Yoldan Çıkaran Levhalar: İstanbul-Çanakkale-İzmir

Kitap

Ayvalık’tan sonra sahil boyunca yolculuğa devam ettik. Altınova ve Dikili’den sonra Bergama’daki akropolün girişine ulaştık. Daha önce defalarca gittiğim halde yine görmek istedim bu arkeoloji mirasını. Antik Pergamon eski çağlarda bölgenin en önemli kentlerinden biriydi. Resmi belgelerde Pergamon’dan ilk kez İÖ 400 yıllarında söz edilir. Daha önceki dönemlere ait herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Ancak buluntular kentin tarihini İÖ 8. yüzyıla kadar çeker. Kentin surlarla çevrilmesi ve tapınak, tiyatro, saray gibi eserlerin yapılması da bu dönemde olmuştur.  

Kentin kalıntılarının bulunması, Anadolu’daki diğer birçok antik kentinkine benziyor. Batı Anadolu’da demiryolu çalışmaları yapan bir Alman mühendis, Pergamon’u tesadüfen buluyor. Yörede ilk kazılar da 1878 yılında başladı ve Almanlar buldukları her şeyi ülkelerine taşıdı. Bunların içinde en değerli olanı, parçalara ayrılarak götürülen Büyük Zeus Sunağı. Bu olağanüstü eser günümüzde Berlin’de sergileniyor. Sunak, Eumenes II döneminde (İÖ 197-159) inşa edilmiş. Kente hâkim bir tepedeki akropol hâlâ ayakta. Akropolün görülmesi gereken önemli yerlerinden biri Athena Tapınağı. Berlin’e götürülen parçaların çoğu buradan alınmıştı. Tapınağın kuzeyindeki kütüphane, barındırdığı 200 bin kitapla Helenistik dönemin en büyüklerinden biriydi. Antonius’un bu kütüphaneyi Kleopatra’ya hediye ettiği söylenir. Halkın toplanarak ticaretten siyasete her konuyu tartıştığı agora, yukarı kent, orta kent, aşağı kent, Athena Tapınağı’nın batısında yer alan ve tüm Bergama Ovası’nı gören 80 basamaklı tiyatro ve Dionysos Tapınağı görülecek başlıca yerler.