Türkiye Balık Atlası

Kitap

İnsanlığın balıkla ilgilenmesinin birden fazla nedeni var, tabii ki bunlardan en önemlisi çok önemli bir gıda kaynağı olması. Üstelik bu kaynağın sonsuz bir sınırı olduğuna inanç, yakın bir zamana kadar dayanıyordu.

Aristoteles’in balık türleri konusunda hatırı sayılır bilgisi olduğunu biliyoruz. Bu durum balığın, antik zamanlarda felsefenin içine kadar girdiğini gösteriyor. Ama balıkla ilgili bilim dünyasındaki en önemli dönemeç, scuba teknolojinin geliştiği 20. yüzyılın ortaları olmuştur. Daha uzun süre ve rahat koşullarda suyun altında kalan insan, balığı yalnızca türleri bakımından değil, davranış ve ekoloji alanında da inceleme olanağı yarattı.

Balıklar, 450 milyon yıldır var. Atlas dergisinin bu sayısında daha ayrıntılı okuyabileceğiniz haberden söz etmek istiyorum. Haberde, yaklaşık 400 milyon yıl önce doğum yapan balıklar olduğundan söz ediliyor. Göbek kordonuna bağlı yavrusuyla bulunan 380 milyon yıllık balık fosiline Materpiscis attenboroughi adı verilmiş. Fosili keşfeden ekibin başkanı Profesör John Long, “Bu balığın, neredeyse 400 milyon yıl önce doğum yaptığı düşüncesi soluğumu kesti“ diyor.

Balıkların yetişkinlerinin uzunlukları 10 milimetreden başlıyor, 20 metreye kadar varıyor. Ağırlıkları da yine 1l5 gramdan tonlarca büyüklüğe değişiyor. Kimi balıklar 42 santigrat derecedeki termal sularda yaşıyor, kimi balıklar sıfırın birkaç derece altında. Ayrıca denizin on bin metre derinliklerinde yaşayan balıklar da mevcut.

Türkiye sularındaki balıklara ilişkin en önemli bilgi, balık türlerinin sayısı olacaktır. Bugüne kadar Türkiye deniz ve tatlı sularında, 248’i tatlı 279’u geçiş bölgelerinde, 434’ü ise denizel ortamlarda yaşayan 694 balık türü kaydedilmiş. Dolayısıyla Atlas, sizin için ancak bir seçki yapabiliyor.

Balık adları yazımında Nijat Özön’ün Büyük Dil Kılavuzu ve Ali Püsküllüoğlu’nun Türkçe Sözlük’üne uyduk. Prof. Dr. Alp Can ve Dr. Murat Bilecenoğlu’nun Türkiye Denizleri Dip Balıkları Atlası, Ateş Evirgen’in Fotoğraflarla Türkiye Deniz Balıkları, Karekin Deveciyan’ın Türkiye’de Balık ve Balıkçılık ve Ali Pasiner’in Balık ve Olta adlı kitapları ile Yard. Doç. Dr. Mehmet Baki Yokeş’in önceki baskıya gönderdiği son derece yapıcı eleştirilerinden yararlandık. Ayrıca Ferda Büyükbaykal ve Haluk Akbatur da balık fotoğraflarını temin etmede ve kimi balık metinlerini hazırlamada bize çok yardımcı oldular. Hepsine teşekkür ederiz.

Geçtiğimiz yıl Greenpeace, yürüttüğü denizler kampanyası çerçevesinde, tahrip edici balıkçılık ve aşırı avlanmanın Akdeniz’i ve Türkiye’nin deniz kaynaklarını ciddi ölçüde tehdit ettiğini vurgularken, özellikle yavru balık avının endişe verici biçimde arttığını anlatabilmek amacıyla bir çalışma başlatmıştı. Halkı bilinçlendirme amaçlı bu kampanyaya Atlas dergisi de ortak olmuştu.

Binbir Gece Masalları’nda çok muazzam bir öykü vardır. Balıklarını ve onların yaşam alanlarını tüketen ve kirleten modern insan için ibret vericidir. Gözbebeğin içine iğne ucuyla yazılsa yeğdir. Bu öyküde Balıkçı Abdullah (yani Allah’ın kulu) ağıyla, yarısı adam yarısı balık bir canlı tutar. Bu tuttuğu yaratığın adı da Abdullah’tır. İkisi dost olurlar. Aslında öykü, insanın bilinçaltını balık olarak tarif etmiştir. Hepimizin içinde bir balık vardır. Karada yaşar insan, denizde yaşar ortağını unutmamalıdır.

Eski Türkler şehre “balık” derdi. Başkentlerinin ismi Han-balık veya Ordu-balık idi. Bu isimde şehirlerin kalıntıları bugün Orta Asya’da bulunmaktadır. Denizden uzak yaşadıkları halde şehirlerine balık demelerinin sırrı konusunda bazı görüşler vardır. (“Ev”e bal kıvamında toprak/çamur anlamında “balk”, evlerden oluşan “il”e de anlam genişlemesiyle “balk-balık” denmesi gibi.) Ama bunların doğruluğu konusunda kimse emin olamaz. Emin olduğumuz tek şey, günümüz Türkleri, artık şehirlerine “balık” demiyor, balıkların korunması konusunda yeterince duyarlı değil.