Yoldan Çıkaran Levhalar: İstanbul-Çanakkale-İzmir

Kitap

FOTOĞRAF: HAKAN ÖGE

Birçok eğreti yapıya rağmen Cunda kısmen de olsa eski mimari dokusunu korumayı başaran nadir yerleşimlerden biri. Akşam yemeğinde Cunda’da olmak balık sevenler için bir ayrıcalık. Güneş son ışıklarını da kaybederken adadaki balık lokantaları müşterilerini ağırlamaya hazırdır artık.  Cunda aslında bir ada. Ancak 1964 yılında yapılan ve Ayvalıklıların “Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü” adını verdikleri köprüyle anakaraya bağlandı.

Rumların “kokulu ada” anlamına gelen “Moshinos” ismini verdikleri adaya Cunda diyen Türkler, işgalcilere direnen Ali Bey’in adını da vermişler adaya.  Ayvalık’ın tam karşısında olduğu için motorlarla gidip gelmek çok daha kolay. Cunda’nın akşam yemekleri dışında yapılacak en güzel aktivitesi, taş evlerin bulunduğu dar sokaklarda dolaşarak Cunda’yı keşfetmek. Güneş batmadan önce ise araçlarla yükseklere çıkıp günbatımının doyumsuz manzarasını izlemek de gerekiyor. 
Cunda bir zamanlar Rumların çok yoğun yaşadığı bir adaymış. Bu nedenle hem merkezde hem de adanın çeşitli yerlerinde birçok kilise ve manastır vardı. Bunların çoğu ne yazık ki yıkılmış. Adadaki en büyük ve en önemli kilise merkezde bulunan, 1873 yılında inşa edilen Taksiyarhis Kilisesi. Kentin en eski mahallesindeki bu kilisenin büyük çanı Bergama Müzesi’nde sergileniyor. 

Panaya Kilisesi’nin kalıntıları ile sadece dört duvarı ayakta kalmış Agios Yannis Kilisesi merkeze girmeden solda kalan tepede görülebilir.  Adadaki manastır sayısı ise bir zamanlar sekizmiş. Bu manastırların en önemlileri Agios Dimitrios Ta Selina (Ayışığı ) ile Agios Yorgis.