İki Yüz Elli Defa Atlas

İki Yüz Elli Defa Atlas

Her iki yanı katran ağaçlarıyla kaplı donmuş bir ırmağın ve gitgide silinen gecenin kıyılarında sessizce yürüdük.

Acı bile duyulamayacak kadar ıssız, kımıltısız ve soğuk yaban bozkırda ışığın gülümseyişini bekledik.

Sırların çokluğu içinde kalabalık, her günü bayram şehirlerde yitirdik kendimizi, kapılardan sığamadık, serçe kuşları gibi pencerelerden girdik kimi zaman, evet öyle yaptık.
Esenlik yurtlarında dolandık, esaret ülkelerinde soluk soluğa heyecan duyduk.
Çalınan nehirlerin peşinden koştuk. Denizlerin ortasında, denizlerin diplerinde, denizlerin dalgalarında çocuklar gibi oynadık.

Güneşin bağışladığı ışıklarla yıkadık yüzümüzü.
Ay gibi ölçülü olduk.
Susuz kalmış çiçek gibi yağmurlarla ıslandı dudaklarımız.
Bazen, dünyaya başka bir gezegenden düşmüş gibi şaşkın, meraklı, hayran baktık.
Bazen, bu dünya yolumuzu kaybetmemizdir deyip arandık.2

İki ağacımız vardı şu yeryüzünde yalnızca, biri daha sıska, kavruk, büyümeye hevesli, biri ulular ulusu iki ağaç. Biri Bilgi Ağacımızdı, biri Yaşam Ağacımız.
Gözlemciyiz biz aslında, elimizde kalem, gözümüzde fotoğraf makinesinin küçük bakacağı, gözlüyoruz yaşamı. Değil midir ki, gözlemleyen kişi bir anlamda dünyayla birlikte yaşayan kişidir. Bu 250 sayıdır böyle.

Yazı: Alper H. Çolak, Simay Kırca / Fotoğraf: Turgut Tarhan
ATLAS Ocak 2014/SAYI:250

Paylaş: