Türkiye Ermenileri: Hüzünlü Tebbessüm

Türkiye Ermenileri: Hüzünlü Tebbessüm

Kimine göre “gâvurdurlar”, kimine göre “fılla”. Müzikte, yazında, mimaride ustaca işler yapıyorlar; taşta, bakırda, gümüşte de… 1915’teki tehcir ve göçlerle sayıları hızla azaldı. Hangisine sorsanız, “Biz burada çok az kaldık” der, “İnsanın bir yerde çokken azalması gideninin çok olmasıdır.” Bugün bilinen nüfusları 60 bin dolayında; 43 kiliseleri, 18 okul ve iki hastaneleri var. Türkiye’de yaşayan Ermeniler Atlas’a kapılarını ve anılarını açtılar.

Yazı: Tevfik Taş

Bir ilkyaz gecesinin sabaha doğru kulaç attığı saatlerde, beni Van’ın Gevaş kıyısından alıp Ahtamar Adası’na götüren teknenin kaptanı Haybo lakaplı Osman Türkoğlu, Urartuların “Yukarı Deniz” dediği Van Gölü’nün bir yerinde motoru susturdu ve “dinle” dedi; “dinle keko (ağabeyim, dostum) bu ses, bu rüzgâr, dağların diliyle suyun dilidir. Bu sesler kurban olduğum Allah’ın dilidir.” O sesler benim içime de yer edebilsin diye, sustu. Nice sonra, çekine çekine elini dizime koyup şöyle dedi: “Birati (kardeşlik) ben buradan köyüme, evime gittiğimde karıma, oğluma, kızıma, koyunuma söylediğim kelimeler, bana söylenen kelam fazla geliyor. Daralıyorum.”

Sonra usul usul konuşmaya başladık. “Sana neden Haybo diyorlar?” Osman Türkoğlu muzipliğini benden gizlercesine gülümsedi. “Sen, ‘haydan gelen huya gider’ sözünün manasını bilir misin?” Emeksiz gelen kazanç kolay harcanır filan dedim. “Dediklerinin hepsi bir anlamda doğru.“ Biraz sıkıntıyla: “Öteki anlamı?” dedim. “Hay, Ermenidir, Huy da Rumdur” deyiverdi. Sadece Van Denizi’nde değil, bende de şafak attı. Kürtçe konuşan bir Ermeni duruyordu yanımda.

Tan vaktinin ışık telleriyle Ahtamar Adası’nda Ermenilerin bu dünyaya armağan ettiği o olağanüstü mimarinin ince kırmızısı iç içe hem yeniden doğuyor, hem eriyordu.

Fotoğraf: Ahtamar Adası’ndaki Surp Haç Kilisesi, adayla özdeşleştiği için, yaygın olarak “Ahtamar Kilisesi” olarak anılıyor. Kilisenin kızıl andezit taşından inşa edilmiş duvarlarını, alçak rölyef şeklinde işlenmiş zengin bitki ve hayvan motifleriyle ve İncil’den alınma sahneler süslüyor. 1895 ve 1915 yıllarında yaşanan olaylardan sonra tamamen terk edilen kilise, 2010 yılında bir kereliğine de olsa ibadete açıldı. (Erhan Arık)

Yazının devamını Atlas’ın Nisan 2015 sayısında ya da iPad, iPhone, Android Nisan 2015 uygulamalarında okuyabilirsiniz.

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.doganburda.atlasandroid&hl=tr

https://appsto.re/tr/o68l1.i

Atlas Nisan 2015 / Sayı 265

Paylaş: