Kök Hücre: Yedek Yaşam

Kök Hücre: Yedek Yaşam

Çaresiz sayılan hastalıkların tedavisi için umut vaat ediyorlar. Güvenli ve etkili kullanımları konusunda çalışmalarını sürdüren bilim insanlarının hayal gücünün sınırlarını zorlayan buluşlarıyla hedefe adım adım yaklaşılıyor. İsveç Lund Üniversitesi Deneysel Tıp Bölümü’nde doktora çalışmasını yapan Oktar Güloğlu kök hücreler konusunu Atlas okurları için kaleme aldı.

Yazı ve Fotoğraflar: M. Oktar Güloğlu

Ünlü Beatles grubunun “The Long and Winding Road” (Uzun ve Dolambaçlı Yol) adlı şarkısındaki sözler, sürekli yeni gelişmeler peşinde koşan bilim insanlarının yaşadıklarını çok iyi ifade eder:

“…Birçok defa yalnızdım/ Birçok defa ağladım/ Ne kadar faklı yollar denediğimi/ Hiçbir zaman bilemeyeceksin…”

Bazen sadece dinlediğiniz radyodur bu yalnızlıkta bilim insanına eşlik eden. Laboratuvarın bir köşesine konmuş, eski model, hafif cızırtılı ses çıkartan bir radyo. Bir tatil günü yine gecelere kadar çalışıp enerjiniz bittiğinde, bilimsel bir gelişmeyle ilgili bir haberi verdikten sonra radyo sunucusunun eklediği, “birçoğunuz şu anda evde sevdikleriyle birlikte zaman geçirirken, unutmayın ki birçok yerde bilim insanları sevdiklerinden uzak, benzer buluşlar peşinde canla başla çalışıyor” sözleridir motivasyonunuzu geri getiren. Bu uzun ve dolambaçlı yolların virajlarından yorulmuşken, hiç beklemediğiniz bir anda, hiç beklemediğiniz bir yabancının sizin özverilerinizden söz etmesidir tüylerinizi diken diken eden.

Tarihte kök hücre yolculuğu, yaklaşık yarım asır önce kemik iliğinde bulunmasıyla başlasa da, kök hücreler konusundaki gelişmelerin hız kazanması ancak son 20 yılda oldu. Wisconsin Üniversitesi’nden James Thomson’ın 1998 yılında insan embriyonik kök hücrelerini bulması bilim camiasında ve kamuoyunda büyük bir heyecan yarattı. Çünkü erişkin kök hücrelerin aksine, embriyonik kök hücreler vücuttaki tüm hücrelere dönüşebilme yeteneğine sahipti ve bu özellikleriyle birçok hastalığın tedavisi için umut vaat ediyorlardı.

Fakat tek bir sorun vardı, embriyonik kök hücreler döllenme sonrası beş-dokuz günlük evredeki embriyolardan elde ediliyordu. Bu durum etik tartışmaları da beraberinde getirdi. Bir yandan çalışmalar tüm hızıyla devam ederken, bir yandan da etik tartışmalar hararetleniyordu. Evangelist Goerge W. Bush’un başkan olduğu ABD’de 2001 yılında, kamusal fonların embriyonik kök hücre soylarını içeren çalışmaları desteklemesini  yasaklayan bir kanun çıkarıldı. Yasa çıkarılmadan önce oluşturulmuş embriyonik kök hücre soylarıyla yapılan ve yapılacak çalışmalar devlet fonlarındaki bu kısıtlamadan etkilenmiyor, özel fonlar ise eyalet yasalarına uymak koşuluyla kök hücrelerle yapılan çalışmalara kanundan bağımsız olarak destek verebiliyordu.

Embriyonik kök hücreler ekseninde dönen bu etik tartışmalar ve düzenlemelerin bize yansıması ise çok sert ve acımasız oldu. Bu alandaki Türkiye’deki çalışmalar daha yenilerde başlamış ve emekleme aşamasındayken, 19 Eylül 2005 tarihinde yazılıp valiliklere gereğinin yapılması için iletilen bir genelge ile embriyonik kök hücre çalışmaları tamamen yasaklandı. Karar, konuyla ilgili bilim insanlarına genelgeden yaklaşık bir hafta sonra, 27 Eylül 2005 günü, The Marmara Oteli’nin kongre salonunda Türkiye Bilimler Akademisi öncülüğünde düzenlen kök hücre sempozyumunda Sağlık Bakanlığı’nın temsilcisi tarafından ayrıca tebliğ edildi. Akranları yürürken, emekleme aşamasında olan Türkiye’deki çalışmalar için hüküm verilmiş, hükümet tarafından bacakları kesilmişti. Bir kısım bilim insanı devam eden projelerini yarım bırakıp çöpe atmak zorunda kaldı, bir kısmı güncel bilimsel gelişmelerin uzağında kalmayıp uygulayabilmek için ilk fırsatta yurtdışına gidip – kıvılcım olarak çıkıp ateş olarak dönmek için- çalışmaya başladı. O sıralar Türkiye’ye dönme niyetinde olan bir kısmı da fikirlerini değiştirip yurtdışında kalma yolunu seçti.

Doğru soruların sorulmadığı tartışmalarda sağlıklı bir sonuca ulaşmak imkânsızdır. Nitekim öyle de olmuştu. Din adamlarından politikacılara, avukatlardan sosyologlara kadar birçok farklı kesimden insanın yer aldığı gruplar, çeşitli platformlarda embriyonik kök hücreleri tartışmış; ama bu işin mutfağında olan bilim insanları buralarda çok fazla yer alamamış, tartışmaları yönlendirme şansı pek yakalayamamıştı. Özellikle bu tartışmalar embriyonun kaç günlükken bir birey kabul edileceği ve insan hayatının kutsallığı üzerinden yürütülüyor, bu yüzden de asıl soru pek gündeme getirilemiyordu: Araştırmalarda kullanılan embriyonik kök hücreler genelde nereden ve nasıl elde ediliyor?

Fotoğraf: Kök hücreler vücudumuzda bulunan çok farklı hücre tiplerine dönüşebiliyor. Özellikle çeşitli hastalıklarda hasar gören beyin hücrelerini yenilemek üzere onlara dahi dönüşebiliyorlar. Beynimizde sadece nöronlar (fotoğrafta kırmızı renkte) bulunmuyor. Hatta nöronlardan daha fazla sayıda glia hücreleri (fotoğrafta yeşil renkte) yer alıyor. Glia hücrelerinin görevi, nöron hücrelerini destekleyip beslemek. Son çalışmalar, bu hücrelerin de çeşitli hastalıklarda rol oynadığını gösterdi.

Kök hücreler sadece nöron hücrelerine değil, glia hücrelerine de rahatlıkla dönüşebiliyor.

Yazının devamını Atlas’ın Şubat 2015 sayısında ya da iPad, iPhone, Android Şubat 2015 uygulamalarında okuyabilirsiniz.

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.doganburda.atlasandroid&hl=tr

https://appsto.re/tr/o68l1.i

Atlas Şubat 2015 / Sayı 263

Paylaş: