Gökyüzünden notlar

Gökyüzünden notlar

Atlas, temmuz sayısında göğe yükseliyor ve Çukurova’nın kalelerine hava fotoğraflarıyla yer veriyor. Yazısı Doç. Dr. Hasan Buyruk’a, fotoğrafları Alp Alper’e ait makale, yörenin tarihi değerlerini daha önce görmediğimiz bir açıdan belgelemesiyle önem taşıyor. Alper hava fotoğraflarını ve altı buçuk yıldır devam eden ve tüm Türkiye’yi kapsayan projesini Atlas okurlarına anlattı: 

 

Bir martı gibi uçmak… Uçma heyecanını ilk kez THY’de kokpitte göreve başladığım yıllarda tatmış ve bu heyecanı kokpite her girişimde hissetmiştim. Türkiye üzerinde uçarak bir kitap yapma fikri de ilk böyle doğmuştu. Tabii okuduğumda çok etkilendiğim  Richard Bach’ın Martı kitabını da unutmamak gerekiyor…

Proje çerçevesinde altı buçuk yıl boyunca sabırla Türkiye’yi bölge bölge, adım adım gökyüzünden fotoğraflamaya çalıştık. Belirlediğimiz rotalar üzerindeki tarihi ve doğal güzellikleri atlamadan, farklı bir bakış açısıyla belgelemeye çalıştık. Biliyorduk ki bir süre sonra bu güzellikler, eğer korunmazsa yok olacaklar. İşte projenin bir diğer amacı buna bir dur diyebilmekti. Tarihi alanları, doğal güzellikleri belgeleyerek korunmalarına dikkat çekmeyi hedefledik. 

Nihayet altı buçuk yıl sonra final aşamasına geldik ve bu son adımı sıra dışı bir hava aracı olan gyrocopter ile yapmayı kararlaştırdık. Bu konuda Anadolu üzerinde en çok uçan ve son üç yıldır beraber uçtuğumuz Mustafa Yavuz ile anlaşarak yola çıktık. Dört kişilik bir ekip olarak yollardaydık. Teknik destek ekibimiz Tarık Çalış, kamera arkası görüntülerimizi çekmek için Ali Gültekin, pilot Mustafa Yavuz ve proje sahibi olarak ben. Gyrocopter oldukça yeni bir hava aracı. Avrupa ve Amerika’da sportif olarak yaygın şekilde kullanılsa da Türkiye’de henüz çok yaygın değil. Üzerinde bir helikopter gibi palleri (pervanesi), arkada ise bir motor ve pervanesi bulunuyor. Bu araçla uçmayı tercih etmemizin sebebi üstünün açık olması, iki yöne de rahat hareket edebilmesi ve kısa mesafelerde kalkıp inebilmesi. Araba yakıtı ile çalışan gyrocopter, dolu depoyla yaklaşık 400-500 kilometre uçulabiliyor.

Görüş alanı oldukça geniş olan yeni model gyrocopter ile yola çıktığımız andan itibaren tüm rüzgâr bana vurduğu için ilk 10 gün sesim kademeli olarak kısıldı. Daha sonraki aşamalarda motorcuların kullandığı koruyucu maske ile sorunu gidermeyi başardım ve sorunsuz bir uçuş gerçekleştirdik.

Yolculuğumuza Tekirdağ’da gyropcoter’in hangarının bulunduğu toprak pistten kalkarak başladık ve tüm uçuşlarımızı her gün video ve fotoğraflar ile instagram üzerinden paylaştık. Bazen canlı yayınlarla bir martı gibi  insanlara uçmanın nasıl bir zevk olduğunu anlatmaya çalıştık. Yol boyunca birçok arkadaş edindik. Kimi bize evini açtı, kimi ise ekmeğini paylaştı. Yol boyunca güzel anılarımız olduğu gibi korkularda yaşadık.

Özellikle Anamur Burnu’nda antik kentin üstünde yasadıklarımız bu gezideki en heyecanlı anlarımızdı. O gün hedefimiz Antalya Karain pistinden kalkıp Alanya Gazipaşa Havalimanı’na inmek ve burada yakıt ikmali yaptıktan sonra konaklayacağımız Taşucu pistine gitmekti. Sabah tüm hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra güneşli havada, sakin rüzgârla uçmaya başlamıştık. Aspendos Tiyatrosu, Manavgat Şelalesi ve ardından Side’yi gördükten sonra Alanya semalarına yaklaşarak Alanya Kalesi’nin muhteşem manzarasını seyrettik ve Gazipaşa Havalimanı’na indik. Bu sevimli küçük havalimanının personeli bizi çok sıcak karşıladı. Yakıt aldıktan sonra Taşucu pisti için hazırlıklara başladık. Öğleden sonra saat 15.00 civarında Taşucu Havalimanı’ndan kalkıp kıyıya paralel uçuşumuza başladığımızda sevdiğimiz rüzgâr olan arka rüzgâr alarak ilerliyorduk. Öğleden sonra antik kentlerin üzerinden neşe ile geçerken uzaktan Anamur Burnu göründü. Anemurium antik kentini havadan görmenin heyecanı içinde buruna doğru yavaş yavaş yaklaşıyorduk. Burnun hemen ucunda denize meydan okurcasına dimdik duran beyaz deniz feneri dikkatimi çekti. Feneri geçince burnun alt tarafında heyecanla beklediğim kıyıya paralel uzanan Anemurium kentini gördüm. Bize hazırladığı sürprizden habersiz kenti havadan huşu içinde izlemeye kendimi çoktan kaptırmıştım. Burnun üstünde daha ne olduğunu anlayamadan havada öyle bir rüzgâr akımının içinde türbülansa yakalandık ki bir anda rüzgâr ile yükselen aracımız sanki boşluğa bırakılan bir top gibi irtifa kaybetti ve yaklaşık 2 bin feet kadar aşağıya düştük.

Boşluk içinde bir kütlenin aşağıya düşmesini, içinde olduğunuz bir hava aracında yaşamak gerçekten farklı bir deneyim. Çünkü bunca senedir uçtuğum hiçbir hava aracında böyle bir türbülansa yakalanmamıştım. Gyrocopterin, bize gözükmeden burnun ardında sinsice bekleyerek vuran şiddetli rüzgâr karşısındaki direnişi, pilotumuz Mustafa’nın tecrübesi ve bizi türbülans bölgesinden kademeli olarak uzaklaştırmayı başarması sayesinde deniz üzerindeki büyük tehlikeyi atlattık. İnsan ne kadar “uçmaktan korkmuyorum” dese de böyle bir deneyim yaşayıp korkmayacak birisi olduğunu sanmıyorum. Gerçekten Anamur Burnu’na kadar neşe içinde geçen uçuşumuzun bize böyle bir sürpriz hazırlayacağını hiç düşünmemiş ve oldukça korkmuştum.

O noktadan sonra korktuğumu belli etmeden yolumuza devam ederken birden tarihi alanları okuyup araştıran birisi olarak aklıma bir bilgi geldi. Anemurium adı “anem, burun” ve “ourium, rüzgâr” kelimelerinden türüyordu ve “rüzgârlı burun” anlamına geliyordu. Yüzlerce yıl boyunca rüzgârları ile anılan kente ismini veren bu önemli özelliği nasıl unuttuğumu düşünerek kendime kızdım. Biz havacılar için önemli bu bilgiyi yüzlerce yıl önce denizciler bulmuş ve kente adını vermişler. Türkiye projemiz esnasında pek çok anımız oldu ama aklımda en çok Anamur Burnu’nda yaşadıklarımız kaldı.

Türkiye projemiz esnasında Tekirdağ’dan başlayan rotamızda Çanakkale, Gökçeada, Bozcaada, Ege Denizi ve Akdeniz kıyıları, Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Elazığ, Sivas, Tokat, Samsun, Trabzon, Rize, Hopa ve tüm Karadeniz kıyılarını takiben 40 gün ve toplam 13 bin kilometre sonra başladığımız nokta Tekirdağ’a döndük. Tüm ekibimiz zevkli ama bir o kadar da yorucu geçen 40 günde çok yoruldu.

Şimdi yıllar boyunca yaptığımız tüm çekimleri bir süzgeçten geçirip bir Türkiye kitabı hazırlıklarına başladık. Eğer bir aksilik olmazsa bunca yıllık emeklerin karşılığını eylül ayında çıkacak kitabımızla alacağız…

 

 

 

 

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on PinterestShare on VK

Paylaş: