İnceğiz Mağaraları; Kentin Balkonu

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on PinterestShare on VK

İstanbul’da insan eliyle yapılmış en eski apartmanlardan biri… İnceğiz kayalarının oyularak yerleşime dönüştürülmesinin bilinebilen tarihi yaklaşık 5 bin yıl öncesine dayanıyor. Kentin tarihinde çok önemli bir yere sahip bu oluşumlara ulaşmak çok kolay. Etrafındaki mesireler keyifli bir hafta sonu geçirmeye de elverişli.

Yazı ve Fotoğraflar: Yıldırım Güngör

İstanbul’un Çatalca  ilçesinin İnceğiz Köyü’nün hemen yanı başındaki mağaraları ziyaret edeceğiz bugün. Mağaralar köylüler tarafından Kemal Sunal mağaraları olarak da biliniyor. Bunun nedeni başta Salako olmak üzere Kemal Sunal’ın  filmlerindeki bazı mağara sahnelerinin burada çekilmiş olması. Mağara demek ne kadar doğru olur bilemiyorum. Kayalar,  oyuk olduğu için mağara tanımına uyuyorlar ama aslında burası büyük bir yerleşim yeri. Eski bir apartman da diyebilirsiniz. O zamanlardaki sayıyla bir köyün burada yaşadığını söylemek hiç de abartı olmaz. Şimdi mağara dediğimiz oluşumlar doğal değil. Tümü insan tarafından killi kireçtaşı kayası oyularak yapılmış. Bu kaya, şekillendirmeye uygun bir litolojiye sahip. İlk yapıldığı zamanlarda birbirine bağlanan dört katlı bir yerleşim bölgesiymiş. Zaman içinde gerek aşınma, gerekse büyük depremler sonucunda bazı kısımları yıkılarak bu bağlantı kopmuş. Mağaraların Cenevizlilerden kaldığı söyleniyor söylenmesine de aslında öyküsünün çok eskilere dayandığından hiç kuşkum yok.

Çatalca’nın kuzeybatısındaki İnceğiz Köyü yakınlarında, Karasu Deresi’nin oluşturduğu derin vadi içinde yer alan, insan eliyle oluşturulmuş üç katlı Bizans Manastır Mağaraları ve Kaya Kiliseleri bilim dünyası tarafından 1950’li yıllarda keşfedildi.

Çatalca’nın kuzeybatısındaki İnceğiz Köyü yakınlarında, Karasu Deresi’nin oluşturduğu derin vadi içinde yer alan, insan eliyle oluşturulmuş üç katlı Bizans Manastır Mağaraları ve Kaya Kiliseleri bilim dünyası tarafından 1950’li yıllarda keşfedildi.

Katın birinde  küçük bir şapel var. Ayrıca odalardan birinde de  büyük bir haç kabartması. Yani mağaralar bir dönem Hıristiyanlar tarafından yoğun olarak kullanılmış. Bu nedenle mağaraları Hıristiyanların yaptığı sanılıyor. Aslında o dönemde epey bir genişleme yaşanmış, ama mağaraların daha eski zamanlarda yapılmış olduğu düşünülüyor. İstanbul’un ilk sakinlerinin 400 bin yıl önce Yarımburgaz Mağarası’nda yaşadığını, daha sonra Yenikapı’da 8 bin yıllık bir köyün bulunduğunu da düşünürsek Hıristiyanlıktan çok daha önce buralarda da birileri yaşamış olmalı. Bu konuda ne yazık ki çok fazla bilgi yok. Bunlar benim kişisel gözlemlerim.

Mağaraların girişindeki tabelada tarihinin 5 bin yıl öncesine kadar uzandığı yazıyor. Bu tür eski yerleşim yerlerinde toprağın içinden mutlaka eski aletler çıkar ancak burası bir derenin hemen kenarında olduğu için seller her şeyi silip süpürmüş olmalı. Mağara içindekileri de yüzlerce yıllık süre içinde yörede yaşayanlar tahrip etmişlerdir. Buradaki yerleşimler  3-4 bin yıl öncesine kadar, yani kalkolitiğe kadar gidebilir diye düşünüyorum.

Kaymakamlık bir proje ile mağaralara giden patikaya tahta merdivenler döşemiş. Mağaranın dışarı açılan boşlukları da zincirlerle kapatılmış ve öylece bırakılmış. Ne bir denetleyen var, ne de koruyan. Geçen yıl gittiğimde içeride davul zurna çalarak halay çeken insanlar görmüştüm.

İnceğiz’deki mağara kireçli kaya kütlesinin kolayca oyulabilen bir özelliğe sahip olmasından ötürü insanlar tarafından rahatlıkla kullanılabilen doğal yapılar olmuştur. Arkeologlar bunların İS 4-5’inci  yüzyıllardan 14. yüzyıla kadar kullanıldığını düşünüyorlar.

İnceğiz’deki mağara kireçli kaya kütlesinin kolayca oyulabilen bir özelliğe sahip olmasından ötürü insanlar tarafından rahatlıkla kullanılabilen doğal yapılar olmuştur. Arkeologlar bunların İS 4-5’inci yüzyıllardan 14. yüzyıla kadar kullanıldığını düşünüyorlar.

Mağaraları en alttan başlayarak gezebilirsiniz. Giriş mağaralarından yukarı katlara çıkan merdivenler çökmüş. Sadece ikinci katın biraz altında bir yerde birkaç basamak gözüküyor. Bir üst kata çıkmak için köprünün hemen karşısındaki patikadan yukarı çıkmak gerekiyor. Patika biraz kaygan. Dikkatli olmakta fayda var. Önce yükselen patika bir noktada sağa kıvrılarak aşağı inmeye başlıyor. Mağaraların en iyi korunmuş bölgesi burası. Ancak bir o kadar da pis. Mağarada zaman geçirenler tüm pisliklerini odalarda bırakmışlar ne yazık ki. Duvarlara yazdıkları da cabası. Her gittiğimde yeni yazılar görüyorum. Bu mağaralar Avrupa’nın her hangi bir ülkesinde olsaydı, bulunduğu bölgenin ekonomik refahına büyük bir katkıda bulunurlardı.

Neyse yürüyüşe dönelim; patikanın bitimindeki bu alanda küçük galerilerle birbirine bağlanan odalar var. Bu odalardan birinden merdivenlerle  bir üst kata çıkılıyor. Merdivenler biraz kaygan ve dik. Bu noktadan manzara çok güzel. Mağaraların hemen yanı başından akan Karasu Deresi hem etkileyici, hem de ürkütücü. Dere içinde geçen yıl yaşadığımız büyük selin izleri hâlâ duruyor.Bu alan içinde piknik de yapabilir veya buradaki kır lokantasında karnınızı doyurabilirsiniz. İstanbul’dan buraya ulaşmak bir saatinizi alır. Yapacağınız tek şey sabah erkenden kalkmak ve yola çıkmak. Büyükçekmece’den Çatalca istikametine döndükten sonra yol sizi Çatalca’ya kadar götürür zaten. Çatalca’dan Sarar yönüne devam ederken yolun 4. kilometresinde İnceğiz tabelasını göreceksiniz.

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on PinterestShare on VK

Paylaş: