Anasayfa Dergide Bu Ay Haydarpaşa Garı; Kentin Taş Belleği

Haydarpaşa Garı; Kentin Taş Belleği

Emre Ergül

Asya’ya Avrupa’yı bağlayan, taşrayla büyük kenti buluşturan bir kavuşma noktasıydı Haydarpaşa Garı. Görkemli mimarisiyle hem İstanbul’da yaşayanların, hem de kente ilk defa adım basanların zihnine nakşoldu. Ta ki 105 yıl sonra yolcularından koparılana dek. Bir belirsizliğin kıyısında terk edilen gar, yeniden çekim merkezi olacağı günleri özlüyor.

Yazı: Alkım Doğan / Fotoğraflar: Adnan Onur Acar

Güneş, 1908 yılından beri Haydarpaşa Garı’nın mermer merdivenlerini aydınlatıyor; tıpkı Nazım’ın şiirindeki gibi: “Haydarpaşa garında / 1941 baharında / merdivenlerin üstünde güneş, yorgunluk ve telaş”…

Bir zamanlar Gurbet Kuşları’nı ağırlayan, memleketten insan manzaralarına sahne olan o basamaklarda yorgunluk ve telaşın yerine bir ıssızlık hâkim şimdi. Gar binası, bütün görkemiyle merdivenlerin gerisinde yükseliyor, çatısız haliyle. İçeri giriyorum. Etrafta eski alışkanlıklarını sürdüren birkaç kedi var sadece. Bilet gişesi kapalı, bekleme salonu ofise dönüştürülmüş. Art arda dizili vagonlar metruk, peronların önündeki saat bozuk. Ön cephedeki yangında duran akreple yelkovan gibi belirli bir zamanda kalmış. Vitraylardan süzülen güneşin düşürdüğü gölgelerin içinde bir gelin beliriyor. Bir zamanlar yolcuların koşuşturduğu gar binası, düğün fotoğrafları için ıssız bir dekor sunuyor şimdi.

Ofis katlarına çıkıyorum. Çalışma hayatı burada devam ediyor. Duvarları, kara trenlerin resmedildiği demiryollarıyla ilgili tablolar süslüyor. Çay ocağından, iç avluyu gören, binanın biraz küskün, yağmurlarla kararmış cephesine bakıyorum.

Berberle birlikte garın işlemeye devam eden yerlerinden biri olan lokantasına uğruyorum. Yüksek pencereleri, çini panoları, eski ustaların duvarlara asılmış fotoğraflarıyla tam bir gar lokantası. 1980’den beri orada çalışan Recep Gül, bir zamanlar yolculuk öncesi soluklanan yolcuları artık hiç görmediklerini söylüyor. “İsimlerini bile unuttuk, iskele de bakımda olduğundan bir yıldır ne vapur, ne motor uğruyor” diyor.

Garın Belirsiz Geleceği
Haydarpaşa’nın yalnızlaşması 2012’de ana hat tren seferlerine, Haziran 2013’te de Marmaray çalışmaları gerekçesiyle banliyö trenlerine veda edilmesiyle başlıyor. Deniz altından geçecek bir tünelle iki yakanın birbirine bağlanması ve yeni bir sistemle kesintisiz bir demiryolu ağı oluşturulması planlanıyor. Bu aslında, Haydarpaşa’yı ulaşımın başlangıç ve son noktası olmaktan çıkaran bir kurgu. Bu kapsamda istasyonların yarı yarıya azalmasından söz ediliyor. Ulaştırma Bakanlığı tarafından sürdürülen Marmaray Projesi’nde kullanım dışı bırakılan tarihi istasyon binaları ve çevrelerinin kullanıma dair detaylı bir bilgi yok.

Bünyesinde Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi ve Birleşik Taşımacılık Sendikası’nın da bulunduğu Haydarpaşa Dayanışması, 2004’ten itibaren bu konuda amansız bir kent mücadelesi sürdürüyor. Dayanışmanın önde gelen isimlerinden Tugay Kartal, TCDD’de uzun yıllar hareket memurluğu yapmış, şu anda ofiste baş raportör olarak çalışıyor. “Haydarpaşa’nın kıymetini onu kaybedebileceğimizi fark edince anladık” diyor. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kadıköy Şubesi Başkanı Saltuk Yüceer de Haydarpaşa Garı’yla ilgili düzenlemelerin önlem alınmadan, şeffaflık olmadan ve plansız yapıldığı kanısında.

Haydarpaşa Dayanışması’nın en önemli kazanımlarından biri, 2006’da çıkan 85 no’lu karar. Bu karara göre İstanbul 5 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu; bir milyon metrekarelik bir alanı kapsayan Haydarpaşa Garı çevresini “Tarihi ve Kentsel Sit Alanı” ilan etti.

Yüceer, “şu anda Haydarpaşa gar binası dıştan ve çatı olarak, yangın sonrası tadilat anlamında aslına uygun olarak restore edilecek. Korozyona uğramış dış cephe onarılacak ve restorasyon projesine uygun hale getirilecek” diyor. “Yine de bir hat, hızlı tren, Haydarpaşa’nın kurtulacağı anlamına gelmiyor” diye ekliyor. Bir yıl önce dışarıdan bir şeffaf asansörün, peron tarafında uzay kafesli bir sundurmanın yer aldığı restorasyon projesi, asansörün yerinin değiştirilip sundurmanın kaldırılmasından sonra Kadıköy Belediyesi’nden onay alıyor.

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nden Mücella Yapıcı, Haydarpaşa’dan çok daha küçük garların Avrupa’da ne kadar ihtimam gördüğünü, kent içindeki işlevlerine nasıl devam ettiğini, gerekiyorsa modern eklemelerin eski binaya ne kadar saygılı bir biçimde yapıldığını anlatıyor. “Özlediğiniz, eski diye çöpe attığınız trenlerin bile dolaşımda olduğunu gördüğünüzde içiniz acıyor. Her şeyin tüketim ekonomisinin emrine sokulması çok üzücü” diyor. TCDD Hukuk Müşavirliği’nden emekli Ayşen Dönmez burasının hem endüstriyel, hem de kültürel bir miras olduğunu vurguluyor. Bir zamanlar üç bin kişinin çalıştığı Türkiye’nin en büyük konteynır limanının demiryolu bağlantısından mahrum bırakılmasına dikkat çekiyor.

Fotoğraf: Haydarpaşa Garı, 1908’den bu yana İstanbul’un en önemli sembollerinden. Fakat 2010 yılında çıkan bir yangın 108 yaşındaki yapının çatısını yuttu. Tren seferlerinin durduğu 2013 yılından bu yana da gar binası yalnızlığa ve sessizliğe mahkûm edilmiş durumda.

Devamı Atlas’ın Mart 2016 / 276. sayısında

Atlas’ı tablet ve telefonlarınızdan da okuyabilirsiniz: App Store  Google Play

 

Benzer Yazılarımız

Yorum Yap