50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / Tirşin Yaylası / Ahmet Özyurt

Yedi Salkım köyünün eski adı Put’tur. Van’ın Güzelsu (Hoşap) ilçesine bağlı bu köye daha önceki Ermeni sakinlerinin tapınaklarından, kayalara çizdikleri haç resimlerinden ötürü “Put” dendiğini sanılıyor. Ama köyün aslında mağara resmi bakımından da zengin olduğu ilk 1971’de Oktay Belli tarafından saptandı. Belli köyün batısındaki derin kanyon-vadide sayısızca mağara ve buralarda boyalı kaya resimleri olduğunu yazıyor.

Bu mağara resimlerinin bulunduğu alan ulaşımı zor olduğu için kimsenin buralara dokunmayacağı var sayılmış. Ancak definecilerin buraya çok yakın eski adı Hırkanis, bugün Giyimli denen köyde buldukları bronz levhaları piyasaya sürmeleri buraların da kaçak kazıların kazmalarına maruz kalmasına yol açmış. Bu levhalardan Van Müzesi’nin eline geçenler ve ayrıca müzeye gelen bir mühür ve bir hayvan figürü üzerinde yapılan araştırmalar bunların yaklaşık İÖ 1000’li yıllara tarihlendiğini, yani Urartu devrine ait olduğunu ortaya koydu. Bu nesnelerle Put köyündeki mağara resimleri arasındaki büyük benzerlikler, mağaralarda dans eden insan figürleri, bir geyik üzerindeki tanrı tasviri araştırmacılara buraların benzer tarihlerde birer kült merkezi olduğunu düşündürüyor. Araştırmacılar, burada erken devirlerde hayvancılık yapıldığını ve paleolitik devirlerde birer kutsal mahal yaratıldığını düşünüyor ve aynı zamanda, Hakkâri’yle Van arasındaki Gevaruk ve Tirşin yaylalarındaki açıktaki kayalar üzerine kazınarak çizilmiş binlerce kaya resmine dikkat çekiyor.

Bu bölge saptanabildiği kadarıyla 48 bin irili ufaklı taşa işlenmiş resmi barındırıyor ve kelimenin tam anlamıyla bir açık hava müzesi niteliği taşıyor. Van-Hakkâri dağlık alanında çok geniş bir alana yayılmış bu resimler bir yanıyla prehistorik devirlerde buranın bir göç yolu olduğunu da düşündürüyor. Bunun en önemli dayanaklarından biri aynı resimlerden yüzlercesinin Filistin kırsallarında ve dört bine yakınının Azerbaycan’da saptanmış olması.

Gevaruk ve Tirşin yaylalarındaki kaya üstü resimleri yaklaşık olarak İÖ 6.000-1.000 yıllarına tarihleniyor. Dağ keçisi, bizon, geyik, koç, sürüngen, köpek, sırtlan gibi figürler, bir yandan bölgenin o tarihsel kesitlerdeki faunasını özetliyor, bir yandan da birbirini izleyen göç kabilelerinin arkalarından gelenlere yazdıkları mektuplar, notlar olabileceğini düşündürüyor. Dağların üzerinde, açıktaki taşlara çizilmiş bu resimler arasında avda başvurulan tuzak sahneleri, sihir yapmayı çağrıştıran sahnelerin olması da bu bakımdan önemli görünüyor.

Bu bölgede yaklaşık 40 yıldır süren şiddet buralarda bilimsel araştırma yapılmasına da engel oldu. Ancak mağara ve kaya resimlerinin Türkiye ölçeğinde en yaygın olduğu bölgenin buralar olduğu dikkate alındığında dünyanın farklı lokasyonlarıyla önemli yakın bağıntıların genişleyeceği söylenebilir. Filistin’den Azerbaycan kırsalına uzanan bu motifler, hem mağara kültlerinin bölgedeki yayılımını, hem de yolculuk ve yaşayış tarzlarının tarih öncesi temsilcileri olarak duruyorlar. Ne var ki bundan daha önce gelen bir başka olguysa, buralarda saptanmış mağaraların ve kayaların korunmasına ilişkin boş vermişliğin sona ermesidir. Korumadan yoksunluk buralardaki kayalara oyulmuş, boyamalı ya da boyamasız çok önemli figürlerin harap ve yok olmasına yol açtı.

Bu bölgelerdeki çeşitli çizimlerde karşımıza çıkan “Ana Tanrıça” figürünün, dans olgusunun, kendi ardıllarının bu tür tapınma ve ritüellerindeki etkisinin anlaşılmasının tek yolu buraların bilimsel olarak incelenmesine bağlı.
Denizden yaklaşık 3 bin metre yükseklikteki Tirşin ve Gevaruk yaylalarındaki resimli taşların, doğu ve güneydoğu tarih öncesi kronolojisi içinde önemli yer tuttuğuna ilişkin ortak kabul pratik karşılığını bulduğunda büyük olasılık Kafkasya ve Avrupa göç güzergâhlarına ve göç kavimlerinin iletişim biçimlerine ilişkin olduğu kadar, buradaki Urartu öncesinin yaşam tarzı bakımından yeni halkalara ulaşacağız.

İçindekiler