Foça: Denizciler Yurdu

Foça: Denizciler Yurdu

Antikçağda uzaklara yelken açan cesur denizcilerin yurduydu. Akdeniz fokuyla özdeşleşip Ege’deki koruma alanlarıyla tanındı. İzmir’in Foça’sı “deniz” adı verilen koyları, taş evleri, kalesi ve nefis doğasıyla yüzyılların ruhunu yaşatıyor.

Yazı: Zafer Kızılkaya / Fotoğraf: Cüneyt Oğuztüzün

İlk izlenim kimi zaman yanıltıcıdır. Hakkında fazla şey bilmeden Foça’ya gelen bir ziyaretçi de başlangıçta sessiz sakin bir Ege kasabasında olduğunu düşünebilir. Oysa burada yeşil tepeler, taş sokaklar, mavi dalgalar ve nereden nereye gittiği anlaşılmaz kıyı çizgisi birbirinden ilginç ve hareketli hikâyeler anlatır. Çok geçmeden Akdeniz foklarının yurdunda, zamanında tüm Akdeniz’e yelken açan denizcilerin kadim limanında, şarkılarıyla kaptanların aklını çelen Sirenlerin sığınağında olduğunuzu, gerçek bir Ege kahramanıyla tanıştığınızı anlarsınız…
İzmir Körfezi ile Çandarlı Körfezi’nin arasından Ege Denizi’ne uzanan geniş bir burunda yer alıyor Foça. İlçe merkezi adalarla çevrili, koylar ve burunlarla süslü bir körfezin en dip kısmında bulunuyor. Bu güzel Ege kenti, üzerinde kale ve antik kalıntıların bulunduğu bir burunla ikiye ayrılıyor ve iki koy meydana geliyor. Burnun kuzeyindeki koya Küçük Deniz, güneyindekine de Büyük Deniz deniyor. Foça’da yaşam işte bu iki denizin kucağında geçiyor. Böyle mavi ve böyle engin bir diyarın çocuklarının her çağda usta denizciler olmasına şaşmamalı.

Tarihin babası Herodotos’a göre antik Foçalılar, Batı Akdeniz’e yelken açma becerisini gösteren ilk Yunan kavmidir. Adriyatik ve Tiren denizlerine, İber Yarımadası kıyılarına kadar süren uzun deniz yolculukları sırasında İspanya’daki Tartessus Kralı Arganthonius ile tanışırlar. Kralın, Foça’yı bırakmaları ve buraya yerleşmeleri için yaptığı teklifi reddederler. Bu cevaba karşılık kral kentlerini sağlam duvarlarla çevrelemeleri için Foçalılara büyük miktarda para verir. Pers Kralı Kyros’un İÖ 546 yılında Foça’yı kuşattığında karşısında bulduğu işte bu duvarlardır.

Ama Kral Arganthonius’un verdiği paralarla yapılan duvarlar Kyros’u durduramaz. Durumun umutsuz olduğunu gören Foçalılar gemilere binerek daha önce kurdukları kolonilere doğru yelken açar. Bir kısmı Korsika Adası’na, diğer bir grup şimdi Marsilya’nın olduğu kıyılara gelir. Yanlarında üzüm çubukları ve şarap yapma teknolojilerini de getiren Foçalılar, Fransa’da şarap kültürünü de başlatır…

Foça’dan Marsilya’ya uzanan bu tarihi göçü yeniden hatırlatmak için 360 Derece Derneği 2011 yılında özel bir proje gerçekleştirdi. Arkeolojik veriler ışığında dönemin tarihsel özeliklerine uygun inşa ettikleri Kybele adlı gemiyle Foça’dan yola çıktılar. Sadece yelken ve kürekle ilerlediler, antik Foçalıların Ege ve Akdeniz’de kurduğu kolonilere; Velia, Aleria, Nice, Antibes limanlarına uğrayarak Marsilya’ya kadar gittiler. Projenin mimarları Osman ve Mualla Erkut, bu fikri Marsilya Limanı’nda bulunan pirinç bir levhadan aldıklarını söylüyor: “Bu kent İÖ 600 yılında Anadolu’dan gelen Phokaialılar tarafından kurulmuştur.”

Şarkı Söyleyen Kayalar Orak Adası, Foça kentinin yer aldığı koyun hemen dışında. Adanın kuzeybatı ucu rüzgâr ve dalga erozyonu nedeniyle ilgi çekici bir görünüm almış. Denizciler için tehlike oluşturan bu sarp bölüm, Siren Kayalıkları olarak da biliniyor. Mitolojiye göre burada Siren adı verilen varlıklar şarkılar söyleyerek gemicilere yollarını şaşırtıyordu.

Şarkı Söyleyen Kayalar
Orak Adası, Foça kentinin yer aldığı koyun hemen dışında. Adanın kuzeybatı ucu rüzgâr ve dalga erozyonu nedeniyle ilgi çekici bir görünüm almış. Denizciler için tehlike oluşturan bu sarp bölüm, Siren Kayalıkları olarak da biliniyor. Mitolojiye göre burada Siren adı verilen varlıklar şarkılar söyleyerek gemicilere yollarını şaşırtıyordu.

Antik adıyla Phokaia’yı çevreleyen surlar ve hemen arkasındaki Athena Tapınağı, bugün Prof. Dr. Ömer Özyiğit başkanlığında süren kazı ve restorasyonlarla ortaya çıkarılıyor. Phokaia, denizcilik için önem taşıyan doğal limanıyla canlı bir ticaret merkezi olarak gelişmiş ve sakinleri uzak denizlere açılarak koloniler kurmuştu. Tarih boyunca birçok medeniyet ağırlayan Foça, 1455 yılında da Osmanlı topraklarına katıldı. Antik kalıntılar dışında Ceneviz Kalesi, Roma sukemeri, Osmanlıların inşa ettiği Ulucami önemli tarihi eserler arasında. Foça, eski taş evleriyle de dikkat çekiyor. Çoğu Rumlardan kalan bu binaların 1980’lerde dozerlerden kurtulmayı başaranları bugün birer birer restore edilerek Foça’ya geri kazandırılıyor.

Balıkçılık Foça’nın ayrılmaz bir parçası gibi düşünülse de ne yazık ki eski günlerin bolluğu çoktan kaybolmuş görünüyor. Yanlış yönetilen balıkçılık kaynakları tükenmeye yüz tutmuş durumda; 1994 kayıtlarına göre 40 lisanslı trol teknesi varken sayı şimdi bunun yarısının da altında. Foça’nın önemli trolcülerinden biri olan ziraat mühendisi Necdet Turguttekin şunları anlatıyor: “Babamız 1968 yılında Foça çevresinin avlaklarını çok zengin bulduğu için ailesini Bodrum’dan buraya getirmiş. Gençlik yıllarımızda bir çekimde çıkan balıkları ayıklamak günün tamamını alırdı. Deniz nefes alsın diye rüzgârlı günlerde çıkmazdık. Sonradan sezon yasaklarının gelmesine bile biz bastırdık balık yumurtalı avlanmasın diye. Şimdi Karadeniz’den, Marmara’dan, İskenderun’dan gelen tekneler sabah akşam hiç durmadan trol çekiyor. Yasak zamanı şebeke denen tekneler kıyı sularda bile trol çekiyor. Artık bu işten geçinmek mucize oldu.”
Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahdet Ünal ise durumu şöyle özetliyor: “Balıkçılığın sürdürülebilir olacağına dair umudum kalmadı. Yirmi yıldır Foça balıkçılığını takip ediyorum. Üniversiteler, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, sivil toplum kuruluşları ve su ürünleri kooperatifleri bir araya gelip de şu yasadışı avcılık sorununu çözemedi. Bundan sonra da çözebileceklerine inanmıyorum. Çünkü böyle bir istek, bunu yerine getirecek bir kararlılık ve samimiyetleri yok.”

İster balık almak için olsun ister meraktan, sabahları balık haline her gittiğimde sürekli yasadışı boyutta, yasak sezonda avlanmış dizi dizi balıkların satıldığını görüyorum. Hiçbir kanun veya yasak sıkıntısı yok. Boyu dokuz santimetreden daha küçük barbunlara, yumurtalı ve yasak zamanda avlanan balıklara hiçbir hassasiyet gösterilmiyor. Her geçen gün daha da azalan balık miktarı fiyatların da yükselmesine sebep oluyor. Yasadışı avcılık her yerde olduğu gibi Foça’da da en çok küçük balıkçının canını yakıyor. Küçük Deniz Limanı’nda bulunan, Foça’nın simgesi olan küçük balıkçıların para edecek balık yakalama konusundaki sıkıntısı her geçen gün artıyor.

Turizm, Foça’nın bir diğer önemli geçim kaynağı. Arkeolojik ve doğal sit alanlarının, askeri üslerin arasındaki Foça, el değmemiş güzelliklere sahip. Bu özelliği sayesinde İzmir ve çevre illerin yanı sıra Türkiye’nin dört bir yanından ziyaretçi çekiyor. İlçenin toplam nüfusu yaklaşık 32 bin, bunun 28 bini ise merkezde yaşıyor ama yaz aylarında bu sayı yükseliyor.

Foça, Akdeniz fokuyla özdeşleşmiş bir yer, zaten adını da ondan alıyor. Belediyenin amblemi de sevimli bir fok kafası. Bu canlının kentin simgesi olması günümüzle ilintili değil, İÖ 5. yüzyıldaki antik Phokaia paralarının birçoğunda da fok resmi görülüyor. Foklar muhtemelen o dönemin kültüründe de paraların üzerinde yer alacak kadar önemli bir rol oynamış. Ticari olarak bir değer ifade ediyor muydu bilmiyoruz. Akdeniz fokunun günümüz Foça’sında bir amblem olmanın dışında ne derece önemsendiği ise kuşku götürüyor. Akdeniz foku, IUCN (Dünya Doğayı Koruma Birliği) tarafından yayımlanan Kırmızı Liste’de “nesli kritik derecede tehdit altında” (CR) bir tür olarak sınıflandırılmış.

Akdeniz foku bu hassas durumundan dolayı Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşam Ortamlarının Korunması Sözleşmesi, Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi ve Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Flora ve Faunanın Uluslararası Ticareti Sözleşmesi gibi ilgili uluslararası sözleşmeler kapsamında Türkiye tarafından koruma taahhüdüne alınmış durumda. Akdeniz fokunun yaşam alanları ile birlikte korunması hususunda bir diğer yükümlülüğümüz de Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi.

Sualtı Araştırmaları Derneği Akdeniz Foku Araştırma Grubu (SAD-AFAG), 1993 yılından beri Foça genelinde Akdeniz fokunun (Monachus monachus) korunması ile ilgili önemli başarılara imza attı. Yaptığı koruma ve izleme çalışmaları, dünyanın prestijli doğa koruma ödüllerinden Henry Ford Ödülü’ne layık görüldü. “Foça Özel Çevre Koruma Bölgesi”, Türkiye’nin ilk fok koruma alanlarından biri. Alanda halen izleme çalışmalarına devam eden SAD-AFAG’ın başkanı Cem Kıraç, bu nadir türün Foça’daki varlığıyla ilgili şunları söylüyor: “Foça çevresinde yer alan adalardaki fok mağaralarında 1996 yılından bu yana hiç üreme gerçekleşmedi. Alandaki fok sayısı gittikçe düşüyor. Artan tekne ve insan sayısı özellikle Siren Kayalıkları’ndaki fokların yaşam alanlarını sürekli rahatsız eder durumda.” Günübirlik gezi teknelerinin neredeyse fok mağaralarının önünde demirlemesi, amatör balıkçı ve zıpkıncıların mağaraların yakınında dolaşması, tekne gürültüsü, öte yanda yasadışı yapılan balıkçılık faaliyetleri Foça’nın simgesini kâğıt üzerinde kalacak duruma getirdi.

Akdeniz foku “Badem”in Foça’daki rehabilitasyon sürecine 2007 yılında yerel yönetim ve insanlar büyük ilgi göstermiş ve yardımcı olmuştu. Ama konu fokların yaşam alanları olduğunda hiçbir destek gelmiyor. Cem Kıraç “2007 sonlarında alandaki denetimler için donanımlı bir sürat teknesi alındı ama Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı’ndan (ÖÇKB) belediyeye devredilen tekne çok yetersiz çalıştırıldı ve denizde denetim görevini icra etmedi” diye sözlerine devam ediyor. Sonrasında ÖÇKB’nin de kapatılması üzerine Foça’daki özel çevre koruma bölgesi tam sahipsiz kalmış durumda. SAD başkanı Ozan Veryeri “2013-2014 arasında mağaralara yerleştirdiğimiz kameralarda tek bir fok görüntüsü bile alamadık, balıkçıların verdiği kayıtlardan sadece beslenmek için bölgeye gelen birkaç fokun olduğunu anlıyoruz” diyor.

Etkin ve sürekli bir koruma olmadan Foça’da fokların bir geleceğinin olamayacağı açık. Cem Kıraç “Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne 2012 yılında alanda yapılması gerekenler konusunda çok kapsamlı bir rapor sunmamıza rağmen hiçbir şey yapılmadı” diye sitem ediyor.

Foça ile Yenifoça arasındaki kıyı şeridi bugün Ege Denizi’nin en güzel kıyı şeritlerinden biri. Bozulmadan kalmasında askeri bölgelerin ve ÖÇKB’nin rolü büyük. Bu özel coğrafyanın, sahip olduğu bitki ve hayvan varlığının korunması konusunda bundan sonra da büyük hassasiyet göstermek gerekiyor. Yenifoça, Foça’ya yaklaşık 20 kilometre mesafede gözde bir tatil beldesi. Adında “yeni” var ama onun da geçmişi aslında antik dönemlere kadar uzanıyor.

Foça bütün bu güzelliklerin, umut ve tedirginliklerin ortasında yüzyıllardır yaptığı gibi sırtını yeşil tepelere vermiş, denizi seyrediyor. Kentin sahil caddesi insana huzurlu bir yürüyüş vaat ediyor. Tarihi taş evlerin, Beş Kapılar Kalesi’nin önünden geçmek, usul usul salınan tekneleri seyretmek, Büyük Deniz ve Küçük Deniz arasında kıvrılan denizi koklamak ve yorulunca bir masaya geçip soluklanmak… Keyifli bir Ege türküsü gibi Foça. Ama sessizliğine aldanmayın, her köşesi farklı bir hikâye anlatan, cesur denizcilerin yurdu burası…
Atlas Ağustos 2014 / Sayı 257

Fotoğraf Galeri

Paylaş: