Yoldan Çıkaran Levhalar: İstanbul-Çanakkale-İzmir

Kitap

Assos’a doğru hızla yol alıyoruz. Kentin girişinde yol ikiye ayrılıyor. Biri aşağıya sahile, diğeri ise tarihi kentin kalıntılarına gidiyor. İlk olarak sağa ayrılan yolu takip ederek sahile iniyoruz. Yol biraz virajlı ve dar. Sahile yaklaştıkça arabaların yol kenarına park ettiğini görüyoruz. Kısa bir süre sonra bunun nedenini anlıyoruz. Sahilde araba park edecek yer yok. Eski taş evlerden yapılmış butik otelleri, daracık şirin sokakları, restoranları ile bir masal dünyası aslında burası.  Sahilde çok fazla kumluk alan olmadığı için her otel kendine bir platform yapmış.

Herkes bu iskelelerde güneşleniyor, bunlardan sarkıtılan merdivenlerden denize giriyor. Sadece deniz ve yemek diyenler içine ideal yer Assos. Yarım saat sonra geri dönerek antik kente yöneldik. Burada da park sorunu var. Sağlı sollu dükkânların sıralandığı yokuşu yürüyerek girişe vardım. Gişeye gittiğimde bu seyahat boyunca karşılaştığım en kibar görevlilerin karşısında buldum kendimi.  Bu kadar müze dolaştım, Assos’takiler kadar güler yüzlü, yardımsever görevlilere rastlamadım. Hepsi gencecik olan görevlileri burada yazmadan geçemeyeceğim. 
Homeros’un ilk ahalisinin Leleg halkı olduğunu bildirdiği Assos, İÖ 560 yılında Lydia ve İÖ 548 yılında da Pers egemenliğine girdi. Büyük İskender’in İÖ 334 yılında Presleri yenilgiye uğratmasıyla özgürlüğüne kavuştu.