ve kızıla uzanan uyumlu renk paleti ise ressamlara ilham verecek güzellikteydi. Bu peyzajı suyun türkuvaz dinginliği, gökyüzünün çivit mavisi tamamlıyordu.

Hayal Dehlizi
Taşyaran Vadisi’nin çıkışındaki göletten itibaren duvarların birbirine yaklaşıp iyice daraldığı noktaya kadar botla ilerlemek mümkün. Atlas’tan Turgut Tarhan ve İsmail Atalay ile Ahmet Gündüz küçük bir botla kanyona girdiklerinde hava ayaz, su ise donma noktasına yakındı. Kuytuda kalan kayaların üzerindeki yosunlar kırağı kaplıydı. Akarsuyun binlerce yılda şekillendirdiği girintili çıkıntılı, dantelsi oluşumlar heykeltıraşlara; kayalarda beyazdan turuncu ve kızıla uzanan uyumlu renk paleti ise ressamlara ilham verecek güzellikteydi. Bu peyzajı suyun türkuvaz dinginliği, gökyüzünün çivit mavisi tamamlıyordu.

Buz epey sağlam gözüküyordu. İlerlemeye başladı. Geri dönerek “Buradan gidersek çok kestirme olur, tepeden dolaşmaya gerek kalmaz” dedi. Üçümüz “ha kırıldı ha kırılacak” diye bekliyoruz. Ama kırılmadı. Arkasından da ben girdim buza. Yaklaşık 15 santimetre kalınlığında bir buz tabakası vardı ayaklarımın altımda. Hamam Çayı’nın bu aşağı kesimlerinde suyun hızı bu noktada azaldığı için küçük bir gölet oluşmuş. Bu nedenle sakinleşen su geceleri yavaş yavaş donarak kalın bir buz tabakası oluşturmuş. Arkamızdan diğerleri de geldi ve dördümüz buzun üzerinde yürümeye, kaymaya başladık. Kısa bir süre sonra bu iş bir eğlence haline dönüşmeye başladı. Çocuklar gibi bir uçtan bir uca paten yapar gibi kayıyordum. Vadi bize olağanüstü aşınım şekillerini göstermeden önce küçük bir sürpriz yapmıştı. Buz o kadar berraktı ki bir an suyun üzerinde yürüdüğümü düşündüm. Buzun altına dikkatle bakınca yüzlerce balığın keyifle yüzdüğünü gördük. Onlar için suyun buz tutmasının bir sakıncası yoktu. Gerekli oksijeni kenarlardan alıyorlardı zaten. Bu kez balıkları izlemeye başladık. Balıklar kafalarını buza dayamış bize bakıyorlardı.
Buzun üzerinde yaklaşık yarım saat kadar bir süre daha geçirdikten sonra kayalara çıkarak vadinin olağanüstü sanat yapılarını izlemeye başladık. Hamam Çayı üzerinde bulunan vadinin, yaklaşık 100 metre uzunluğa ve yer yer de 50 metre derinliğe sahip bu kesimi, yeryuvarının sanatçı kişiliğinin en sert taşta bile nasıl dile geldiğinin, en güzel eserlerini nasıl da özenle hazırladığının en güzel kanıtı.

Özellikle 100 metrelik derin yarılmış kısım oldukça dar. Biraz ileride vadi yayvanlaşıyor ve normal bir vadiye dönüşüyor. Bir kırık hattı boyunca yükselen bu kesimde su elinden geleni yapmış ve bir doğa harikası çıkarmış ortaya. Her bir harekette yükselme ve bu yükselme sonucunda da suyun aşındırma ve şekillendirmesi devam ediyor. İşin ilginç yanı bu aşınmanın Menderes masifinin Alt Paleozoyik yaşlı gnaysları üzerinde gelişmiş olması. Suyun bu denli sert kayaçları aşındırması zor aslında ama aşınmanın asıl nedeni su değil, suyun taşıdığı malzemeler yani çakıllar. Bu alandaki dev kazanlarının birçoğunun içi suyun getirdiği çakıllarla dolu. Suyun güçlü aktığı dönemlerde çakıltaşları bu çukurlukların veya çatlak sistemlerinin içine girerek adeta bir değirmen gibi öğütüyor. Zamanla da böyle olağanüstü şekiller çıkıyor ortaya. Su ve çakıllar el ele vererek adeta sanatçı titizliğinde şekillendirmişler gnaysları. Vadide suyun oluşturduğu birçok dev kazanı bulunuyor. Zaman içinde ortaya olağanüstü dokular çıkmaya başlamış. Bu küçük kanyon adeta bir jeoloji laboratuvarı. Su tektonik olarak açılmış olan vadinin çatlak sistemleri içine girerek binlerce yılda değme sanatçıya taş çıkararak eserler meydan getirmiş. Özellikle vadinin en dar yerindeki kayaların birbirleriyle konuşur gibi durmaları oldukça ilginç. Suyun kayalarda yaptığı şekiller ve oluşan dokulara gnaystaki pembe ortoklaz mineralinin renk katkısı ise olayın boyutunu daha da ilginç kılıyor.

Kafamı aşınma şekillerinden kaldırıp kanyonun duvarlarına bakınca vadinin bu kesiminin neden bu denli yükseldiğinin tektonik izlerini görebiliyorum. Vadi tabanının düzleşmeye başladığı bir noktadan itibaren aşınma birden kesiliyor. Dar kanyon yerini birden yayvan bir vadi tabanına bırakıyor. Ekibi bırakarak vadi boyunca yürümeye devam ediyorum. Bu kayaçların burada bulunması bile ayrı bir mucize aslında. Yeryuvarının kilometrelerce derinliğinde granit olarak oluşan bu kayaçlar zaman içinde meydana gelen büyük tektonik hareketler ve aşınmalar sonucunda yüzeye kadar çıkmayı başarmışlar. Bir de metamorfizma geçirerek gnaysa dönüşmüşler. Geldiğim yöne dönerek vadiye daha geniş bir açıyla bakıyorum. Her bir yükselmede vadi geriye doğru aşınarak tabanını derine doğru kazımaya devam edecek. Jeolojik zaman içinde burada birkaç kilometre uzunluğunda büyük ve derin bir kanyon oluşacak. Biz görebilir miyiz? Hiç sanmıyorum. İnsan ırkı böyle devam ederse nesli hızla tükenen bir canlı olarak yeryuvarı sahnesindeki yerini alacak. Bu gnayslar ise en güzel şekillerini oluşturmaya devam edecekler.

Yaklaşık bir saat oyalandıktan sonra aynı yoldan yani buzdan geri dönüyoruz. Güneş iyice etkisini göstermeye başladığı için biraz daha kaygılıyız. Bu kaygımız buza girer girmez yok oluyor. Buzun altındaki balık sayısı birkaç kat artmış. Doğa, güneşle birlikte uyanmış, en keyifli saatlerini yaşıyor. Çok değil yarım saat sonra güneş bu derin vadiyi terk edecek. Buzun altındaki canlılar bu kısa anın keyfini çıkarıyorlar. Ben çocuk gibi eğleniyorum. Yaklaşık yarım saatlik bir eğlenceden sonra bu muhteşem vadiyi geride bırakıyoruz. Uşak’a doğru ilerlerken Uşaklıların, dünyanın en uzun ikinci kanyonu dedikleri Ulubey Kanyonu’nun keşif planlarını yapmaya başlamıştım bile.

ATLAS ŞUBAT 2014/SAYI:251

Foto Galeri

Benzer Yazılarımız

Yorum Yap