Editör; Oldu Bitti Vapurları

Editör; Oldu Bitti Vapurları

“Martılara simit mi atmak istiyordunuz, buyrun güverteye” diyor sanki alaycı bir ses. 2006 senesinde vapurların yenilenmesi gündeme geldiğinde İstanbullular deniz otobüsü tarzındaki kapalı kutu modellere karşı çıkmıştı. Yeni modellerin halk oylamasına sunulması kent sakinlerini de mutlu eden bir uzlaşı örneği olmuştu.

“Hayal Vapurları”nı 2005 senesinde Atlas’a fotoğraflarken 2005 senesinde İstanbullular için ne ifade ettiklerini daha iyi anlamıştım. “Martılara simit atmak” yaşadığımız metropolün stresinden yarım saatliğine de olsa kurtulmayı ifade ediyordu. Boğazın havasını solurken, gün batımında Süleymaniye’yi izlemek, kışın dahi soğuğa rağmen avcumuzu ısıttığımız çay bardağıyla arka güvertede direnmek demekti.

Uzlaşı buraya kadarmış! Oldu bittiye getirilen daha da yeni “vapurlarımız” iskelelerimizde boy göstermeye başladı. Parklardan alışveriş merkezlerine, hanlardan plazalara ne zaman girdiğimizi kavrayamadan şimdi de yüzen plazalarda bulduk kendimizi. Şikâyet edenlerimizi simit atmaya davet ettikleri “açık alan”,  bizi plazanın nimetlerine ikna edecek şekilde tasarlanmış: Yazın güneşe, kışın yağmura razı olacaksınız, çünkü gölgeliksiz, tentesiz tasarlanmış muhtemelen yegâne yolcu gemisindesiniz.

Kısacası, “gelişmişliğin göstergesi” klimanın havasını artık İstanbul Boğazı’nda da soluyoruz. Manzarası yerine ise salonun dört bir tarafına serpiştirilmiş ekranlara dalıyoruz. İnatla seyretmeyenlerimiz ise yayındaki sinirli sese maruz kalmaktan kurtulamıyor. O ses bağırıyor: Gelişmemizi istemiyorlar! 

Evet, yaylaları birbirine bağlayacak, Karadeniz ormanlarının tahribata uğramasına sebep olacak “Yeşil Yol”u; İstanbul’un hâlâ geniş sayılabilecek Kuzey Ormanları’na mal olacak üçüncü havalimanı, üçüncü köprü ve otoyolu; vadilerde akan su bırakmayan HES’leri; kitabına uydurularak yapılan onlarca termik santrali, yapımı planlanan nükleer santrali; Anadolu’nun çok çeşitli kültürlerinden kalan tarihi eserler yok edilirken, en büyük kentinin tam göbeğindeki yegâne parkın “tarihi koruma” adı altında yok edilmesini istemiyoruz!

Sinan Çakmak

Fotoğraf: Boğaziçi İstanbul / Sinan Çakmak

Atlas Ağustos 2015 / Sayı 269

Paylaş: