Anasayfa KeşfetDoğa Coğrafya Önce fındık vardı

Önce fındık vardı

Özge Çolak

Fındıklık koskoca bir dünyanın adıdır Karadeniz’de. Her şey onun etrafında döner. Hayatlar değişir, insanlar değişir, hayat tarzları değişir; fındıklık hep oradadır. Fındık denilince sadece Türkiye’de değil, dünyada da akla önce Giresun ve “tombul”u gelir.

YAZI: MELİH ŞABANOĞLU / FOTOĞRAFLAR: BÜLENT ÖZALP

Burası Giresun. Konuştukları kolayca anlaşılan, konuştukları kelimeler yazıya döküldüğünde ise anlaması çok da kolay olmayan insanların ülkesi. Bazen muziplik yapmak, bazen pazarlamada fark yaratmak için yazıya dökülmeye başlayan bu dile “Giresunca” deniliyor. Bu akıma Giresun Belediyesi de katılmış. Şehirdeki ilan panolarında “Haydin bacceye” (haydi bahçeye) diye sesleniliyor Giresunlulara. Bahçe dedikleri fındıklık. (En üstteki fotoğraf MESUT AYDIN: Giresun’un Bulancak ilçesine bağlı Yalıköy’de, dede Hamdi Koç bahçenin eğimli kısmında fındıkları dalından elle toplarken, kendisiyle aynı adı taşıyan torunu da onu izliyor. )

Fındıklık deyince burada bir nefes almak gerek. Çünkü fındıklık koskoca bir dünyanın adıdır Karadeniz’de. Her şey onun etrafında döner: Günlük hayat, çocukluk, sünnet, düğün; velhasıl yaşamın tüm milatları onun etrafında akar. Hayatlar değişir, insanlar değişir, hayat tarzları değişir; fındıklık hep oradadır. Sadece insanları ve hayvanları değil; rüyaları, özlemleri ve hatıraları da fındıklık besler. Özellikle de hatıraları.

Birçok gurbetçi Karadenizlinin, aylar veya yıllar sonra köye ve fındıklığa adımını atması, çocukluğuna yeniden adım atmasıdır aslında. O masumiyet çağı, fındıklığın o hiçbir şeye benzemeyen kokusunun duyulmasıyla yeniden hatırlanır. Birbiri ardına sökün eder anılar. O kokuyla başlar her şey.

Aslında çoğu Doğu Karadenizlinin hatırasını süsleyen bu koku binlerce yıldır burada. Binlerce yıl boyunca kavimler, kültürler, savaşlar, acılar, yok oluşlar geldi geçti, ama o koku hep buradaydı. Nereden biliyoruz bunu? Her şeyden önce “fındık” kelimesinin etimolojisinden. Etimoloji, fındık sözcüğünün, başta Türkçe olmak üzere birçok dile, antik dönemde deniz anlamına gelen “pontos”tan türetilen “pontik” kelimesinden geçtiğini gösteriyor bize. Örneğin Farsçaya “fonduk”, Arapçaya da “bunduk” olarak geçmiş “pontik” kelimesi.

Toplanan fındıklar daha sonra 50 kilogramlık çuvallara doldurularak harman yerine taşınıyor

Hint-Avrupa dillerinde fındık anlamına gelen “hazel/hasel” kelimesinin kökeni ise proto Hint-Avrupa dilindeki “koselo” kelimesine dayanır. Fındığın Latincedeki karşılığı olan “corylus” sözcüğü de bu kelimeden türetilmiştir.

Burada önemli bir yol ayrımına gelmiş bulunuyoruz. Çünkü Hint-Avrupa dillerinde fındık sözcüğünün ayrı bir köke sahip olması, bu dilleri konuşan coğrafyalarda fındığın bir kültür bitkisi olarak binlerce yıl önce var olduğunu gösteriyor bize. Nitekim Britanya’da Staffin Körfezi’nde çalışan Higlands&Islands Üniversitesi’nden bir ekip, İÖ 6 binlerde Britanya’da yaşayan bazı avcı-toplayıcı toplulukların fındık yediğini ortaya koydu.

Bu nedenle Kelt mitolojisinde ve onların ruhani sınıfını oluşturan Druid inançlarında fındık önemli bir yere sahip. Örneğin Keltlerin geleneksel coğrafyası İrlanda mitolojisine göre ada üçe bölünmüştü ve her bölüm üç tanrı tarafından yönetiliyordu: Fındığın oğlu MacCuill, sabanın oğlu MacCecht ve güneşin oğlu MacGreine.

Türkiye’de yürütülen arkeolojik araştırmalar da Anadolu’da yaşamış antik toplulukların fındıktan bir kültür bitkisi olarak yararlandıklarına işaret ediyor. Örneğin Kültepe’de (Kayseri) elde edilen bulgulara göre, Asurlu tüccarlar ve bölgede yaşayan topluluklar, İÖ 2 binli yıllarda fındık tüketiyorlardı. Keza Hititlerin kutsal kenti Neri’de (Samsun-Vezirköprü Oymaağaç Höyüğü) de üç bin yıllık fındık kabukları bulundu.

Giresun, Burunucu Köyü, Dikmen Mevkii’nde ailesine yardım eden Ahmet Can Aydın, harmana serilen fındıkları kuruması için özel ahşap tırmıkla havalandırıyor.

Demek oluyor ki, fındığın dünyadaki bilinen öyküsü sekiz bin yıl, Anadolu ve Karadeniz’deki hikâyesi ise dört bin yıl öncesine kadar uzanıyor. Belki yeni araştırmalar, fındığın Anadolu’daki öyküsünü daha da eskilere götürecek. Fındık, yüksek  besleyici değerinden ötürü ticareti de yapılan bir ürün olageldi. Her ne kadar buna dair bilgilerimiz oldukça cılız da olsa, Doğu Roma döneminde bu ticaretin önemli kalemlerden biri olduğunu biliyoruz. Örneğin 13’üncü yüzyılda, Doğu Karadeniz’den Konstantinopolis’e, yani İstanbul’a gemilerle fındık ihraç edildiğini gösteren kayıtlar var elimizde.

Fındık ticaretinin Osmanlı döneminde de sürdüğü anlaşılıyor. Osmanlı arşivindeki nice belgeye göre fındık Karadeniz’den gemilerle İstanbul’a getirtiliyor, burada çarşılarda satılıyordu. Hatta İstanbul’dan imparatorluğun Karadeniz’in kuzeyindeki başka limanlarına da ihraç ediliyordu. Burada fındığın II. Mehmet döneminden itibaren Osmanlı sarayında da rağbet gördüğünü hatırlamalıyız.

Burunucu Köyü’nün Dikmen Mevkii’nde çalışan Urfalı işçiler, dik bir yamaçta, düzenli sıra halinde, dallardan silkelenip dökülen fındıkları topluyor. Biz bölgeden dönüp sayfaları hazırladığımız günlerde, fındık üreticileri bir zorlukla daha mücadele ediyordu. Dereli, Yağlıdere ve Doğankent ilçelerini vuran sel, dalından toplanıp kurutulmak üzere serilen fındıkları denize sürükledi, dalındaki fındıkları yere düşürüp çamura buladı.

Öyleyse soru şudur: Antik dönemden itibaren önemi ve gücü sürekli artan İstanbul’a fındık Karadeniz’in neresinden getiriliyordu? Özellikle de Osmanlı döneminde? Osmanlı arşivleri sorunun yanıtının Giresun olduğunu söylüyor bize. Ayrıntılarına burada girmeye gerek yok elbette; 1681 tarihli ihtisap (kelimenin kökeni Arapça hesap sözcüğü) defterinde, fındığın devlete ait gemilerle Giresun’dan İstanbul’a getirildiğine dair bir kayıt var örneğin. Tarihe biraz meraklı okur, Giresun kazasının eskiden Trabzon vilayetine bağlı olduğundan hareketle, belgelerde Trabzon yerine Giresun ismi geçmesinin, fındık konusunda Giresun’un payitahtta ne kadar şöhret sahibi olduğunu hemen kavrayacaktır.

Fındığın zuruf denilen dıştaki yeşil kabuklarını ayırmak için patoz makineleri kullanılıyor.

Gerçekten de fındık denilince sadece Türkiye’de değil, dünyada da akla gelen ilk yer Giresun oldu bugüne dek. Bunun çok basit bir nedeni var: Dünyanın en lezzetli fındığının adı Giresun’la birlikte anılıyor: Giresun Tombulu bu fındığın adı. Fazlası da var; bugün tüm dünyada en yüksek kalite fındık da Giresun patentini taşıyor. Uluslararası fındık piyasasında en kaliteli fındık “Giresun Kalite” olarak adlandırılıyor. Onu “Levant Kalite” izliyor.

“Tamamını okumak için Atlas’ın Eylül 2020 sayısını alabilirsiniz” 

ATLAS EYLÜL 2020

Benzer Yazılarımız

Yorum Yap