Bafa Gölü-Çitdibi-Olympos: Gökyüzüne 3 Rota

Bafa Gölü-Çitdibi-Olympos: Gökyüzüne 3 Rota

Kıyılarını zorlu, tırmanıcıyı kimi zaman geri püskürten kayalar süsleyen Bafa Gölü. Antalya’nın yeni keşfedilen, şimdiye dek sadece kaya kırlangıçlarının ulaşabildiği tırmanış bahçesi Çitdibi. Akdeniz’den dimdik yükselen ihtişamlı duvarlarıyla Olympos…

Yazı: Mustafa Müslüm Kalaycı / Fotoğraflar: Servet Dilber 

Sporcular, Türkiye’nin üç önemli kaya tırmanışı merkezinde macera peşindeydi.

Rotayı bitirebilmek için o küçük tutamağa asılmak… Tüm mücadele aslında daha yeniyi, daha zoru, çoğu zaman da kendin için daha iyisini bulma çabasından ibaret. Bir tutam daha ileriye gidebilmek, yukarıya çıkmak.

Kaya tırmanıcıları her sene, her sezon önemli bir yolculuğa çıkar. Dünya yüzünde bulunan tüm rotalar, insanların parmak izi gibi birbirinden ayrıdır ve bu durum önünüze binlerce seyahat olasılığı çıkarır. Bir noktadan diğerine gitmeye benzer aslında tırmanış. Ayaklarınızın bastığı topraktan ilk ayrılış anı, kaya üzerine geçiş aslında çok sihirlidir. Yolculuğun başlangıcıdır.
Kimileri, bu durumu kendi içine yapılan bir seyahat olarak da görür. Kan, ter, korku, mutluluk, tatmin içinde, yeryüzü kabuğunun o taklit edilemez şekillerinde daha yükseğe, daha ileriye ulaşmaya çalışır. Bu yolculukta kullandığınız araç, kendi vücudunuz, elleriniz, ayaklarınız, beyniniz, gözleriniz ve duyularınızdır. Aracın yakıtı ise istek, motivasyon, sevgi ve kararlılık…
Geçtiğimiz aylarda yine bu büyük yolculuklardan birine yüzlerce tırmanıcı ile beraber çıktık. Hayalimiz Türkiye’nin önemli tırmanış alanlarında kayalara çıkmak, o tutamağa asılmaktı: Aydın ve Muğla il sınırlarındaki Bafa Gölü, Antalya’daki Çitdibi ve Olympos.

Tırmanış sporu malzemesi üreticilerinden Petzl, her sene uluslararası bir festival düzenliyor, dünyanın farklı ülkelerinde yeni kaya tırmanış alanları buluyor, ya da bilinen bölgelerde yeni rotaların açılmasına katkı veriyor. Uzun zamandır Türkiye’nin tüm Akdeniz havzasında sportif tırmanış açısından belki de en büyük potansiyeli barındırdığı biliniyordu. Geçtiğimiz sene Petzl sporcularının Antalya’ya yaptığı ziyaret sonucunda, Türk tırmanıcıların da gayretiyle Çitdibi’nde yeni rotalar ortaya çıkarıldı ve bu seneki büyük buluşmanın ilk adımı atıldı. Türkiye sonbahar aylarında uzun bir yolculuğun son ayağına ev sahipliği yapacaktı.

“Petzl RocTrip 2014” uluslararası kaya tırmanışı festivali sonbahar aylarında Romanya’da başladı; Bulgaristan, Makedonya Cumhuriyeti ve Yunanistan’ın ardından son durak Türkiye oldu. Etkinlik çerçevesinde dünyanın önde gelen kaya tırmanıcıları bir araya geldi ve yollara düştü. Bazen asfaltta, çoğu zaman orman yollarında, patikalarda, en sonunda da kaya yüzlerinde ilerlediler. O bir tutamak için uçaklar, arabalar, minibüsler, otobüsler, gemiler, karavanlar ve de ayakkabılarla kilometrelerce yol kat ettiler.

TIRMANIŞIN SÜRPRİZİ Antalya il merkezine 30 kilometre uzaklıktaki Çitdibi köyünün çevresinde tırmanış sporu için çok uygun kayalıklar uzanıyor. Kayalıklarda yükselen sporcuları heyecanlandıran sürprizlerden biri de çifte gökkuşağının benzersiz görüntüsü. Manzaranın değişmeyen unsuru ise yemyeşil, gür orman örtüsü.

Tırmanışın süprizi
Antalya il merkezine 30 kilometre uzaklıktaki Çitdibi köyünün çevresinde tırmanış sporu için çok uygun kayalıklar uzanıyor. Kayalıklarda yükselen sporcuları heyecanlandıran sürprizlerden biri de çifte gökkuşağının benzersiz görüntüsü. Manzaranın değişmeyen unsuru ise yemyeşil, gür orman örtüsü.

 

Bafa Gölü Kıyılarında
Yunanistan’dan İzmir’in Çeşme ilçesine gelen sporcular, Türkiye’de üç bölgeyi ziyaret edecekti. İlk durak, tırmanıcılar arasında “Bafantastik” diye anılan Bafa Gölü’nün kıyılarıydı. Gökyüzünden adeta yağmur damlası misali düşmüş, muhteşem bir coğrafyaya serpilmiş kısa kayalar (boulder), Milas’a bağlı Kapıkırı köyünün çevresinde uzanıyordu.

Kısa kaya tırmanışı ya da diğer adıyla “bouldering”, tırmanışın belki de en yalın hali. Sportif kaya tırmanışının temelini oluşturan ip, kaya yüzeylerine emniyet almak için tutturulan çelik dübeller, bunlara bağlanmada kullanılan ekspres bantlar, ipe atılan bir düğümle sizi hayata bağlayan emniyet kemeri gibi malzemelere ihtiyacınız yok. Ama yere serilen tırmanış minderi (crashpad) olmadan tırmanmanız çok zor. Taştan toplara benzeyen kaya yüzeylerinde tırmanmak içinse yine aynı teknikleri uygulamaya ihtiyacınız var. Eller tutunsun, ayaklar bassın, nefesler tutulsun…

Aydın ve Muğla il sınırları arasında bulunan Bafa’nın çevresi, benzersiz bir tırmanış bölgesi olmasının ötesinde çok özel tarih ve doğa değerleri barındırıyor. Diğer adı “Çamiçi” olan göl, eski çağlarda Ege Denizi’nin bir körfeziydi, ancak Menderes Nehri’nin taşıdığı alüvyonlarla önü kapanarak bir göle dönüştü. Antik Dönem’de Karia sınırları içinde kalan göl, Beşparmak (Latmos) Dağları’nın eşsiz manzarasına sahip. Dağlar, binlerce yıllık kaya resimlerinden Bizans dönemi tasvirlerine kadar çok sayıda eser saklıyor. Gölün kıyısından Beşparmaklar’ın zirvesine kadar her yer kaya tırmanışı rotalarıyla dolu, aralarda ise asırlık zeytin ağaçları var. Bir tırmanıcı için hayallerin ötesinde bir coğrafya.

Her insan gibi tırmanıcılar da gündüz düşleri görür. En zor rotayı tırmanabilme, en yüksek noktaya çıkabilme, takdir ve alkış… Ayaklarınızın yerden kesildiği an, tüm bu hayalleri yalnızca istek, çaba ve antrenman sayesinde başarabileceğinizin farkına varırsınız. Karşınızda yenmeniz gereken bir rakip yoktur. Tutamakların ya da basamakların dili ya da canı da yoktur. Onları tutabilmeniz ya da basabilmeniz sadece size bağlıdır. Kayalar bunu umursamaz…

Bafa Gölü çevresinde tırmanış zor, en acımasız tutamaklar burada bulunuyor, bazen sizi âdeta kayadan geri püskürtüyorlar. Genel yapısı granit ve gnays olan kayalar bazen sadece sivilce büyüklüğünde çıkıntıları barındırır ve onlara tutunabilmek çok zordur. Çalışmak, denemek, denemek, düşüp tekrar denemek gerekir. Bafa’da tırmanış tarzı kısa kaya olduğu için düşmenizi durduracak ipin yerini tırmanış minderi alır, tırmanış partneriniz ise sizi sürekli izleyerek yere dengeli şekilde inebilmenizi sağlar.

Tırmanışa yoğunlaşmak Bafa Gölü'nün kıyılarındaki granit kayalar günbatımında daha da kızarıyor. Beşparmak Dağları’nın eteklerinde, ıssız arazide kümelenmiş kayalar, sporculara tamamen tırmanışa yoğunlaşma imkânı veriyor. Evren Kirazlı yörede Art Director rotasında.

Tırmanışa yoğunlaşmak
Bafa Gölü’nün kıyılarındaki granit kayalar günbatımında daha da kızarıyor. Beşparmak Dağları’nın eteklerinde, ıssız arazide kümelenmiş kayalar, sporculara tamamen tırmanışa yoğunlaşma imkânı veriyor. Evren Kirazlı yörede Art Director rotasında.

Tırmanışı hızlı bir şekilde kabul eden ve sporculara kapılarını açan Kapıkırı ve diğer çevre köylerin sakinleri, yörede bu sporun gelişmesinde önemli bir etken. Festival boyunca kaya yüzeylerinde yapacağımız küçük seyahatler için sabah erkenden harekete geçiyorduk. Dünyanın farklı yerlerinden aynı amaç için bir araya gelmiş yüzlerce tırmanıcı, kaya toplarının etrafında toplanıp sorunları çözmeye uğraşıyordu. Bölgedeki tırmanış potansiyelini keşfeden ve dünyanın ilgisini buraya çekecek rotaların açılmasını sağlayan Zorbey Aktuyun’un misafirliğinde güneşin batmasına aldırmadan geceleri bile tırmanarak Bafa’da çok güzel günler geçirdik.

Çitdibi’nde Macera
Bafa Gölü kıyılarındaki üç günün ardından yönümüzü Ege’den Akdeniz’e, Antalya’ya doğru çevirdik. Türkiye’de tırmanış sporunun başkenti sayılan Geyikbayırı mevkiinin hemen yanı başında yepyeni bir alan bizi bekliyordu: Çitdibi. Konyaaltı ilçesine bağlı küçük, Antalya il merkezinin ışıklarını kuşbakışı izleyen, etrafını çevreleyen dağların ve kızılçam ormanlarının kucağında hâlâ tarım ve hayvancılığın yapıldığı bir köy…

Çitdibi köyü, Tunç Dağı’nın eteklerinde daracık terasların arasına sıkışmış durumda. Adını, sırtını dayadığı yamacın sınırını oluşturan ve uzaktan bakıldığında çiti andıran, yüksekliği yer yer 150-200 metreye varan kayalardan alıyor. Yeni rotalar aramak için 2000’li yılların başında gittiğimiz yöreden elimiz boş ve biraz hüzünle döndüğümüzü dün gibi hatırlıyorum. Rotalar çok zor, kayalar ulaşılmaz gibi görünmüştü bize. Sırtımızı kayalara dönüp Antalya Körfezi’nin nefes kesici manzarasını izlemekle yetinmiştik, çitin arkasına geçmeden Geyikbayırı’na geri dönmüştük. Ama geçen sene çok daha büyük bir ekiple kayalara geri döndük ve yeni seyahatlerin hevesiyle rotaları açmaya başladık.

Bu sefer de festival kapsamında Çitdibi’nin yüzyıllardır bomboş duran, insanların geçişine izin vermeyen kireçtaşı kayaları rengârenk giysili tırmanıcılarla doldu. Doğan her yeni günde yeni rotalar açıldı, tahmin edileceği gibi, çoğu son derece teknik ve zordu. Ana tırmanış bölgesinde rotaların çoğu tırmanılamaz gibi duruyordu.

Tırmanışçılar köyün üstünde ormanın içine ilerleyen patikadan kayalara ilerliyordu. Kayalar, yüksek ve zor rotalar adeta üstümüze yıkılıyor, bizi ezecek gibi duruyordu.

Çitdibi’nin hemen kuzeyinde ormanın içinde yer alan Lykia kenti Typallia’nın kalıntılarına, o döneme ait lahitlere bakarken kendime sorular soruyordum. Devasa boyuttaki mezarları o dönemde nasıl yapmışlardı, yeryüzü kabuğunu oluşturan biçimsiz taşları nasıl böyle ustalıkla yontmuşlar, süslemişlerdi?

Bugün de tırmanıcılar Lykialılar gibi kas ve hayal güçlerini yetenek ve motivasyonlarıyla birleştiriyor, imkânsızı elde etmeye çalışıyordu. Yanı başımda onlarca kadın ve erkek sporcu, bellerinden bağlı oldukları iplerle kaya üzerinde ilerliyor, rotanın bittiği istasyona ulaşmaya çalışıyordu. Kulaklarımı yüzeyleri yalayarak uçan kaya kırlangıçlarının sesi, ciğerlerimi dağ havası dolduruyordu. Yolculuğa çıktığım aracımı, yani bedenimi sınırlarına kadar zorlamaya çalışıyordum. Yüksel, konsantre ol, nefes al, devam et, bırakma…

Sporcuları hayranlıkla izliyordum. Sarkıtların köşesiz, tutunmaya izin vermeyen, yuvarlak yapılarını tutmaları imkânsızın gerçekleşmesiydi. İlk açıldıklarında tırmanmaları olanaksız gözüken tüm rotalara birer birer çıkıldı.

Çitdibi’nin zor ve uzun hatlarında şans bulamayanlar, Geyikbayırı’nın kızıldan griye çalan kayalarında tırmanıyordu. Buradaki dört günün sonunda rotamız deniz kenarına, Olympos’a yöneldi.

Mavi Yeşil Olympos
Antalya’nın Kumluca ilçesinin sınırlarında yer alan Olympos antik kentinin çevresi, uzun zamandır kaya tırmanışçılarının gözbebeği. Burası çoğu tırmanış bölgesinin aksine ziyaretçilerine tatil imkânı da sunuyor.

Festivalin Olympos ayağına son yıllarda giderek popülerleşen deniz üstü ipsiz tırmanış (deep water soloing) damga vurdu. Lykia uygarlığının en önemli altı kentinden birine ev sahipliği yapmış olan Olympos Vadisi’nin iç kısımları, farklı tırmanış alanları ve yüzlerce rotayla dolu. Kireçtaşı bloklar Akdeniz’in mavisini, ormanın yeşilini, tarihi eserleri seyrediyor. Sarp yamaçlara sahip vadi tahta evleri, uzun sahili ve yorgun bedenleri ısıtan güneşiyle tırmanıcılara ödül gibi geldi.

Olympos’tan bindiğimiz üç tekne, Yarasalı sahilinin ters eğimli kayalarıyla buluşmamızı sağladı. Çok geçmeden bu kayalarda yükselmeye başladık. Kısa kaya tırmanışının da ötesinde olan bu stilde kullanılan tek malzeme tırmanış ayakkabıları. Hiçbir emniyet malzemesi yok. Düşen herkes Akdeniz’in derin suları ile buluşuyor. İnce bir çığlığın ardından, metrelerce yükseklikten sulara dalış. Derin bir sessizlik, karanlık sular, suyun içinde bedeninizi saran baloncuklar ve oksijenle yeniden buluşma anı…

Bu el değmemiş, upuzun sahilde, akşamüstü ışığında birbiri ardına dizilmiş dağ sıralarını izledik. Bir tutamağın peşinde geçen günler, bedenimizde tatlı bir yorgunluk bırakmıştı. Bu uluslararası kaya tırmanışı festivalinin Türkiye’deki üç durağı, çok sayıda sporcuyu bir araya getirdi, rotaların güzelliği tırmanış dünyasına tekrar hatırlatıldı. Artık aklımız bir sonraki yolculuk ve tırmanıştaydı…

Atlas Aralık 2014 / Sayı 261 

Fotoğraf Galeri

Paylaş: