Yoldan Çıkaran Levhalar: İstanbul-Çanakkale-İzmir

Kitap

Alexandria Troas’ın kazı evini geride bırakarak yolumuza devam ediyoruz. Antik kentin toprak altında kalmış kalıntılarının arasından geçerek tam 3 kilometre sonra Kestanbol Kaplıcası’na varıyoruz. İki ana binadan oluşan kaplıcada ciddi bir tadilat yapılıyordu. Sağlık Bakanlığı’ndan işletme izni de olan 2300 yıllık bu önemli kaplıca ne yazık ki günümüze kadar sağlıklı işletilemedi. Kaplıcanın tarihi neredeyse Alexandria Troas’ın ilk yıllarına kadar uzanıyor. Kaplıca  Alexandria Troas’ın kür merkezi olarak kullanılmış. Kaplıca binasının hemen yanı başında tarihi kaplıcanın kalıntılarını görmek mümkün. Tarih boyunca önemini kaybetmeyen kaplıcadan Osmanlı da yararlanmış. Rivayete göre Kanuni yaralı askerlerini burada tedavi ettirirmiş. II. Abdulhamid 1895 yılında kaplıcaya bir tesis yaptırmış. Ancak bu tesis I. Dünya Savaşı’nda yanarak epey zarar görmüş. Uzun yıllar atıl kalan kaplıca 1963 yılında yapılan binalarla yeniden faaliyete geçmiş. Kaplıca’nın burada iki bin yıldan fazla bir süredir durmasının sebebi magmadan gelen hidrotermal sular. Sıcaklığı 54-75 derece olan kaplıca suyunun yüzeye çıkmasının nedeni ise bölgenin aktif tektoniği. Fayların açtığı çatlaklardan yüzeye çıkan su yüzlerce yıldır insanlara şifa dağıtıyor. Büyük bir olasılıkla sadece Alexandria Troas değil, civarındaki diğer kentlerin de burada kurulmasının önemli nedenlerinden biri bu kaplıca olabilir. Kaplıca suyunun kireçlenmelere, kronik bel ağrılarına, yumuşak doku hastalıklarına, sinir hastalıklarına, kas yorgunluğuna, romatizma ve kadın hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. Suyun asıl özelliği Kestanbol granitinin radyoaktif özelliklerini de almasıdır. Bu özellik suyun tedavi edici özelliğini de artırıyor.