50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / Şemsi Güner

James Mellart tarafından 1958’de saptanan ve 1961 yılında başlanan Çatalhöyük kazıları Mellart’ın ülke makamlarıyla arasının açılması nedeniyle durduruldu ve 1963’te O. Gurney yönetiminde yeniden başladı. Doğu ve batı olarak adlandırılan iki kesitten oluşan bu tarih öncesi yerleşimin doğu kesiti neolitik çağa, batı kesiti ise kalkolitik çağa tarihleniyor. Doğuda üst üste 18 kat saptandı. Karbon 14 yöntemiyle yapılan incelemelerde İÖ 6500-5650 tarihlerinde yerleşim bulunduğu anlaşıldı.

Çatalhöyük özellikle sanatsal üretimleri ile Yakındoğu arkeolojisinin önde gelen kentlerinden biridir. Sir Mortimer Wheeller’in sözleri dikkat çeker: “Tuhaf ve bazen ürpertici sanatsal nitelik.”
Çatalhöyük insanları ürettiği eserlerle insanlık tarihinde seçkin bir yer aldı. Çatalhöyük Mezopotmaya’da, Anadolu’da kurulmuş ilk yerleşim elbette değil; daha eskileri, daha büyükleri var. Acak buradaki neolitik yerleşmenin genişliği, barındırdığı nüfus, oluşturduğu güçlü sanat ve kültür geleneği diğer tüm neolitik yerleşimlerden farklıdır. Zira, hiçbirinde sanat ve sembolizmanın öyküsel anlatımı Çatalhöyük’teki boyutlara ulaşmıyor.
Neolitik çağda 13.5 hektarlık alanda bitişik düzende kümeler oluşturan bir yapılaşma var ve burada nüfusun 3 bin 500 ile 8 bin arasında değiştiği saptandı.

Evler bir ana oda ile yiyecek hazırlama ve depolama amaçlı kullanılan 1-3 odadan oluşuyor. Yapılara genelde güney duvarda bulunan bir merdivenle, damlardan giriliyor. Merdivenin altında ise fırın ve ocak yer alıyor. Ana odanın kuzeyindeki tabanlar daha yüksek, daha beyaz ve daha temiz. Boyamalar, heykelcikler ve inanca ilişkin diğer simgeler buralarda bulunuyor. Çatalhöyük halkı önce dışarıda çürütüldüğü sanılan ölülerini buradaki sekilerin altına gömmüş. Buralarda yapılan araştırmalarda ölü gömme ritüellerinin gelişimi de saptanabiliyor: Kimi erkek ölülerin kafatası evlerin temeline gömülmüş. Bu durum, kimi kafatasılarna toplumun bir ayrıcalık gösterdiğini, bu ayrıcalığa mazhar olanların da toplumun dini önderi, kanaat önderi olduğunu düşündürüyor. Çathöyük’teki ölü gömme geleneğindeki bir başka boyut ise erkek ölülerin yanına bazı silahların, kadınların yanınaysa takıların ve süs eşyaların konulduğudur. Sayıları az da olsa ahşap eşya, kürk, deri ve kumaş parçaları da bulunan mezar armağanları arasında yer alıyor.

Çatalhöyük’te pek çok kutsal alan saptandı. Hemen hemen her iki eve bir tapınak düşüyor. Yapılar üzerinde sürdürülen incelemelerde, evlerin duvarlarına belirli dönemlerde resimler yapıldığı, bir dönem sonra bu resimlerin kapatılarak yeniden beyaz renkte bol kalkerli bir kil ile sıvandığı anlaşılıyor. Öyle ki evlerin ana odasındaki sıvanın her ay ya da mevsim yinelendiği düşünülüyor. Buradaki kazıları yürütenlerden biri olan Ian Hodder bu durumu, hane halkının yaşam döngüsü içinde, aralıklarla gerçekleşen olaylarla ilişkilendiriyor: “Belki bir kabul ya da erginleşme töreni, doğum ya da ölüm.”

Tapınaklardaki süslemeler ise koç ve boğa başı, leopar, boğa doğuran ana tanrıça heykelleri ve daha çok renkli av sahneleriyle, dini törenleri betimleyen resimleri süslüyor. İlk yerleşmelerde daha çok avcılıkla yaşayan Çatalhöyüklülerin, VI. kat yerleşimini inşa ettikleri dönemde tarıma geçtikleri anlaşılıyor. Yabani ve ekmeklik buğday, yalın arpa ve bezelye gibi tarım ürünlerini yetiştirmişler ve sığırı evcilleştirmişler.

Çatalhöyük’ün bir başka farklılığı da, dönemin kalabalık bir yerleşimi olmasına karşın,”eşitlikçi bir köy” niteliğini yitirmemiş olması. Bunun en büyük nedeni merkezileşmiş yönetimin ve ağır hiyerarşinin olmaması olmalı. Zira Çatalhöyük’te bürokrasinin döndüğü ya da toplumsal işbölümüne ilişkin kanıt sayılabilecek binalar benzer yapılar yok.

İçindekiler