Paylaşılamayan Cennet: İğneada

Paylaşılamayan Cennet: İğneada

Çimento limanı, taş ocakları, rüzgâr enerjisi santralı derken İğneada bu kez de nükleer santral projesiyle gündemde.

Haber: Deniz Koç / Fotoğraf: Turgut Tarhan

Karadeniz kıyısında, Türkiye ile Bulgaristan’ın buluştuğu noktada bir cennet İğneada. Istranca (Yıldız) Dağları’nı aşan keskin dönemeçleri geride bıraktığınızda, derelerin getirdiği kumların kıyıda bir set oluşturmasıyla meydana gelen özel bir ekosistem olan longoz (subasar) ormanlarına ulaşırsınız. Dişbudak, kayın, meşe, akçaağaç, üvez ve mürver gibi ağaçların kökleri toprağı bütün gücüyle kavramıştır. Kış ve ilkbahar aylarında orman zemini tamamen sularla kaplıyken, yaz ve sonbahar aylarında çekilen sular, bu yaşam damarı kökleri bırakır açıkta. Kıyı ise yumuşak beyaz kumlarla kaplı bir sonsuzluktur.

Türkiye bir yana dünyanın en önemli doğa miraslarından biri kabul edilen ve 2007 yılında milli park ilan edilen İğneada, ne yazık ki son yıllarda benzersiz ekosistemini tehdit eden projelerle sık sık gündeme geliyor. Kamyon ve iş makinelerinin geçebilmesi için taş ocaklarına açılan yollar; çimento limanı ve rüzgâr enerjisi santralı (RES) projeleri yetmezmiş gibi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Ali Rıza Alaboyun’un yaptığı açıklamaya göre Türkiye’de yapılması planlanan üçüncü nükleer santral için adres olarak yine Kırklareli’nin Demirköy ilçesine bağlı İğneada beldesi seçildi.

Tatlı ve tuzlu su göllerinin, kıyı kumullarının, tatlı ve hafif tuzlu bataklıklarının bir arada bulunduğu, önemli kuş göç yollarından birinin üzerinde yer alan ve endemik bitki türlerinin yaşam alanı olan İğneada amansız bir talan yarışının mekânı haline gelmiş durumda. Devlet kurumları ve özel şirketler bu cennet parçasını sakinleri olan ağaçların, kuşların, böceklerin, memelilerin, sürüngenlerin ve diğer tüm canlıların elinden alıp paylaşmanın derdine düşmüş adeta.

Bugünkü açıklamasıyla bizleri geleceğe dair endişeye boğan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan sonra dilerseniz son sözü Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bırakalım. İğneada’nın önemi, bakanlığın sitesinde şöyle anlatılıyor:

Türkiye kuş varlığını oluşturan 454 kuş türünden yarıya yakını (200’den fazla tür) yıl içerisinde İğneada’da görülebilmektedir.

Avrupa Kırmızı Liste (E.R.L. = IUCN) ölçütlerine göre nesli tehlike altında olan ve ya tehlike altına girebilecek statüdeki cüce karabatak, akkuyruklu kartal ve küçük kerkenez, İğneada’nın sağlıklı ekosistemini temsil eden üç gösterge kuş türüdür. Bunun yanı sıra sadece kuzey Trakya’da görülen küçük yeşil ağaçkakan, İğneada’da öne çıkan önemli bir kuş türü.

Bern Sözleşmesi ölçütlerine göre alanda konaklayan veya yaşamını sürdüren 184 kuş türü (2007) tehlike altında sınıfında olup koruma altına alınması gereken türlerden.

Tüm Türkiye’deki memeli türlerinin %57’si İğneada yöresindeki zengin yaşam alanlarında görülebiliyor.
Yaban kedisi, karaca, porsuk, geyik, orman faresi, tilki ve susamuru alandaki memeli hayvanlar arasındadır.
Lagün, göl ve dere gibi farklı sulak alanlarında bilinen 30 balık türü yaşamaktadır. Bölgedeki dere ve göllerde yaşayan sekiz balık türü Bern Listesi’nde -Korunması Gereken Türler (PFS)- sınıfındadır.

Bern Sözleşmesi’ne göre kesinlikle korunması gereken iki yaşamlı türlerden pürtüklü semender ve gece kurbağası ile sürüngen türlerinden oluklu kertenkele, yeşil kertenkele ve ince kertenkele alanda yaşama ortamı bulabilmektedir.

IUCN koruma sınıfında yer alan büyük teke böceği ve benekli bakır kelebeği İğneada’da kendine uygun yaşam ortamı bulmuştur.

14.10.2015

Paylaş: