Anasayfa Gündem Hiroşima; İnsanın Kaybettiği An

Hiroşima; İnsanın Kaybettiği An

Emre Ergül

6 Ağustos 1945 sabahı, saat 08:15’te Hiroşima’ya atılan atom bombası tarihin seyrini değiştirecek denli büyük bir trajediye neden oldu. Üç gün sonraysa ikinci bir bomba Nagazaki şehrini yerle bir edecekti. Atlas, ilk atom bombasının atılışının 56. yıldönümünde Hiroşima’daydı. Mart 2002 sayımızda yayımladığımız yazıyı 70. yıldönümü vesilesiyle acıyla hatırlıyoruz.

Fotoğraf: Hiroşima Barış Parkı’ndaki Çocukların Barış Anıtı. Dünyanın bütün çocukları bu anıta konmak üzere özel bir tarzda katlanarak yapılan kağıt kuşlar gönderiyor.

 

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Amerikalılar tarafından Japonya’ya atılan iki atom bombası zihniyet dünyasının değiştiğinin de göstergesiydi. Öncelikle savaşın mantığı, savaşan insanın ahlakı, vicdanı değişmişti. Sonrasında dayatılan Soğuk Savaş da bu yeni zihniyet üstüne bina edildi. Bütün bunlar için Hiroşima ve Nagazaki’de 300 bine yakın insan kurban edildi. Başkan Truman’ın dediği gibi “bilim tarihinin en büyük kumarı”nı oynadılar ve “kazandılar”; “iki milyar dolarlık bir kumar!” İşte bu zihniyet, savaş sonrası dünyayı kuran. Ve işte dünya… 

 

Yazı: Mustafa Alp Dağıstanlı / Fotoğraf: Erdem Yavaşça

Hi­ro­şi­ma’da bir sa­bah ka­la­ba­lı­ğın ara­sın­da otu­ran bir Ja­pon var­dı ki, çe­ne ke­mi­ği ay­nı be­nim­ki gi­bi sı­kı­ca ke­net­le­ni­yor, son­ra bi­raz gev­şe­yip tek­rar ke­net­le­ni­yor, yüz kas­la­rı ay­nı be­nim­ki gi­bi ka­sı­lı­yor, ay­nı be­nim mi­mik­le­ri­mi ya­pı­yor, göz­le­ri­ni fal ta­şı­ndan da öte aç­ma­ya ça­lı­şı­yor, son­ra kır­pış­tı­rı­yor­du. Gi­de­rek da­ha da kı­za­ran göz­le­rim­le gö­rü­yor­dum ki, bu yaş­lı ada­mın göz­le­ri gi­de­rek da­ha da kı­za­rı­yor­du. Son­ra, son­ra… O kı­za­rık­lı­ğı ya­tış­tır­mak, yan­gı­nı sön­dür­mek için san­ki, bü­tün gay­re­ti­ne rağ­men göz­yaş­la­rı sı­zı­yor, sı­zı­yor­du.

Ta­rih 6 Ağus­tos 2001’di, sa­at 08:15’e doğ­ru iler­li­yor­du, ka­la­ba­lık 50 bin ki­şiy­di.

Ja­pon­lar yaş­la­rı­nı ben­ce ge­nel­lik­le gös­ter­mi­yor­lar. O kı­za­ran göz­lü adam da gös­ter­mi­yor­du. Ama en azın­dan 60 var­dı. Ame­ri­ka­lı­la­rın Hi­ro­şi­ma’ya atom bom­ba­sı­nı atı­şı­nın 56. yı­lı­nı an­mak­tay­dık ora­da. Biz sa­de­ce anı­yor­duk, o ise ay­nı za­man­da ha­tır­lı­yor­du; su­ra­tın­da bu ha­tır­la­yış, da­ha doğ­ru­su, ha­tır­la­yış de­ğil de, hiç unu­ta­ma­yış ve unut­ma­yış var­dı. Ke­der yok­tu ama. Rek­lam pa­no­la­rın­da­ki, ta­nı­tım bro­şür­le­rin­de­ki gü­lüm­se­yen Ja­pon kız­la­rın­dan eser de yok­tu su­ra­tın­da. Bü­tün o gü­lüm­se­me­ler­den da­ha se­ve­cen, da­ha da­vet­kâr, da­ha yu­mu­şak, da­ha ümit ve­ri­ci, da­ha gü­ven tel­kin edi­ci bir şey var­dı su­ra­tın­da. Bir de ço­cuk­luk gün­le­rin­den kal­ma bir özel­lik, bir gö­rü­nüm, bir an­lam var­dı. Bir ço­cuk de­rin­li­ğiy­le ba­kı­yor, bir ço­cu­ğun göz­le­rin­den akan yaş­lar en az alt­mı­şın­da bir ada­mın ya­nak­la­rın­dan sü­zü­lü­yor­du.

Bu su­rat­lar­dan çok var­dı. Ken­di­ne ka­pa­lı, hiç renk ver­me­yen su­rat­lar, mü­te­bes­sim su­rat­lar, kız­gın su­rat­lar, ağ­la­yan su­rat­lar, ağ­la­dı­ğı­nı bel­li et­me­yen su­rat­lar, men­dil­li su­rat­lar, yel­pa­ze­li su­rat­lar…

Ame­ri­ka­lı­la­rın 1945’te Hi­ro­şi­ma’dan üç gün son­ra Na­ga­za­ki’ye ikin­ci atom bom­ba­sı­nı at­ma­la­rı­nı an­mak için 9 Ağus­tos­’ta sa­at 11:02’yi bek­ler­ken de gör­düm ay­nı su­rat­lar­dan.

Bu su­rat­la­rın sa­hip­le­ri­ne “hi­ba­ku­şa” de­ni­yor, ya­ni atom bom­ba­sın­dan kur­tu­lan­lar.

Oy­sa ne şans­lıy­dı Hi­ro­şi­ma­lı­lar 6 Ağus­tos 1945’e ka­dar. Ame­ri­kan B-29 bom­bar­dı­man uçak­la­rı Ja­pon­ya’nın ne­re­dey­se bü­tün şe­hir­le­ri­ni tam an­la­mıy­la yer­le bir et­miş­ti. Tok­yo en bü­yük ha­sa­rı gör­müş, taş üs­tün­de taş kal­ma­mış­tı. Bir gün­de 500 uça­ğın sal­dı­rı­sı­na uğ­ra­dı­ğı bi­le ol­muş­tu.

24 Ka­sım 1944’te B-29’lar Tok­yo’yu ilk kez bom­ba­la­dı. Los An­ge­les’tan ya­yın ya­pan bir rad­yo bom­bar­dı­ma­nı nak­len an­la­tı­yor­du. Ja­pon hü­kü­met yet­ki­li­le­ri de sı­ğı­nak­la­rın­dan bu rad­yo­yu din­li­yor­du. Rad­yo, Ma­ri­ana Ada­la­rı’ndan kal­kan 100 uça­ğın Ja­pon baş­ken­ti­ni bom­ba­la­mak­ta ol­du­ğu­nu söy­lü­yor­du. Hü­kü­me­tin Ame­ri­kan ya­yı­nı­na inan­mak­tan baş­ka şan­sı yok­tu ve bom­bar­dı­ma­nın sür­dü­ğü üç sa­at bo­yun­ca ül­ke­nin yö­ne­ti­mi du­rup bek­le­di.

As­lın­da, Ja­pon­ya 1942’de Mid­way Sa­va­şı­’nı kay­be­din­ce sa­vun­ma­ya dön­müş­tü. 1943’te Gu­adal­ca­nal Sa­va­şı kay­be­dil­dik­ten son­ra ise as­ke­ri du­rum be­lir­gin şe­kil­de sü­rek­li kö­tü­le­di Ja­pon­ya için. Ja­pon­ya’nın sa­vaş ala­nı ha­li­ne ge­le­ce­ği gö­rül­me­ye baş­lan­dı.

1943 so­nun­da sa­va­şın gi­di­şa­tı tar­tış­ma­sız Müt­te­fik­ler le­hi­ne dön­müş­tü. Ja­pon­ya’da gün­lük ih­ti­yaç mad­de­le­ri pa­zar­lar­dan çe­kil­miş­ti.

6 Ha­zi­ran 1944’te müt­te­fik­ler Nor­man­di­ya’ya çık­tı. O sı­ra­lar­da Büyük Okyanus’ta da du­rum ay­nıy­dı. Ja­pon­ya, Ma­ri­ana Ada­la­rı’nın son sa­vun­ma hat­tı ol­du­ğu­nu açık­la­dı hal­kı­na. Ama Ma­ri­ana Ada­la­rı da düş­tü. 9 Tem­muz’da Sa­ipan Ada­sı­’nın da el­den git­me­si Ja­pon­lar için so­nun baş­lan­gı­cıy­dı. Za­ten 18 Tem­muz’­da da Ja­pon­ya’yı iki bu­çuk yıl­dır yö­ne­ten To­jo hü­kü­me­ti is­ti­fa et­ti.

1945’in ilk ayın­da du­rum or­ta­ya çık­mış­tı. Ja­pon hü­kü­me­ti, yıl or­ta­sın­da ül­ke­nin iş­ga­li­ni bek­li­yor­du. Do­la­yı­sıy­la, bir iş­gal du­ru­mun­da or­du­nun ve do­nan­ma­nın ya­pa­ca­ğı iş­ler be­lir­len­di. Ja­pon­ya düş­ma­nı ken­di evin­de ka­bul ede­cek­ti. Gel­ge­le­lim, ney­le kar­şı­la­ya­cak­tı? Ame­ri­kan bom­bar­dı­man­la­rı Ja­pon sa­vaş en­düst­ri­si­ni bü­yük oran­da im­ha et­miş­ti. Son de­re­ce et­ki­li bir de­niz ab­lu­ka­sı uy­gu­lu­yor­du ABD do­nan­ma­sı ve ül­ke­ye bı­ra­kın ham­mad­de­yi, ih­ti­yaç mad­de­le­ri bi­le gi­re­mi­yor­du.

Ja­pon hü­kü­me­ti, ki as­lın­da or­du­nun sö­zü ge­çi­yor­du, ger­çek du­ru­mu halk­tan sak­la­mak için her tür pro­pa­gan­da yön­te­mi­ne baş­vu­ru­yor­du. İş­gal­ci Ame­ri­kan bir­lik­le­ri­ni kar­şı­la­mak için ağaç mız­rak­lar ya­pı­lı­yor, si­per­ler ka­zı­lı­yor­du. Bun­la­rın işe ya­ra­ma­ya­ca­ğı bel­liy­di. Ama or­du ve hü­kü­met ana­yurt­ta ABD’yi boz­gu­na uğ­ra­tıp bü­yük bir za­fer ala­ca­ğı­nı dü­şü­nü­yor­du. Halk da son ta­ka­tını kul­la­nıp bu ni­hai sa­va­şa ha­zır­la­nı­yor­du. As­lın­da ye­nil­gi­yi id­rak et­miş olan hü­kü­me­tin he­sa­bı şuy­du: Bu za­fer, Ja­pon­ya’nın mü­za­ke­re ma­sa­sı­na sün­gü­sü düş­müş hal­de otur­ma­sı­nı en­gel­le­ye­cek­ti.

Baş­ba­kan Kan­ta­ro Su­zu­ki, 1945 Ma­yı­s’ın­da bi­le, “Sa­va­şı sür­dür­mek için bü­tün fe­da­kâr­lık­la­rı yap­ma­ya ka­rar­lı­yım” di­yor­du. İş­te bu ka­rar­lı­lık, 1944 son­ba­ha­rın­da ken­di­ni iyi­ce bel­li eden ba­rış ya da tes­lim yan­lı­la­rı­nın ça­ba­la­rı­nı dur­du­ra­ma­dıy­sa da et­ki­si­ni bir hay­li za­yıf­lat­tı.

As­lın­da, To­jo hü­kü­me­ti 1944 Tem­mu­z’un­da is­ti­fa edin­ce ba­rış için bir şans do­ğa­bi­le­ce­ği dü­şü­nül­müş­tü. Su­zu­ki hü­kü­me­ti bir ka­pı ara­la­ya­bi­lir­di bel­ki ama…

Ba­rış ve tes­li­mi­yet yan­lı­la­rı­nın ça­ba­la­rı sa­va­şın so­nu­na ka­dar sür­dü. Hü­kü­met ve or­du bu ko­nu­yu mü­za­ke­re­ye bi­le ya­naş­mı­yor­du. As­lın­da, hem hü­kü­met, hem or­du için­de ma­sa­ya otur­ma yan­lı­la­rı var­dı ama hep­si bir­bi­rin­den kor­ku­yor ve hiç­bi­ri ba­rış is­te­ği­ni dil­len­di­re­mi­yor­du.

Ma­ri­ana Sa­va­şı­’nın kay­be­dil­me­si, or­du ile halk ara­sı­na mu­az­zam bir gü­ven­siz­lik me­sa­fe­si sok­muş­tu. Halk ara­sın­da şu şa­ka ya­pı­lı­yor­du. Ame­ri­ka­lı­lar yur­du iş­gal edip bi­zim ko­mu­tan­la­rı Fu­ji Da­ğı’nın te­pe­si­ne ka­dar ko­va­la­sa­lar bi­le bi­zim­ki­ler yi­ne de za­fe­rin pek ya­kın ol­du­ğu­nu söy­le­ye­cek­ler­dir.

Ba­rış yan­lı­la­rı, bu ah­val ve şe­ra­it için­de İm­pa­ra­tor Hi­ro­hi­to’ya ulaş­ma­ya ka­rar ver­di. Ama bu da o ka­dar ko­lay de­ğil­di. O da or­du­nun ab­lu­ka­sı al­tın­day­dı bir ba­kı­ma.

Ni­ha­yet ça­ba­lar so­nuç ver­di ve im­pa­ra­tor, Ja­pon­ya için ha­ya­ti önem ta­şı­yan bir za­ma­nın har­can­mak­ta ol­du­ğu­nu gö­rüp Mos­ko­va’ya özel bir el­çi gön­der­me­ye ka­rar ver­di: Prens Ko­no­ye. Ko­no­ye, 7 Tem­muz’­da­ki gö­rüş­me­de, Dı­şiş­le­ri Ba­ka­nı To­go’ya ba­kan­lı­ğın eli­ni bağ­la­ma­ma­sı ko­şu­luy­la gö­re­vi ka­bul ede­ce­ği­ni söy­le­di. To­go, ka­yıt­sız şart­sız tes­li­mi­yet­ten bir neb­ze iyi her an­laş­ma­nın ka­bul gö­re­ce­ği­ni söy­le­di. As­lın­da, im­pa­ra­to­ra do­ku­nul­ma­ma­sı ha­riç ka­yıt­sız şart­sız tes­li­mi­ye­ti ka­bul et­me ko­nu­sun­da bi­le iki adam mu­ta­bık­tı.

Du­rum Mos­ko­va El­çi­si Na­ota­ke Sa­to’ya ile­til­di ve Sov­yet Dı­şiş­le­ri Ba­ka­nı Mo­lo­tov’dan Prens Kno­ye için bir ran­de­vu al­ma­sı is­ten­di.

ABD Baş­ka­nı Hary Tru­man da 7 Tem­muz’­da Pots­dam Kon­fe­ran­sı’na ka­tıl­mak üze­re Au­gus­ta Kru­va­zö­rü’y­le yo­la çık­mış­tı.Ça­ba­lar so­nuç ver­me­di. Sa­to, Mo­lo­tov’la gö­rüş­me şan­sı bu­la­ma­dı. Mo­lo­tov, Pots­dam Kon­fe­ran­sı’na ha­zır­lan­mak­tay­dı ve pek meş­gul­dü. Sa­to, Mo­lo­tov’un yar­dım­cı­sı Ale­xan­der Lo­zovsky’ye du­ru­mu an­lat­tı ve Dı­şiş­le­ri Ba­ka­nı To­go’nun me­sa­jı­nın bir çe­vi­ri­si­ni ver­di. Ma­ale­sef, Mo­lo­tov bu­na da bir ce­vap ya­za­maz­dı, işi ba­şın­dan aş­kın­dı. Sa­to bu kez baş­ka bir şey öner­di: Mo­lo­tov ba­ri Pots­dam’dan te­le­fon et­sin ki, Prens Ko­no­ye’nin ha­zır­lan­mak için vak­ti ol­sun. “Olur” ce­va­bı al­dı, ama bir­kaç sa­at son­ra ge­len te­le­fon bu şan­sı da or­ta­dan kal­dır­dı; Krem­lin bu ri­ca­ya an­cak bir­kaç gün son­ra ce­vap ve­re­bi­le­cek­ti.

Pots­dam’da Tru­man, Bri­tan­ya Baş­ba­ka­nı Wins­ton Churc­hill ve Sov­yet li­de­ri Jo­sef Sta­lin Ja­pon­ya’nın ka­yıt­sız şart­sız tes­lim ol­ma­sı ko­nu­sun­da an­laş­tı. Tru­man, ilk kez bu­ra­da Sta­lin’e son de­re­ce öl­dü­rü­cü ye­ni bir si­lah yap­tık­la­rın­dan bah­set­ti. Sta­lin hiç üs­tün­de dur­ma­dan, Ja­pon­ya üze­rin­de iyi kul­lan­ma­lar di­le­di. Churc­hill ile Tru­man za­ten da­ha ön­ce an­laş­mış­tı atom bom­ba­sı­nın Ja­pon­ya üze­rin­de kul­la­nıl­ma­sı için.

Bu ara­da ABD’de de ney­le uğ­raş­tık­la­rı­nı bi­len (Man­hat­tan Pro­je­si’nde Tru­man’ın ver­di­ği ra­ka­ma gö­re 125 bin, ba­zı baş­ka Ame­ri­kan ve Ja­pon kay­nak­la­rı­na gö­re ise 500 bi­ni aş­kın ki­şi ça­lı­şı­yor­du) ba­zı bi­li­m a­dam­la­rı ise atom bom­ba­sı­nın atıl­ma­sı­nın önü­ne geç­me­ye ça­lı­şı­yor­du.

Hit­ler 2 Ma­yıs 1945’te in­ti­har et­miş, Al­man­ya  da 7 Ma­yıs’ta tes­lim ol­muş­tu. Gel­ge­le­lim, atom bom­ba­sı yap­ma ça­lış­ma­la­rı hiç hız kes­me­den sü­rü­yor­du. Ba­zı bi­li­m a­dam­la­rı huy­suz­lan­ma­ya baş­la­mış­tı, çün­kü za­ma­na kar­şı atom bom­ba­sı yap­ma ya­rı­şı­nın ne­de­ni, Al­man­ya’nın bu kı­ya­met si­la­hı­na da­ha ön­ce sa­hip ol­ma ih­ti­ma­liy­di. Ama şim­di Al­man­ya tes­lim ol­du­ğu­na gö­re böy­le bir teh­li­ke kal­ma­mış de­ğil miy­di?

As­lı­na ba­kar­sa­nız, Al­man­ya teh­li­ke­si­nin kal­ma­dı­ğı­nı Ame­ri­ka­lı­lar çok da­ha ön­ce öğ­ren­miş­ti.

1944 Ka­sım so­nu­na doğ­ru çok önem­li bir şey ol­du: Stras­bo­urg Müt­te­fik­le­rin eli­ne geç­ti. Al­bay Pash, Al­sos eki­bin­den ön­cü bir grup­la şe­hir­de Al­man nük­le­er fi­zik­çi­le­ri ara­ma­ya baş­la­dı. Asıl ara­dık­la­rı Al­man atom bom­ba­sı ça­lış­ma­la­rı­nın ki­lit is­mi Pro­fe­sör Carl Fri­ed­rich von We­iz­sac­ker’di. Pash’in ilk iz­le­ni­mi, bü­tün nük­le­er fi­zik­çi­le­rin şeh­ri ter­k et­ti­ği yö­nün­dey­di. Ama son­ra bir ha­ber gel­di, Stra­bo­urg Has­ta­ne­si’­nin bir ka­na­dın­da bir nük­le­er fi­zik la­bo­ra­tu­va­rı bu­lun­muş­tu ve ilk ba­kış­ta dok­tor zan­ne­di­len ki­şi­ler de as­lın­da fi­zik­çiy­di.

Son­ra, von We­iz­sac­ker’in ofi­sin­de ha­zi­ne de­ğe­rin­de bel­ge­ler bul­du­lar. Bu bel­ge­ler, Al­man­ya’nın muh­te­lif yer­le­rin­de­ki bir­çok ens­ti­tü­de bu ko­nu­da ça­lış­ma yü­rü­ten bi­li­m a­dam­la­rı­nın var­dık­la­rı so­nuç­la­rı, on­lar­la ya­pı­lan ya­zış­ma­la­rı da içe­ri­yor­du. Ve böy­le­ce or­ta­ya çık­mış­tı ki, Al­man­ya’nın ani­den or­ta­ya bir atom bom­ba­sı çı­kar­ma­sı­na imkân yok­tu.

ABD’de­ki huy­suz bi­li­m a­dam­la­rı­nın ba­şı­nı çe­ken fi­zik­çi Leo Szi­lard, da­ha 1933’te­ki ça­lış­ma­la­rıy­la atom bom­ba­sı­na gi­den yo­lu aç­mış, Ma­ca­ris­tan göç­me­ni bir Ya­hu­diy­di. Yıl­maz, inat­çı bir adam­dı. Bir­kaç mer­kez­de sü­ren atom ça­lış­ma­la­rı­na ka­tı­lan baş­ka ra­hat­sız bi­li­m a­dam­la­rı­nı da bom­ba­nın atıl­ma­sı­na kar­şı gi­ri­şim­de bu­lun­ma­ya sev­ket­ti. Szi­lard, da­ha Baş­kan Frank­lin Ro­ose­velt 12 Ni­san 1945’te öl­me­den, mart­ta atom bom­ba­sı atıl­ma­ma­sı­nı is­te­yen bir me­mo­ran­dum ha­zır­la­dı. Ro­ose­velt ölün­ce baş­kan olan Tru­man’a ver­mek için bir sü­rü ka­pı­yı çal­dı, ama na­fi­le. So­nun­da Tru­man, Ja­mes Byrnes’a git­me­si­ni tav­si­ye eden bir ha­ber gön­der­di Szi­lard’a. Szi­lard 27 Ma­yıs­’ta yo­la ko­yul­du ama Byrnes o sı­ra­da hü­kü­met­te gö­rev­li bi­le de­ğil­di. Ama sa­va­şın so­nun­da Dı­şiş­le­ri Ba­ka­nı ya­pı­la­cak olan o Byrnes, ta­rih­çi Gar Al­pe­ro­vitz’in ad­lan­dır­ma­sıy­la bu “ato­mik dip­lo­ma­si”nin mi­mar­la­rın­dan bi­ri, hat­ta bel­ki de asıl mi­ma­rı­dır ve do­la­yı­sıy­la So­ğuk Sa­vaş’ın da. Son­ra­ki 50 yı­lı be­lir­le­ye­cek adım­la­rı atan adam­dır Byrnes.

Szi­lard, di­lek­çe­le­ri­ni, ra­por­la­rı­nı ulaş­tır­mak, bir so­nu­ca var­mak için di­di­nir­ken, Man­hat­tan Pro­je­si Di­rek­tö­rü Ge­ne­ral Les­lie Gro­oves da onu et­ki­siz ha­le ge­tir­mek için öküz al­tın­da bu­za­ğı ara­mak­la meş­gul­dü. Bu bu­za­ğı­lar­dan bi­ri, Szi­lard’ın giz­li bil­gi­le­ri ya­ban­cı­la­ra sız­dır­dı­ğı id­di­asıy­dı. Öküz ise ABD’nin hem sa­vaş­ta, hem de atom bom­ba­sı ça­lış­ma­la­rın­da­ki or­ta­ğı Bri­tan­ya idi. Gro­oves, on­lar­dan bel­ge is­ti­yor­du, Szi­lard’ın es­pi­yo­naj iş­le­ri­ne bu­laş­tı­ğı­nı ka­nıt­la­mak için; ama öy­le bir du­rum yok­tu.

Ta­bii, bü­tün bi­li­m a­dam­la­rı Szi­lard gi­bi de­ğil­di. De­ği­şik gö­rüş sa­hip­le­ri var­dı. Man­hat­tan Pro­je­si’nin Bi­lim He­ye­ti Baş­ka­nı Ro­bert Op­pen­he­imer bun­lar­dan bi­riy­di ve Szi­lard’a şun­la­rı söy­le­miş­ti: “Ja­pon­ya’ya kar­şı kul­lan­ma­dık­ça dün­ya­ya atom bom­ba­sı­nın ne kö­tü bir şey ol­du­ğu­nu an­la­ta­ma­yız.”

Szi­lard gi­bi dü­şü­nen bi­lim adam­la­rı ıs­sız bir ada­da atom bom­ba­sıy­la gös­te­ri amaç­lı bir pat­lat­ma ya­pıl­ma­sı­nı, bu­nun ye­te­ri ka­dar ik­na edi­ci ola­ca­ğı­nı sa­vu­nu­yor­du. Bu gös­te­ri pat­lat­ma­sı­nın Ja­pon­ya’da bir yer­de ya­pıl­ma­sı­nı öne­ren­ler de var­dı.

Bom­ba­nın doğ­ru­dan as­ke­ri bir kul­la­nım­da pat­la­tıl­ma­sı­nı sa­vu­nan­lar ise (me­se­la Man­hat­tan Pro­je­si Di­rek­tö­rü Gro­oves), el­le­rin­de ye­te­ri ka­dar bom­ba ol­ma­dı­ğı­nı, gös­te­ri­nin Ja­pon­la­rı ik­na et­me­me­si ha­lin­de kö­tü bir du­rum­da ka­lı­na­ca­ğı­nı ile­ri sü­rü­yor­du.

Szi­lard, da­ha son­ra ya­pı­lan söy­le­şi­ler­den bi­rin­de, bu ge­rek­çe­nin bom­ba­nın atıl­ma­sı­nı sağ­la­ma­ya yet­me­ye­ce­ği­ni belirtti. “Evet”, de­di, “o an­da eli­miz­de faz­la bom­ba yok­tu ama ye­ni­le­ri­ni yap­mak hiç de faz­la za­man al­maz­dı”.

Bom­ba­nın atıl­ma­sı­nı ge­rek­ti­re­cek hiç­bir hak­lı ar­gü­man yok­tu or­ta­da, sü­re­gi­den sa­vaş­la bağ­lan­tı­lı ola­rak. Bom­ba­nın kul­la­nıl­ma­sı­nı sa­vu­nan­lar, böy­le­ce Ja­pon­ya’yı iş­gal mec­bu­ri­ye­tin­den ka­çı­nı­la­bi­le­ce­ği­ni ve 500 bin Ame­ri­ka­lı­nın ha­ya­tı­nın kur­tu­la­ca­ğı­nı söy­lü­yor­du. Bun­la­rın hiç­bi­ri doğ­ru de­ğil­di. Evet, 1 Ka­sım’­da baş­la­ma­sı ön­gö­rü­len bir iş­gal pla­nı var­dı ama bu­na ge­rek kal­ma­ya­ca­ğı açık­tı; çün­kü Ja­pon­ya tes­lim ol­mak üze­rey­di, tü­ken­miş, fi­ilen ye­nil­miş­ti. Kal­dı ki, bir iş­gal ol­sa bi­le en faz­la 30-35 bin Ame­ri­kan as­ke­ri ha­ya­tı­nı kay­be­de­cek­ti; bu­nu Ame­ri­kan or­du­su­nun araş­tır­ma bi­rim­le­ri­nin ra­por­la­rı da or­ta­ya ko­yu­yor­du. Üs­te­lik, iş­ga­le bi­le ge­rek yok­tu. Ja­pon­ya son de­re­ce et­ki­li bir ab­lu­ka al­tın­day­dı ve gün­lük ha­ya­tı­nı de­vam et­tir­mek­te zor­la­nı­yor­du. Ay­rı­ca, Ame­ri­kan or­du is­tih­ba­rat bi­rim­le­ri bi­le (özel­lik­le Ja­pon­ya’da fa­ali­yet­te olan­lar) açık se­çik vur­gu­lu­yor­du ki, Ja­pon­ya tes­lim ol­mak üze­re­dir, ye­ter ki bu şe­ref­li bir tes­li­mi­yet ol­sun, ya­ni im­pa­ra­tora do­ku­nul­ma­sın…

Bun­la­rın hiç­bi­ri ka­bul gör­me­di ve Pots­dam Kon­fe­ran­sı’ndan da ka­yıt­sız şart­sız tes­li­mi­yet bil­di­ri­si çık­tı. Atom bom­ba­la­rı atıl­dık­tan son­ra Ja­pon­ya tes­lim ol­du ve im­pa­ra­tora do­ku­nul­ma­dı. Öy­ley­se ne­den atıl­dı atom bom­ba­sı? (At­las’ın 2001 Ekim sa­yı­sın­da­ki “So­nun so­nu” ekin­de yer alan “Man­hat­tan çık­ma­zı” ya­zı­sın­da bu so­ru­nun ce­va­bı an­la­tıldı.)

Bi­li­m a­dam­la­rı­nın ve atom bom­ba­sı­nın atıl­ma­sı­na kar­şı çı­kan di­ğer et­ki­li (bir ye­re ka­dar et­ki­li de­mek la­zım) ve yet­ki­li (bu da bir ye­re ka­dar) ze­va­tın an­la­ma­dı­ğı şey de bu so­ru­nun ce­va­bı ol­du iş­te. On­lar o gü­nün şart­la­rı, sa­vaş şart­la­rı için­de ge­le­nek­sel sa­vaş man­tı­ğıy­la, Es­kidün­ya’­nın mü­za­ke­re sü­reç­le­riy­le dü­şü­nü­yor­du. Gel­ge­le­lim, dün­ya sa­va­şa baş­la­yan dün­ya de­ğil­di ar­tık. “Ya­yıl­ma­cı” Na­zi­le­re ve Ja­pon­la­ra kar­şı, ken­di­ni ko­ru­mak için, ada­let için, in­san­lık için, ne der­se­niz de­yin, sa­va­şa baş­la­yan zih­ni­yet sa­vaş­tan baş­ka bir zih­ni­yet ola­rak çık­tı ve ya­yıl­dı.

Szi­lard’ın da ara­la­rın­da bu­lun­du­ğu bir­çok ki­şi, Byrnes gi­bi ato­mik dip­lo­mat­la­rı uyar­dı sa­vaş son­ra­sı du­rum için: “dün­ya bir yok ol­ma teh­li­ke­siy­le kar­şı kar­şı­ya ka­la­cak, si­lah­lan­ma, üs­te­lik nük­le­er si­lah­lan­ma ya­rı­şı baş­la­ya­cak”…

Bu “ke­ha­net­ler” doğ­ru çık­tı ama “ato­mik dip­lo­ma­si”nin var­mak is­te­di­ği yer de bu­ra­sıy­dı za­ten bir ba­kı­ma. Atom bom­ba­sı­nın Hi­ro­şi­ma’ya atıl­ma­sın­dan sa­de­ce 24 sa­at son­ra Sta­lin beş Sov­yet nük­le­er fi­zik­çi­si­ni ça­ğı­rıp “en kı­sa za­man­da ve ma­li­ye­ti­ne hiç al­dır­ma­dan” ABD’yi ya­ka­la­ma­la­rı­nı em­ret­ti.

Hi­ro­şi­ma’dan iki haf­ta son­ra, 22 Ağus­tos­’ta, Mos­ko­va’da­ki as­ke­ri is­tih­ba­rat di­rek­tö­rü, Sov­yet ca­sus eki­bi­nin şe­fi­ne şu me­sa­jı geç­ti: “Atom bom­ba­sıy­la il­gi­li bel­ge­sel ma­ter­yal­le­ri ele ge­çir­mek üze­re ör­güt­len­mek için ge­rek­li ted­bir­le­ri alın! Tek­nik sü­reç, çi­zim­ler, he­sap­lar.” Krem­lin, bir ay son­ra da Or­ta As­ya’da yü­rü­tü­len uran­yum çı­kar­ma işi­nin hız­lan­dı­rıl­ma­sı ta­li­ma­tı­nı ver­di.

As­lın­da, gör­dü­ğü­müz gi­bi, atom ya­rı­şı da çok­tan baş­la­mış­tı. Da­ha 18 Ey­lül 1944’te Ro­ose­velt ve Chirc­hill, nük­le­er bil­gi­le­rin Rus­ya’nın eli­ne geç­me­me­si için müm­kün olan tüm ted­bir­le­rin alın­ma­sı ko­nu­sun­da an­laş­mış­tı.

Al­man­lar da atom bom­ba­sı ya­pı­mıy­la uğ­ra­şı­yor­du. As­lın­da onlarda düş­ma­nın atom bom­ba­sı ya­pa­ca­ğı kor­ku­su az­dı. Ame­ri­kan is­tih­ba­ra­tı 1943’te Al­man nük­le­er araş­tır­ma­la­rı­nın dü­ze­yi­ni iz­le­mek için ha­re­ke­te geç­miş­ti. (Al­sos Gö­re­vi adı ve­ri­len bu işin ba­şın­da Al­bay Bo­ris Pash var­dı; Bir­le­şik Dev­let­ler As­ke­ri İs­tih­ba­rat Ser­vi­si’nden.) Yıl so­nun­da araş­tır­ma İtal­ya’ya kay­dı ve İtal­ya’nın bu iş­ler­de be­zi ol­ma­dı­ğı an­la­şıl­dı. (ABD’de atom bom­ba­sı­nın ya­pıl­ma­sın­da­ki en önem­li bi­li­m a­dam­la­rın­dan bi­ri olan En­ri­co Fer­mi ise bir İtal­yan’­dı.)

Şu­bat 1943’te, bir Nor­veç sa­bo­taj bir­li­ği, Al­man­la­rın Ver­mork’ta­ki dev hid­ro­jen elekt­ro­liz te­si­si­ne sa­bo­taj dü­zen­le­di. Bu sa­bo­taj, Al­man uran­yum araş­tır­ma prog­ra­mın­da ay­lar­ca sü­ren bir ge­cik­me­ye se­bep ol­du. Ve bu ge­cik­me, da­ha önem­li bir şe­ye da­ha yol aç­tı. Hit­ler za­ten “Ya­hu­di fi­zi­ği” di­ye ad­lan­dı­rı­yor ve ha­kir gö­rü­yor­du bu atom ça­lış­ma­la­rı­nı ve mi­za­cı uya­rın­ca da­ha ya­kın, he­men kul­la­na­bi­le­ce­ği si­lah­la­rın ya­pı­mı­na ön­ce­lik ve­ri­yor­du. Bu yak­la­şım, et­ra­fın­da­ki dal­ka­vuk­la­rın da et­ki­siy­le atom araş­tır­ma­la­rı­nın iyi­ce göz­den düş­me­si­ne, cı­lız­laş­ma­sı­na var­dı.

Atom bom­ba­sıy­la uğ­ra­şan bi­li­m a­dam­la­rı­nın sa­yı­sı 100’ü geç­me­di Al­man­ya’da. Sa­va­şın so­nu­na ka­dar bu iş için har­ca­mış ol­duk­la­rı pa­ra da 10 mil­yon do­lar­dan az­dı. Ça­ba­la­rı­nı jet, uzak­tan ku­man­day­la atı­la­cak bom­ba, ısı­yı ta­kip eden fü­ze, ro­ket uçak, se­si ta­kip eden tor­pil yap­ma iş­le­ri­ne yo­ğun­laş­tır­dı­lar. Nük­le­er re­ak­tör­le­ri­ni bom­ba yap­mak için de­ğil, ener­ji kay­na­ğı için kur­du­lar.

Japon­lar da 1941’den be­ri atom araş­tır­ma­la­rıy­la uğ­ra­şı­yor­du. Ta­bii ki, ABD’ye kı­yas­la çok dar bir kad­roy­la ve çok kı­sıt­lı kay­nak­la. Kı­sıt­lı kay­nak sa­de­ce pa­ra de­ğil­di, kü­çük bir ada dev­let olan Ja­pon­ya, nük­le­er si­lah için ge­rek­li uran­yum ba­kı­mın­dan da dı­şa­rı­ya, ya­ni 1931’den be­ri iş­gal al­tın­da tut­tu­ğu As­ya top­rak­la­rı­na (Man­çur­ya, Ko­re) bağ­lıy­dı. Pa­si­fik Sa­va­şı’nda art ar­da ge­len ye­nil­gi­ler so­nu­cu ab­lu­ka­ya alı­nın­ca atom bom­ba­sı ümit­le­ri de iyi­ce eri­di. Ama tek­nik ve te­orik ola­rak da he­nüz tam ma­na­sıy­la ha­zır de­ğil­ler­di. Yi­ne de bir­kaç bi­lim ada­mı araş­tır­ma­la­rı sür­dür­dü. En son şu­bat 1945’te Ja­pon bi­lim adam­la­rı­nın uran­yum ay­rış­tır­ma de­ne­me­si bir kez da­ha ba­şa­rı­sız­lık­la so­nuç­lan­dı.

Sov­yet­ler de işin pe­şin­dey­di. Ta­bii on­lar da çok ge­ri­dey­di o sı­ra te­orik ola­rak. Bu ge­ri­li­ği ka­pat­ma ça­ba­sın­da tut­tuk­la­rı yol­lar­dan bi­ri de ca­sus­luk fa­ali­yet­le­riy­di. Bir­ço­ğu Al­man­ya’dan ve Av­ru­pa’dan göç­müş Ame­ri­kan atombi­lim­ci­le­ri­nin ara­sın­da bir ca­sus­la­rı var­dı: Lü­ter­ci bir pa­pa­zın oğ­lu Al­man göç­me­ni Kla­us Fuchs.

“No­bel Ödü­lü sa­hip­le­ri­nin top­la­ma kam­pı” ola­rak bi­li­nen Los Ala­mos’ta ise iş­ler yo­lun­day­dı. Ame­ri­ka­lı bi­li­m a­dam­la­rı, Al­man­la­rın ken­di­le­rin­den ön­ce atom bom­ba­sı­nı ya­pa­bi­le­ce­ğin­den öle­si­ye en­di­şe edi­yor, Ja­pon­la­rın ise ya­pa­bi­le­ce­ği­ne inan­mı­yor­du. “Ye­te­ri ka­dar bi­rin­ci sı­nıf Ja­pon bilim adamı yok” di­yor­lar­dı.

ABD bu işe, 6 bin do­lar ayı­ra­rak baş­la­dı. 1942’de 100 mil­yon do­lar­lık büt­çe tah­sis edil­di. Baş­kanın ata­dı­ğı S-1 Ko­mi­te­si, bom­ba­nın 1944 Tem­mu­z’un­da ha­zır ola­ca­ğı­nı söy­le­di.

Ame­ri­ka­lı bi­li­m a­dam­la­rı, 2 Ara­lık 1942’de, şi­ka­go Üni­ver­si­te­si’nde, dün­ya­nın ilk nük­le­er re­ak­tö­rü et­ra­fın­da top­lan­dı ve atom bom­ba­sı­na gi­de­cek kri­tik de­ney ba­şa­rıy­la so­nuç­lan­dı. Nük­le­er fis­yo­nun yo­lu açıl­mış­tı. 1943’te Man­hat­tan Pro­je­si, Or­du Mü­hen­dis­lik Bir­li­ği için­de fa­ali­ye­ti­ne baş­la­dı.

Zih­ni­ye­tin de­ğiş­ti­ği de as­lın­da sa­va­şın baş­la­rın­da or­ta­ya çık­mış­tı. Bi­rin­ci Dün­ya Sa­va­şı’ndan kal­ma Wil­son İl­ke­le­ri doğ­rul­tu­sun­da, si­vil­le­rin öl­dü­rül­me­si­nin ka­bul edi­le­mez­li­ğiy­le sa­va­şa baş­la­yan ko­mu­tan­lar en faz­la iki sa­vaş yı­lı için­de ta­ma­men öbür uç­ta bir po­zis­yo­na sav­rul­du. Sa­vaş bo­yun­ca bom­ba­la­nan Dres­den ne­re­dey­se de­ğil, ta­ma­men yer­le bir ol­du, 200 bin si­vil öl­dü. Tok­yo da öy­le, Al­man­lar da Lond­ra’yı bom­ba­la­yıp dur­du.

Atom ça­lış­ma­la­rı için Al­man ve­ya Al­man­ya’dan gö­çen Av­ru­pa­lı bi­li­m a­dam­la­rı­nı ka­pı­şan ABD ve Rus­ya ara­sın­da­ki bu pay­la­şım mü­ca­de­le­si sa­vaş­tan son­ra da­ha da kı­zış­tı. Ya­ni hem dün­ya­yı pay­laş­tı­lar, hem de Na­zi bi­li­m a­dam­la­rı­nı. Na­zi bi­li­m a­dam­la­rı­nın in­san­lık­dı­şı yön­tem­ler­le yü­rüt­tük­le­ri in­san­lık­dı­şı zih­ni­yet ürü­nü araş­tır­ma­la­rı­nı ken­di el­le­rin­de de­vam et­tir­me­le­ri için ya­rış­tı­lar.

İkin­ci büyük sa­va­şın dün­ya­sı işte bu taş­lar­la örül­dü, sa­de­ce mil­yon­lar­ca in­sa­nın ka­nıy­la su­lan­ma­dı, bu zih­ni­yet­le sı­van­dı.

Ama Ja­pon­ya, da­ha 1931’den baş­la­ya­rak ne­re­dey­se bü­tün Gü­ney As­ya’yı Çin­li­le­rin, Ko­re­li­le­rin, Fi­li­pin­li­le­rin kan­la­rıy­la su­la­mak­tay­dı. Ak­lın al­ma­ya­ca­ğı gad­dar­lık­lar­la, iş­ken­ce­ler­le yüz ­bin­ler­ce in­sa­nı öl­dür­dü­ler. Bu kat­li­am­la­rın iz­le­ri böl­ge­de o ka­dar de­rin ki, bu­gün bi­le atom bom­ba­sı ko­nu­su tar­tı­şı­lır­ken, Ko­re­li­ler ve özel­lik­le de Çin­li­ler, “Nan­king kat­li­amı­nı unut­ma­yın” di­ye çı­kı­şı­yor Ja­pon­la­ra.

Unu­tu­yor­lar mı?

Ja­pon­ya’da ay­dın­lar, ta­rih­çi­ler, bi­li­m a­dam­la­rı, po­li­ti­ka­cı­lar ara­sın­da ta­rih­le­riy­le ger­çek bir yüz­leş­me­ye gi­riş­me­dik­le­ri­ni dü­şü­nen­ler var. Her ve­si­ley­le Ja­pon­ya’nın gü­nah­la­rı­nı deş­me­ye uğ­ra­şı­yor­lar. Ama atom bom­ba­sı da hiç­bir şey­le kı­yas­la­na­ma­ya­cak et­ki­de bir olay. Ja­pon­lar, bu ola­yın da unu­tul­ma­ma­sı­nı, so­rum­lu­luk sa­hip­le­ri kim­ler­se on­la­rın da bu ato­mik yüz­leş­me­yi yük­len­me­si­ni is­ti­yor.

Bu­nun­la be­ra­ber, Ja­pon genç­le­ri, gi­de­rek da­ha faz­la Ame­ri­kan­la­şa­rak ve var­dık­la­rı Ame­ri­kan­laş­ma se­vi­ye­siy­le bir tür­lü ye­ti­ne­me­ye­rek ve ır­ken sa­rı ol­ma­la­rıy­la da ye­te­rin­ce iç hu­zu­ru bu­la­ma­ya­rak saç­la­rı­nı sa­rı­ya bo­yu­yor­lar.

Hi­ro­şi­ma’da 6 Ağus­tos 2001’de Ba­rış Par­kı’nda an­ma et­kin­lik­le­ri sü­rer­ken, par­kın ya­kı­nın­da, bom­ba­nın düş­tü­ğü ye­rin ya­nı ba­şın­da­ki beyz­bol stad­yu­mun­da Hi­ro­şi­ma ta­kı­mı­nın fa­na­tik­li­ğiy­le ün­lü ta­raf­tar­la­rı ye­ri gö­ğü in­let­mek­tey­di. San­ki bu şeh­rin, ta­ri­hin en ölüm­cül si­la­hıy­la mah­vol­muş Hi­ro­şi­ma’nın sa­kin­le­ri de­ğil­ler­miş gi­bi. Bel­ki aşı­rı ka­tı bir yar­gı bu. Bel­ki, ba­zı şey­le­rin içi­ni bo­şalt­ma­dan, acı yü­kü­nü iyi­ce azalt­ma­dan, unut­ma­dan ya­şa­na­mı­yor.

Ama Yo­ko­ho­ma Üni­ver­si­te­si’nde eko­no­mi oku­yan Bul­ga­ris­tan­lı Türk Fer­hat Rüs­te­mov’un şi­kâ­yet­çi ol­du­ğu boş­luk­la yu­ka­rı­da bah­set­ti­ğim boş­lu­ğun, içi­ni bo­şalt­ma­nın bir il­gi­si ola­bi­lir. Tö­ren­le­ri iz­le­mek için Na­ga­za­ki’ye ge­len ve gü­zel bir te­sa­düf so­nu­cu bi­ze ter­cü­man­lık hiz­me­ti ve­ren bu ze­ki genç, okul ar­ka­daş­la­rı­nın boş­lu­ğun­dan, kül­tür­süz­lü­ğün­den ya­kı­nı­yor­du. “Bir şey ko­nu­şa­mı­yor­su­nuz. Bir il­gi alan­la­rı yok. Er­ke­ği de ay­nı, kı­zı da. Evet, bir sev­gi­lim var; cin­sel ola­rak ta­mam da, baş­ka bir şey ya­pı­la­mı­yor. McDo­nalds’ta han­gi ye­ni mö­nü­ler ol­du­ğun­dan, ya da kı­ya­fet­ler­den baş­ka bir şey ko­nuş­mak müm­kün de­ğil.” Na­ga­za­ki’de, Kan­ko-Do­ri Ar­ca­de’da­ki Cof­fee Shop’ta kah­ve içer­ken kom­şu ma­sa­da otu­ran iki genç kı­zı gö­rün­ce Fer­hat’ın söy­le­di­ği şe­yi da­ha iyi an­lı­yo­rum. Ne­re­dey­se bir sa­at bo­yun­ca bu iki kız bir ka­ta­lo­ğu in­ce­le­di­ler, çan­ta çe­şit­leri üs­tü­ne fi­kir yü­rüt­tü­ler, baş­ka da hiç­bir şey ko­nuş­ma­dı­lar.

Stad­yum ve spor sa­lo­nu­nun ya­kı­nın­da bu­lu­nan, sa­hi­bi­nin kız ­kar­de­şi Türk ko­ca­sıy­la Ür­güp’te ya­şa­yan So­bak­ko lo­kan­ta­sın­da ye­mek yer­ken Fer­hat’a so­ru­yo­rum: “Sen üni­ver­si­te­de oku­mak için bu­ra­ya ge­li­yor­sun ama na­sıl üni­ver­si­te bu? Öğ­ren­ci­ler çok za­yıf…” Dert­li Fer­hat: “Li­se eği­ti­min­de so­run var. Üni­ver­si­te­ye gir­mek­ten baş­ka bir şey dü­şü­nül­mü­yor. Bil­gi de­ğil, ez­ber var…”

Na­ga­za­ki’de ba­ba­sıy­la be­ra­ber ga­yet ne­zih bir lo­kan­ta iş­le­ten (za­ten baş­ka ça­lı­şa­nı da yok lo­kan­ta­nın) 32 yaşındaki ba­yan Ki­nu­ko İde­ga­mi de genç­le­rin atom bom­ba­sıy­la fi­lan pek il­gi­le­ri­nin ol­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yor. “Çün­kü üni­ver­si­te­ye gi­riş­te sor­mu­yor­lar bu so­ru­yu.”

Na­ga­za­ki tren ga­rı ci­va­rın­da­ki İka­ku Res­ta­urant’da gar­son ve aş­çı ola­rak ça­lı­şan genç Nu­ba­ru’nun söy­le­dik­le­ri, Ki­nu­ko’nun sap­ta­ma­sı­nı aşan bir bo­yut ta­şı­yor. “Bir­çok genç atom bom­ba­sı­nı bil­mi­yor” di­yor Nu­ba­ru. Ken­di­si bi­li­yor­muş. “Pe­ki, ne dü­şü­nü­yor­sun sen? Kız­gın mı­sın Ame­ri­ka’ya me­se­la” di­ye so­ru­yo­rum. “Ame­ri­ka’ya kız­gın de­ği­lim. Ha­yır, ha­yır. Ben doğ­ma­dan ön­ce ol­muş çün­kü. Öbür Ja­pon genç­le­ri de böy­le dü­şü­nü­yor” di­ye ce­vap ve­ri­yor.

Biz yi­ne Do­za-mac­hi’de­ki, Ja­pon işi ocak­ba­şı di­ye ta­nım­la­na­bi­le­cek Oko­no­mi­tei’ye, Ki­nu­ko’nun ya­nı­na dö­ne­lim. Ki­nu­ko, dün­ya­nın her ­ye­rin­de ko­lay rast­lan­ma­ya­cak tip­ler­den. Do­ğal­lı­ğı, ne­za­ke­ti, dü­rüst­lü­ğü, yar­dım­se­ver­li­ği, ka­fa­sı­nın ça­lış­ma tar­zı ve ha­zır­ce­vap­lı­ğıy­la… Ki­nu­ko, bir şe­kil­de Ja­pon­ya for­mü­lü­nün bir açı­lı­mı­nı su­nu­yor san­ki. Ba­ba­sı Ma­na­bu Man­çur­ya’da doğ­muş. Ja­pon iş­ga­li sı­ra­sın­da Man­çur­ya’da de­mir­yol­la­rın­da ça­lı­şan de­de­si ora­da öl­müş. İki ar­ka­da­şı, atom bom­ba­sı­nın yıl­lar son­ra­sı­nı, son­ra­ki ku­şak­la­rın ha­ya­tı­nı da mü­hür­le­yen et­ki­le­ri­nin kur­ba­nı ol­muş. Ar­ka­daş­la­rın­dan bi­ri­ni da­ha il­ko­kul­day­ken kay­bet­miş kan kan­se­rin­den. Öbü­rü de 5-6 yıl son­ra öl­müş.

Ki­nu­ko ile soh­bet eder­ken, gün­de­min en önem­li tar­tış­ma ko­nu­su­na ge­ti­ri­yo­rum sö­zü. Baş­ba­kan Ju­nic­hi­ro Ko­izu­mi, 15 Ağus­tos’ta (Ja­pon­ya’nın tes­lim ol­du­ğu gün) Ya­su­ku­ni Ta­pı­na­ğı’nı baş­ba­kan sı­fa­tıy­la zi­ya­ret et­me­yi dü­şü­nü­yor­du. Ga­ze­te­le­rin man­şe­tin­den de­vam et­ti tar­tış­ma gün­ler bo­yu. Bu ta­pı­nak­ta her yıl sa­vaş ka­yıp­la­rı anı­lı­yor. Ama bu ka­yıp­la­rın için­de Tok­yo Mah­ke­me­si’n­de yar­gı­la­nıp idam edil­miş bi­rin­ci de­re­ce­den sa­vaş suç­lu­la­rı da var. Ko­nu­nun bu ni­te­li­ğin­den ötü­rü tar­tış­ma ül­ke sı­nır­la­rı­nı anın­da aşıp Çin ve Gü­ney Ko­re’yi de içi­ne çek­ti. Çin son de­re­ce sert bir ül­ti­ma­tom ver­di, bir­kaç Ko­re­li genç, te­le­viz­yon­lar­da da gös­te­ril­di­ği gi­bi, par­mak­la­rı­nı kes­ti…

Ki­nu­ko, “Ko­re ile so­run sa­de­ce II. Dün­ya Sa­va­şı’na da­yan­mı­yor”, di­yor, “da­ha es­ki za­man­lar­dan ge­li­yor, Ja­pon­ya’nın Ko­re’yi iş­ga­lin­den…” Ger­çek­ten de da­ha de­rin ya­ra­lar açan bir iliş­ki var iki ül­ke­nin ara­sın­da. Ja­pon­ya iş­gal­le ye­tin­me­miş, sa­vaş ön­ce­sin­de Ko­re­li ka­dın­la­rı Ja­pon­ya’da fa­hi­şe ola­rak kul­lan­mış, Ko­re­li iş­çi­le­ri ne­re­dey­se kö­le gi­bi her iki ül­ke­de de ça­lış­tır­mış­tı…

“Evet”, di­yor Ki­nu­ko, “Ja­pon­ya ben­ce de özür di­le­me­li ama di­le­se de on­la­rın af­fe­de­ce­ği­ni san­mı­yo­rum”.

As­lın­da, de­rin bir gü­ven­siz­lik or­ta­mı var gi­bi gö­rü­nü­yor Ja­pon­ya’da. Oy­sa, dün­ya­nın ikin­ci bü­yük eko­no­mi­sin­den bah­se­di­yo­ruz. Ki­nu­ko, “II. Dün­ya Sa­va­şı’ndan son­ra ABD bi­zi ko­ru­ya­ca­ğı­nı söy­le­di. Bi­ze yar­dım et­ti. Zen­gin bir ül­ke ola­cak­tık. Unut­tuk onun için. Hal­bu­ki ABD bi­zi ko­ru­maz, me­se­la Ko­re ile sa­va­şır­sak…” di­ye an­la­tı­yor.

Bu gü­ven­siz­lik, ta­mi­rat iş­le­riy­le ge­çi­mi­ni sür­dü­ren 30’la­rın­da­ki Ka­zu­to Ma­su­da’nın söz­le­rin­de de ken­di­ni gös­te­ri­yor: “Baş­ba­kan ta­pı­na­ğa git­me­me­li, ha­yır! Çün­kü kom­şu­lar­la iliş­ki­le­ri dü­şün­mek zo­run­da.”

İn­san, atom bom­ba­sı gi­bi bir olay kar­şı­sın­da “Ben­den ön­ce ol­muş, kız­mı­yo­rum” tav­rın­day­sa ne­yi unut­ma­ya­cak ya da ne­yi ha­tır­la­ya­cak? Ni­ye unut­ma­sın ve­ya ni­ye ha­tır­la­sın? İs­ter Ki­nu­ko’nun söy­le­di­ği gi­bi unut­mak ol­sun, is­ter Nu­ba­ru’nun söy­le­di­ği gi­bi ABD’ye kız­ma­mak ol­sun. Bu tu­tum sa­va­şın bi­ti­min­de baş­la­yan ve 6 yıl sü­ren fi­ili Ame­ri­kan iş­ga­li sı­ra­sın­da da­ya­tıl­mış bir şey­di.

Hi­ro­şi­ma’da, ato­mun bi­rin­ci yı­lın­da, 1946’da bir Ba­rış Fes­ti­va­li dü­zen­len­di (baş­ka bir şey, me­se­la bir pro­tes­to gös­te­ri­si dü­zen­le­ne­cek de­ğil­di ya); şim­di­ki Ba­rış Par­kı’nın bu­lun­du­ğu alan­da. Hiç­bir şey yok­tu ta­bii, yer­le ­bir ol­muş­tu. Sa­de­ce, şu an­da da bom­ba­dan ar­ta­ka­lan şek­liy­le mu­ha­fa­za edi­len “A-bomb Do­me” (A-Bom­ba­sı Kub­be­si) var­dı. Ah­şap bir ku­le di­kil­di. Her­kes ses­siz­ce dua et­ti… ABD aleyh­ta­rı ko­nuş­ma­lar ve ey­lem­ler ya­sak­lan­mış­tı. Ya­ni, ba­rış an­cak deh­şe­ten­giz bir kat­li­am­la ha­tır­la­na­bi­lir bir şey bu du­rum­da. Pek gü­ven tel­kin edi­ci de­ğil ga­li­ba!

Ta­bii, baş­ba­kanın Ya­su­ku­ni Ta­pı­na­ğı’nı zi­ya­ret et­me­si ge­rek­ti­ği­ni dü­şü­nen­ler de var­dı. So­nuç ola­rak Baş­ba­kan Ko­izu­mi, ta­pı­na­ğı zi­ya­ret et­me­di ama bu tar­tış­ma­yı or­ta­ya çı­ka­ran, Ko­izu­mi’yi de bu tar­tış­ma­yı aç­ma­ya iten şey Ja­pon­ya’da hep var­dı; uyu­yor­du bel­ki ve şim­di ya­vaş ya­vaş uya­nı­yor. Bu­nun bir gös­ter­ge­si, eş­za­man­lı ama da­ha uzun bir sü­re­ye ya­yı­lan bir baş­ka tar­tış­ma: Okul­lar­da oku­tu­lan ta­rih ki­tap­la­rı­nın da­ha mil­li bir ba­kış açı­sıy­la ya­zıl­ma­sı­nı ön­gö­ren de­ği­şik­lik. Bu tar­tış­ma­lar he­men so­nuç­la­na­cak gi­bi gö­rün­mü­yor ama bir kim­lik so­ru­nu Ja­pon­ya’da da ya­şa­nı­yor ve bu ko­nu ulus­la­ra­ra­sı alan­da da­ha çok his­se­di­le­cek. Ana­ya­sa­da da yer alan dı­şa­rı­ya as­ker gön­der­me­me il­ke­si 11 Eylül’den sonra de­ğiş­ti­ril­di mesela. Ay­rı­ca, Gü­ney As­ya’da “is­tik­ra­rın ko­run­ma­sı ça­ba­la­rın­da” Ja­pon­ya’nın da­ha çok rol al­ma­sı ko­nu­su Ame­ri­kan ba­sı­nın­da da son bir­kaç yıl­dır sık­ça tar­tı­şı­lan bir me­se­le…

“Ta­mam, zen­gi­niz ama biz ki­miz? Sa­de­ce pa­ra sa­hi­bi ol­mak­la her şey bit­mi­yor” di­yor, NBC (Na­ga­za­ki Bro­ad­cas­ting Com­pany) te­le­viz­yon ka­na­lın­da prog­ram di­rek­tö­rü olan Kis­hi­ka­wa Ma­sa­hi­ro. Ko­nuş­tuk­ça da­ha net or­ta­ya çı­kan bir Ame­ri­kan aleyh­tar­lı­ğı var. Ma­sa­hi­ro gi­bi açık­ça ve bi­linç­li ola­rak ifa­de eden­le­rin sa­yı­sı az ol­sa da ABD’ye du­yu­lan kız­gın­lık uy­gun ze­min bu­lur bul­maz ken­di­ni gös­te­re­bi­li­yor. Ge­çen se­ne Oki­na­wa’da bir Ame­ri­kan as­ke­ri­nin bir Ja­pon kı­za te­ca­vüz et­ti­ği id­di­asıy­la gö­zal­tı­na alın­ma­sı üze­ri­ne ge­niş çap­lı pro­tes­to gös­te­ri­le­ri ya­pıl­mış­tı. (Mah­ke­me hâ­lâ sü­rü­yor.) Oki­na­wa bi­raz özel bir du­rum bir ba­kı­ma. Bi­lin­di­ği gi­bi sa­vaş­ta Ame­ri­ka­lı­lar ta­ra­fın­dan iş­gal edil­miş­ti ve çok kan­lı çar­pış­ma­lar ya­şan­mış­tı. şim­di de Ja­pon­ya’da­ki Ame­ri­kan as­ker­le­ri­nin 25 bin ka­da­rı Oki­na­wa’da üs­len­miş du­rum­da.

Bü­tün ba­rış nu­tuk­la­rı­na rağ­men ye­ri­ne otur­ma­yan, bel­ki in­san­la­rın içi­ne otu­ran bir şey var ya­ni. Ki­nu­ko’nun şu söz­le­ri bu du­ru­mun ga­yet iyi bir gös­ter­ge­si: “Ame­ri­ka­lı ar­ka­daş­la­rım var. Ga­yet iyi ara­mız, me­de­ni… Ama bi­raz için­ce, ‘Biz sü­per gü­çüz, en bü­yük bi­ziz. Her şey biz­den so­ru­lur’ di­yor­lar. Ber­bat bir şey!”

Doğ­ru­su, üze­rin­den hay­li za­man geç­miş ol­sa da tra­jik bir olay hak­kın­da fi­kir sor­mak bi­raz ağır ge­li­yor ba­na. Yi­ne de, en çok tar­tı­şı­lan ko­nu­yu, “Atom bom­ba­sı­na ge­rek var mıy­dı” so­ru­su­nu bir Ja­po­na sor­mak is­ti­yo­rum.

Ki­nu­ko, hiç du­rak­sa­ma­dan, ga­yet so­ğuk­kan­lı ve bu ko­nu­yu da­ha ön­ce­den dü­şün­dü­ğü bel­li olan bir eday­la “Ben­ce, ABD atom bom­ba­sı­nı at­ma­say­dı Ja­pon­ya tes­lim ol­maz­dı” di­yor. Bi­raz şa­şır­dı­ğı­mı far­k e­din­ce de­vam edi­yor: “Du­rum bi­lin­mi­yor­du. Hü­kü­met her şe­yi sak­lı­yor­du halk­tan.”

Doğ­ru, deh­şet­li bir pro­pa­gan­da ör­gü­tü gi­bi ça­lı­şı­yor­du hü­kü­met.

Bu ne ka­dar tat­min­kâr bir açık­la­ma ola­bi­lir? Bi­li­yo­ruz ki, Ja­pon­ya ik­ti­dar er­kin­de ba­zı un­sur­lar hâ­lâ vu­ru­şa­rak ma­sa­ya otur­ma ha­ya­li ku­ru­yor ol­sa da, im­pa­ra­torun da ni­ha­yet da­hil ol­du­ğu ba­rış yan­lı­sı grup ipi ele al­mış­tı. Ama ne ça­re!

Ül­ke baş­tan ba­şa yı­kıl­mış­tı. Hi­ro­şi­ma ha­riç. Hi­ro­şi­ma, bü­tün bu uzun sa­vaş sü­re­sin­ce sa­de­ce bir ke­re, 30 Ni­san 1945’te bom­ba­lan­mış­tı. Bir tek bom­ba düş­müş­tü şeh­rin mer­ke­zi­ne ve 14 ki­şi öl­müş­tü. Bu ne­ye yo­rul­ma­lıy­dı? Hi­ro­şi­ma­lı­lar iyi­ye yor­du. Kö­tü­ye yo­ra­cak bil­gi sa­hi­bi yok­tu; Ja­pon­ya’da da, bir­kaç Ame­ri­ka­lı yet­ki­li ve bilim adamı­nı say­maz­sa­nız dün­ya­da da.

Şe­hir­de ABD’nin Hi­ro­şi­ma’yı bom­ba­la­ma­ya­ca­ğı de­di­ko­du­su ya­yıl­dı. Çün­kü bir­çok Hi­ro­şi­ma­lı sa­vaş­tan ön­ce ABD’ye göç et­miş­ti ve bir­ço­ğu şim­di ABD va­tan­da­şıy­dı. İş­te bu yüz­den Hi­ro­şi­ma’yı ay­rı tu­tu­yor­lar­dı.

Son­ra bir de­di­ko­du da­ha çık­tı: Baş­kan Tru­man’ın bir ak­ra­ba­sı Hi­ro­şi­ma’day­dı ve bu şeh­rin bom­ba­lan­ma­sı­na as­la izin ver­mez­di.

Yi­ne de tu­haf bir uya­rı var­dı: Hi­ro­şi­ma’ya o tek ha­va sal­dı­rı­sı sı­ra­sın­da dü­şü­rü­len ABD uça­ğı­nın iki pi­lo­tu esir alın­mış­tı. Ufak te­fek ya­ra­la­rı var­dı. Sıh­hi­ye bir­li­ğin­den Ha­ruo Ma­su­mo­to, pi­lot­la­rın ya­ra­la­rı­na elin­de­ki tek ilaç olan ten­tür­di­yo­tu sü­rü­yor­du. Pi­lot­lar sor­gu­la­nır­ken de ar­ka­da dur­du ve din­le­di: Pi­lot­lar­dan bi­ri dur­ma­dan “Aw­ful, aw­ful” di­ye mı­rıl­da­nı­yor­du. “Ne­dir kö­tü olan” di­ye so­rul­du­ğun­da “Esir düş­müş ol­mam de­ğil. Ya­kın­da Hi­ro­şi­ma’ya kor­kunç bir bom­ba atı­la­cak ve tüm şe­hir or­ta­dan kal­ka­cak. Ben de şe­hir­le bir­lik­te yok ola­ca­ğım; kö­tü olan bu iş­te” ce­va­bı­nı ver­di. “Pi­lo­tun ‘kor­kunç bom­ba’sı­nı saç­ma bul­duk ve he­pi­miz gül­dük onun kor­ku­su­na.”

İşin ger­çe­ği, Hi­ro­şi­ma­lı­lar, da­ha kö­tü­sü­ne, hat­ta en kö­tü­sü­ne ma­ruz bı­ra­kı­la­cak­la­rı için ABD yö­ne­ti­mi ta­ra­fın­dan ko­ru­nu­yor­du. Hi­ro­şi­ma, atom bom­ba­sı için se­çil­miş dört he­de­fin ilk sı­ra­sın­day­dı. Was­hing­ton, 3 Tem­muz 1945’te Pa­si­fik’te­ki ko­mu­tan­la­rı­na dört şeh­rin bom­ba­lan­ma­ya­ca­ğı­nı bil­dir­di: Hi­ro­şi­ma, Kyo­to, Ko­ku­ra, Ni­iga­ta (son­ra­dan Na­ga­za­ki ile de­ğiş­ti­ril­di).

He­def­ler se­çi­lir­ken bom­ba­nın et­ki­si­ni en iyi gös­te­re­cek yer­ler ol­ma­sı­na dik­kat edil­miş­ti. Hi­ro­şi­ma ne­re­dey­se düm­düz bir şe­hir, do­la­yı­sıy­la bom­ba­nın et­ki­si­ni azal­ta­bi­le­cek bir pü­rü­ze sa­hip de­ğil. Ah, bir de ta­bii as­ke­ri şe­hir­ler ola­cak­tı. Hi­ro­şi­ma et­ra­fın­da­ki de­niz üs­le­ri sa­vaş­ta yar­dım ve kur­tar­ma işin­de ak­tif rol al­mış­tı.

Bek­le­nen et­ki­yi yap­tı 6 Ağus­tos 1945, pa­zar­te­si gü­nü sa­at 08:15’te atı­lan bom­ba. En şans­lı­lar he­men o sa­ni­ye­den de az za­man bi­ri­mi için­de ölen­ler­di. Bir de me­se­la as­ke­ri üs­ler­de­ki in­san­lar. Çün­kü üs­ler bom­ba­nın düş­tü­ğü nok­ta­nın 4 ki­lo­met­re uza­ğın­day­dı.

Bom­ba şeh­rin mer­ke­zin­de her ye­ri ve her ­şe­yi yok et­miş­ti. Ula­şım, ha­ber­leş­me, yi­ye­cek, içe­cek… Hiç­bir ha­yat be­lir­ti­si yok­tu, can çe­ki­şen in­san­la­rın inil­ti­sin­den, ya­ra­lı­la­rın fer­yat­la­rın­dan, ya­kın­la­rı­nı ara­yan­la­rın çağ­rı­la­rın­dan baş­ka. Yar­dım bi­le is­te­ne­me­miş­ti onun için. Ha­ber­leş­me hat­la­rı ke­sik­ti. Baş­kent, hü­kü­met, du­ru­mu tam ola­rak öğ­re­ne­me­di.

ABD, o çok tar­tı­şı­lan “ön­ce uya­ra­lım” uya­rı­la­rı­na an­cak o gün ku­lak as­ma­ya ka­rar ver­di ve Ja­pon şe­hir­le­ri­ne Ame­ri­kan uçak­la­rı bil­di­ri­ler at­tı. şöy­le de­ni­yor­du:

“(…) Bu si­la­hı ana­yur­du­nu­za kar­şı he­nüz kul­lan­ma­ya baş­la­dık. Eğer hâ­lâ her­han­gi bir şüp­he­niz var­sa, sa­de­ce bir atom bom­ba­sı düş­tü­ğün­de Hi­ro­şi­ma’ya ne ol­du­ğu­nu bir öğ­re­nin. (…) siz­den sa­va­şı bi­tir­mek için im­pa­ra­tora baş­vur­ma­nı­zı is­ti­yo­ruz. Baş­ka­nı­mız şe­ref­li bir tes­li­mi­ye­tin 13 şar­tı­nı si­zin için be­lir­le­di: Si­zi bu şart­la­rı ka­bul et­me­ye ve ye­ni, da­ha iyi ve ba­rış­se­ver bir Ja­pon­ya kur­ma işi­ne baş­la­ma­ya ça­ğı­rı­yo­ruz. (…) He­men ha­re­ke­te ge­çin ve­ya bu bom­ba­yı ve di­ğer üs­tün si­lah­la­rı­mı­zı sa­va­şı der­hal ve zor­la bi­tir­mek için ka­rar­lı­lık­la kul­la­na­ca­ğız. ŞE­HİR­LE­Rİ­Nİ­Zİ BO­ŞAL­TIN.”

Doğ­ru­su, bom­ba her ­şe­yi ve ha­ber­leş­me­yi de im­ha et­ti­ği için baş­kent Tok­yo’nun ye­ter­li bil­gi­yi al­ma­sı bi­le iki gün sürdü. (Ja­pon bi­li­m a­dam­la­rı­nın yap­tığı araş­tır­ma­la­ra, ey­lül ve ekim ay­la­rın­da ha­zır­la­dık­la­rı bel­ge­se­le ABD el koy­muş ve bir kıs­mı­nı 1967’de, bir kıs­mı­nı da 1973’te ver­mişti. Ame­ri­kan as­ker­le­ri ve bi­li­m a­dam­la­rı da ekim ayın­da in­ce­le­me­ler yap­mıştı, so­nuç­la­rı­nı ise ABD hiç­bir za­man açık­la­ma­dı.)

İkin­ci atom bom­ba­sı­nın Na­ga­za­ki’ye atı­la­ca­ğı­nı, bom­ba­yı atan­lar bi­le bir sa­at ön­ce­si­ne ka­dar bil­mi­yor­du. Çün­kü ikin­ci he­def Ko­ku­ra idi. Ama “şiş­ko”yu ta­şı­yan Bock’s Car sa­at 10:00 ci­va­rın­da Ko­ku­ra üze­ri­ne gel­di­ğin­de gö­rüş açık­lı­ğı­nın ye­ter­li ol­ma­dı­ğı­nı gör­dü. Zi­ra, iki gün ön­ce bom­ba­la­nan bir çe­lik te­si­si­nin hâ­lâ tüt­en du­manı bom­ba­la­ma­nın en önem­li şar­tı olan gö­re­rek atı­şı en­gel­li­yor­du. Gö­rüş açık­lı­ğı şart­tı çün­kü, ra­dar tek­no­lo­ji­si he­nüz o ka­dar ge­liş­kin de­ğil­di ABD’de ve ay­rı­ca, atom bom­ba­sı­nın et­ki­si­ni gör­mek, kay­det­mek is­ti­yor­lar­dı. Böy­le­ce uçak, Ko­ku­ra’nın ye­de­ği olan Nagazaki’ye dön­dü. Nagazaki de 11:02’de cehen­neme dön­dü.

Atlas Mart 2002 / Sayı 108

Benzer Yazılarımız

Yorum Yap