Hakemi Use / Diyarbakır: Çiftçilerin Mührü

Hakemi Use / Diyarbakır: Çiftçilerin Mührü

Hassuna ve Samarra kültürleri, Yukarı Mezopotamya’da ilk çiftçi köy yaşantısını anlatır. Hakemi Use bu kültürün Yakındoğu’da kazılarla tespit edilmiş en kuzey temsilcisidir.

Yazı: Halil Tekin / Fotoğraflar: Hakemi Use Kazı Arşivi

Assur başkentlerinde gün ışığına çıkarılan yazılı belgelere de yansıdığı gibi Yukarı Dicle Vadisi imparatorluk için hayati önem taşıyordu. Burada çok sayıda küçük köy veya mezra, imparatorluğun ihtiyaç duyduğu tarımsal etkinliği gerçekleştirmekte; eyalet merkezi Tushan bu organizasyonda önemli rol oynamaktaydı. Diyarbakır, Bismil ilçesindeki Hakemi Use de (Yusuf’un Höyüğü), Assur İmparatorluk Dönemi’nde Tushan’a bağlı küçük bir köy yerleşimiydi. Mezarlarındaki zengin ve kaliteli buluntulardan da anlaşılacağı gibi burada yaşayanlar Tushan’a yakın bir köy olarak görevlerini başarıyla gerçekleştiriyor, kapların başkenttekiler kadar kaliteli olması, başarının ödüllendirildiğini de açıkça gösteriyordu.

Hakemi Use’de saray kaplarının, Yukarı Dicle Vadisi’nde İlk Demir Çağı’nın başlarından beri bilinen yivli çanak çömlek ile birlikte bulunması, uzun süredir tartışılan bir başka konuyu daha gündeme getirdi. Assur İmparatoru II. Assur-nasir-apli (II. Assurnasirpal) tarafından yazdırılan ve bugün Londra’da British Museum’da korunan ünlü Kerkh Steli bu konuda ipuçları içerir. Stelde kralın buraya gelmesinden, yani İÖ 878’den önce yüz seksen yıl boyunca yörede kıtlık yaşandığını ve halkın terk ettiğini, kendisinin bölgeyi imar ederek eski sakinlerini geri getirttiği anlatılmaktadır.

Bu durumda her iki kap türünün birlikte bulunmasını da açıklamak kolaylaşıyor. El yapımı yivli kaplar, kıtlık nedeniyle yaşadıkları yerleri terk ederek dağlık alanlara çekilen ve olasılıkla göçebe hayat süren insanlar tarafından Yukarı Fırat’tan Urmiye Gölü’ne kadar geniş bir alanda kullanılıyordu; bu kaplar, bölge imparatorluk etkisine girdiğinde Assur saray kapları ile birlikte kullanılmış olmalıydı. Nitekim yivli kaplar Yukarı Dicle Vadisi’nde Assur İmparatorluğu’nun son dönemine kadar kullanıldı.

2

Bismil Ovası geçmişte olduğu gibi günümüzde de her türlü tarımsal etkinliğe imkân veren oldukça bereketli bir araziye sahip. Hakemi Use bu bereketli ovada, Dicle’nin güney kıyısında yer alıyor.

İlk Demir Çağı tabakasının hemen altında yer alan, yaklaşık dört metrelik Son Neolitik Çağ dolgusu, Hakemi Use’nin esas yerleşim evresini oluşturur. Beş yapı katı içeren bu dönemin mimarisinde bir devamlılık görülür.

Yapılar taş temelsiz, kerpiç duvarlara sahip ve dörtgen planlıdır. Kalıntılar arasında iki de yuvarlak planlı yapı vardır. Açığa çıkarılan duvarların büyük bir bölümü, hücre planlı olan zemin katlara aittir. Bu seviyede kapı geçidi bulunmaması, yaşam alanlarının üst katta olduğu görüşünü desteklerken, depolara basamaklarla ulaşılmaktadır. Genellikle doğu-batı ya da kuzey-güney yönünde uzanan yapılar birkaç odadan oluşur ve bazı yapıların içlerinde duvara yaslanmış ocaklar vardır. Aralarında boşluklar bırakılan yapılar düzensiz bir yerleşim görünümü sunar ve boş alanlarda çok sayıda ocak ve etraflarındaki yoğun kül içinde tahıl kalıntıları dikkat çeker.

Ölüler yapı tabanlarının altına ya da yapıların çevresine gömülmektedir. Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal kadınlara ait iskeletlerde ön dişlerin çok aşınmasına dikkat çekerken, sepet yapımında, ip eğirmede veya deri işçiliğinde dişlerin üçüncü bir el olarak kullanıldığını önerir. Kafataslarında ayırt edilen belirgin deformasyonlar ise halen Anadolu’da sürdürülen bir geleneğe, bebekken başların bir bez ile bağlanarak yassılaştırıldığına işaret eder.

Basit toprak mezarların içinde az sayıda süs eşyası vardır. İskeletlerin boyun ve bilek bölgelerinde kireçtaşı, akik ve turkuaz boncuk dizileri bulunurken, boncuklar arasında Akdeniz ya da Kızıldeniz kökenli dentaliuma rastlanması, bölgelerarası ilişkileri yansıtır.

Erkek mezarları, mezar hediyesi bakımından daha fakirdir. Daha zengin olan kadın mezarlarında çoğunluğu boyasız ve özensiz yapılmış kaplara da rastlanır. Boyunlu veya boyunsuz çömlekler, derin veya sığ çanaklar, ayaklı kâselerin yanı sıra özellikle bebek mezarlarında mama kabı niteliğinde küçük kadehler bulunmaktadır.

Ev tabanlarının üzerinde ya da diğer alanlarda ortaya çıkarılan küçük buluntular arasında çakmaktaşı ve obsidyenden yapılan aletler önemli bir yer tutar. Aletlerin neredeyse tümü tarımda kullanılmaya uygundur, av aletleri ise yok denecek kadar azdır. Bazalttan öğütme taşları, beslenme ekonomisini yansıtan diğer buluntular arasındadır. Küçük buluntular arasında kil kapamalar sayesinde pişmiş toprak kaplar, sepet ya da çuvallar büzülerek bir iple bağlandıktan sonra kil bir topakla mühürlenmekte; böylelikle bu işlemi yapanın iradesi dışında açılıp açılmadığı kontrol edilmektedir. Yakındoğu’da Neolitik Çağ’ın ilk evrelerinden beri bilinen bu sistemle oluşturulan kontrol mekanizmasının yerini, binlerce yıl sonra yazı alacaktır. Hakemi Use’de, özellikle siloların etrafında çok sayıda kapamanın bulunması adeta alındı makbuzu olarak kapalı kaplar açıldıktan sonra bir kenarda ya da bir deri kese içinde biriktirildiklerini düşündürür. Bazılarının üzerinde damga mühür baskısı vardır. Hakemi Use’de mühür kullanımı çok yaygın olmamakla birlikte, çoğu taştan yapılmış örneklerdir. Üzerinde iki adet dört ayaklı hayvan baskısı bulunan pişmiş toprak mühür, figüratif baskılı tek örneği oluştururken diğerlerinin baskı yüzeyinde geometrik desenler görülür.
Küçük buluntular arasında kilden ve çeşitli taşlardan yapılmış geometrik nesnelerin özel bir yeri vardır. Sayaç ya da marka diyebileceğimiz bu nesneler adeta yazının kullanılmadığı dönemlerde onun yerini tutuyordu.

Son Neolitik Dönem’e ait tabakalarda gün ışığına çıkarılan yapılar benzer mimari özellikler gösterir.

Son Neolitik Dönem’e ait tabakalarda gün ışığına çıkarılan yapılar benzer mimari özellikler gösterir.

Olasılıkla hesap yapmada hafıza taşları görevini üstlenen bu nesneler, ortak kullanım alanı olan siloların yakınlarında bulundu. Çoğunlukla küre ya da yassı daire şeklinde olan bu nesnelerin yanı sıra “tıkaç” adı verilen iri çivi görünümünde buluntulara da rastlanmaktadır.

Hakemi Use’nin Son Neolitik Dönem çanak çömleği ise dört ana gruptan; kaba, nitelikli turuncu yüzeylere sahip, nitelikli ve koyu yüzlü açkılı kaplardan oluşur. Bunlar arasında turuncu nitelikli kaplar, Mezopotamya’nın Arkaik Hassuna Dönemi kaplarıyla aynı özelliklere sahiptir. Nitelikli kaplar olarak isimlendirilen grup içinde literatürde Standart Hassuna ve Samarra kaplarıyla aynı özelliklere sahip kap parçaları bulunmaktadır. Daha çok Kuzey Suriye ve Çukurova’da yaygın olan ve arkeoloji yazınında koyu yüzlü açkılı kaplar olarak geçen kapların Yukarı Dicle Vadisi’nde tespit edilmiş olması, bölgelerarası güçlü ilişkinin bir diğer kanıtıdır.

Kazılarda ortaya çıkarılan çok sayıdaki hayvan kemiğinden domuz, sığır, koyun ve keçinin evcilleştirilmiş olduğu; ayrıca ceylan ve yaban domuzu gibi az sayıda yaban hayvanının tüketildiği anlaşılmaktadır.
Hakemi Use kazıları yerel özellikleri ağırlıklı olsa da başka bölgelerle iletişim içinde, çiftçi bir topluluğun İÖ 6100’lü yıllardan itibaren buraya yerleştiğini ve yerleşmenin olasılıkla şiddetli bir kuraklık sonucu İÖ 5950’lerde terk edildiğini gösteriyor. Assur İmparatorluk Dönemi’ne kadar iskân edilmeyen yerleşim alanı, imparatorluğun Yukarı Dicle Vadisi’nde etkisi azalınca bir daha yerleşilmemek üzere terk edilir. Yakın çevredeki bir sonraki yerleşim, sadece 200 metre kadar uzaktaki Ortaçağ köyü (Hakemi Use II) olacaktır.

Hakemi Use ve Karavelyan kazıları tarihöncesi dönemde Yukarı Dicle Vadisi hakkında yeni veriler sunarken, özellikle Son Neolitik Çağ hakkındaki bilgilerin sadece Irak ve Suriye’deki kazılara dayanılarak yorumlanmasının sakıncalarını da ortaya koydu. Bilgi eksikliği bu ülkelerde çalışan arkeologların bölgeyi göz ardı etmelerine neden olmaktaydı. Kazılar, Son Neolitik Dönem’de Hassuna/Samarra ve Erken Halaf kültürlerinin Yukarı Dicle Vadisi’ndeki varlığını ispat etmekle kalmadı, bu kültürlerin sınırının önerilenden daha kuzeyde olduğunu kanıtladı. Diğer taraftan uzak bölgelere ait egzotik malzemelere rastlanması, oldukça geniş bir coğrafyaya yayılan bir iletişimin varlığını ispatladı.

Ilısu Projesi kapsamında yürütülen kazılar, Mezopotamya uygarlığının oluşumunda Yukarı Dicle Vadisi’nin konumunu daha da netleştirdi. Büyük Sümer uygarlığı ve ardından ilk devlet sistemini kuran Akkad ve Assur’un aslında büyük mirasın üzerine konduğu, bunların öncellerinin kuzeyde aranması gerektiği daha da aşikâr hale geldi. Yakındoğu arkeolojinin efsanevi öncülerinden Amerikalı R. James Braidwood ve İngiliz James Mellaart aslında bunu çok önceleri, 1970’lerde, yani Ilısu kazıları başlamadan yaklaşık 30 yıl kadar önce dile getirmişlerdi. Yürütülmekte olan çalışmalar bu öngörülerin ne kadar isabetli olduğunu kanıtladı.

Doç. Dr. Halil Tekin, Hacettepe Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü

Arkeoatlas 2013

Paylaş: