YUŞÂ TEPESİ VE YOROS KALESİ

Picture 12 of 12

Mitolojik öykünün Boğaziçi’nden Karadeniz’e ilerleyişindeki duraklardan biri olan Anadolu Hisarı, bir balıkçı yerleşimi olmaktan gelen özelliklerinin çok azını da olsa koruyabilmiş. Bu bölge karşısındaki Rumeli Kavağı’yla mitolojide Altın Postu arayan Argonotların serüveninde önemli bir yere sahiptir.

Örneğin mitolojinin boks maçlarından biri buradaki Yuşa Tepesi’nde yapılmış. Argonotlardan yumrukları güçlü Polluks’la vahşi bir güce sahip dev kral Amycus arasındaki günler süren dövüşü Polluks kazanmış ve Amycus’u bu maçta öldürmüş. Öykü, buradaki 12 metre uzunluğundaki mezarın işte bu dev krala ait olduğunu söylüyor.

Pek çok kaynak bu tepenin tarihin ilk dönemlerinden itibaren kutsal bir yer olarak kabul edildiğini söyler. Nasıl kutsal kabul edilmesin ki; Yuşa Tepesi 200 metre yüksekliğiyle buradaki en yüksek tepedir. Bu tepeden Boğaziçi’ni seyretmek başlı başına bir tılsım, doğanın insana verdiği bir kutsallıktır. Resim sanatının aklı başında erbaplarının Boğaziçi’ni resmetmek için bu tepeyi seçmeleri boşuna değildir. İstanbul tarihiyle ilişkisi olmuş çeşitli uygarlıklar burada kendi inançlarının tarihini aramış, görmüş, yaratmış. Bugün hiçbir iz kalmamış ama kimi kaynaklar burada ilkçağlardan kalma Zeus Tapınağı’nın, Bizans döneminde bir kiliseye çevrildiğinden söz ediyor. Kimi teolojik kaynaklar Yuşa Peygamber’in, Musa Peygamber tarafından fethedilmek istenen Kenan ülkesinden haber toplamak için gönderilen on iki casustan biri olduğunu ve Musa’nın ölümünden sonra Kenan’ı fethedip topraklarını on iki kabile arasında bölüştürdüğünü yazıyor. Kimi teolog, Musa Peygamber’den sonra gelen peygamberlerden biri olduğunu söylüyor. İslamiyet’ten sonra buradaki türbenin, Yahya Efendi, Aziz Mahmud Hüdai ve Telli Baba’yla birlikte Boğaziçi’nin dört koruyucusundan biri olan Hazreti Yuşa’ya ait olduğuna inanılıyor. Bu inanç “Yuşa Hazretleri’nin, Musa Peygamber’le birlikte Mecma’ül bahreyn’e (Boğaziçi) geldiğini ve bir savaş esnasında Sütlüce’de öldüğünü, ama İstanbul’un bu en müsemma tepesine gömüldüğüne” dayanıyor. Buraya gelen yoğun ziyaretçi kitlesine hizmet vermek gerekçesiyle 1990’lı yıllarda türbenin yakınlarına kimi yapılar inşa edildi. Bu olağanüstü tepenin aşağıdaki tamamlayıcısı Yoros Burnu’dur. Burada, Bizans kalesi kapladığı alan bakımından İstanbul’daki en büyük kaledir. Boğaziçi’nin tılsımına bu kalenin içindeki kulelerden bakınca bir renkler senfonisi görülebiliyor. “Derdini Marko Paşa’ya anlat” deyiminde adı geçen Marko Paşa’nın konağı da burada. Sultan Abdülaziz’in hekimbaşı olan Marko Apostolidis, Hilal-i Ahmer’in yani günümüzdeki Kızılay’ın kurulmasında da başrolü üstlenenlerden biridir. Bu usta hekim ve aktivist, çözemeyeceğini bildiği sorunları, bir yere varmayacak yakınmaları bile sabırla dinlemesiyle ünlenmiş…

Fotoğraf: Turgut Tarhan