Doğal Yaşam; Okyanus Alarmı

Doğal Yaşam; Okyanus Alarmı

Son 40 yılda okyanuslardaki omurgalı canlı varlığı yarı yarıya yok olmuş durumda. Üstelik bu olumsuz tablo, karada da pek farklı değil.

Yazi: Ferdi Akarsu* / Fotoğraf: Hakan Öge – Patagonya

Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF International) bu yıl açıkladığı Yaşayan Mavi Gezegen Raporu’nda, 1970 ila 2012’de okyanuslardaki omurgalı canlı popülasyonunun yüzde 49 azaldığı ve bu azalışın bazı balık türlerinde yüzde 75’e kadar ulaştığı açıklandı. Karasal omurgalılarda ise bu azalış 3 bin 38 canlı türünün popülasyon trendlerine bakıldığında yüzde 52. Bu iki sonuç bize son 40 yılda omurgalı canlı varlığımızı hem karada hem de sucul ortamlarda yarı yarıya yok ettiğimizi gösteriyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) son değerlendirmesine göre, gelişmekte olan ülkelerde 500 milyonu aşkın insanın geçim kaynağı balıkçılık. Balıkçılık sezonu her sonbahar açıldığında veya kıyıdan sportif amaçla avlanan balıkçılarla yapılan her konuşmada hep, “nerede o eski balıklar, bereketli günler” dediklerine şahit olmuşuzdur. Aslında bugün geldiğimiz nokta sadece bir biyolojik çeşitlilik yitimi değil, gezegendeki yaşamı bütünüyle doğrudan etkileyen bir tablo.

Akdeniz ve Karadeniz’e gelirsek, 2010 yılında Akdeniz’deki canlı çeşitliliğini ortaya koymaya yönelik gerçekleştirilen bir bilimsel çalışma, yaklaşık 17 bin farklı denizel canlının varlığını ortaya çıkardı. Üstelik bu rakama hâlâ keşfedilmeyi bekleyen canlılar ve taksonomik olarak listelenmesi tam olarak tamamlanmamış bakteri gibi mikroskobik yaşam biçimleri dahil değil. Bu denli zengin bir yaşam kaynağı olmalarına rağmen ne yazık ki Akdeniz ve Karadeniz de okyanuslarla aynı kaderi paylaşıyor. Uluslararası Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) hazırladığı ve nesli tükenmekte olan canlılara yönelik tehdit seviyelerini belirten Kırmızı Liste’ye göre, Akdeniz foku ve Caretta caretta ya da yeşil deniz kaplumbağası gibi hayvanların da içinde olduğu 49 denizel omurgalı canlı tehdit altında. Yani okyanuslarda yaşanan kıyamet aslında bizden çok da uzak değil.

Okyanuslardaki bu olumsuz tablodan en çok etkilenen canlı gruplarına baktığımızda, yaşamlarının bazı döneminde veya günlük aktiviteleri esnasında karayla ilişkisi bulunanların daha büyük bir tehlike altında olduğu görülüyor. Bu grubun içinde yine ilk sırada deniz kaplumbağalarının olduğunu görüyoruz. İkinci sırada fok gibi balinaların dışındaki denizel memeliler bulunuyor. Üçüncü sıradaysa sık sık midesindeki plastik çöpler nedeniyle ölmüş albatros fotoğraflarından aşina olduğumuz deniz kuşları bulunuyor. Karayla bağlantısı olmayan omurgalı canlılardaki tehdit durumuna baktığımızda, yunus ve balinaların dahil olduğu grup tehditten en çok etkilenen canlılar olarak karşımıza çıkıyor. En çok etkilenen ikinci grup ise balıklar.

Sucul omurgalı canlıları bu denli tehdit eden ve nüfuslarını son 40 yılda yarı yarıya azaltan nedenlerin neler olduğuna dair çok sayıda bilimsel araştırma mevcut. Bunun yanı sıra, günümüzde televizyon haberlerinde dahi bu tehditleri görebiliyoruz. Her yıl yeni bir tanker kazası sonucu okyanusların ve denizlerin üstünün petrolle kaplandığı haberiyle irkiliyoruz. Balina avı sırasında kanla kaplanmış deniz yüzeyi görüntülerine aşinayız. Tüm bu tehditlere son yıllarda bir de küresel iklim değişikliği eklendi. Ülkemize daha yakından baktığımızdaysa özellikle kirlilik, denizlerin sanki tükenmez bir kaynakmış gibi yağmalanması ve turizm aktiviteleri ön plana çıkıyor.

Tüm bu olumsuz tabloya ve bilimsel yayınların kötümserliğine rağmen, çok sayıda koruma ve farkındalığa yönelik çalışma ülkemizde de olmak üzere küresel ölçekte devam ediyor. Bu çalışmalara destek vermemiz çok önemli. Turizm dahil her türlü tüketimde bir kere daha düşünmemiz, dahası kendimizi tüketen ve tükettikçe mutlu olabilen bir varlık olarak görmeyi bırakmamız, bu olumsuz tabloyu değiştirmek adına atabileceğimiz umut verici adımlar olacaktır.

(*) Ferdi Akarsu, Uzman Biyolog Ve Ekolog

Paylaş: