50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Savaşın karamsarlığıyla asırlar geçirmiş bir ülkenin başkenti o güne dek görülmedik gelişmeler yaşamaya başlıyor. Zaman içinde ve özellikle tutucu çevrelerde sadece kötülemek için kullanılan “Lale Devri,” 1718’de Osmanlı’yla Avusturya arasında imzalanan Pasarofça Antlaşması’yla gelen barış sürecine sonradan verilen addır. Osmanlı İmparatorluğu kronolojisinde böyle bir adla işaretlenmiş bir devir yoktur. Türkiye’nin büyük şairi Yahya Kemal arkadaşı Ahmet Refik Altınay’la bir sohbeti sırasında, o yıllarda değişen yaşam biçimini anlatırken, dönemin lale çılgınlığından hareketle yarattığı bir imgeyi, Ahmet Refik aynı dönemi anlatan kitabına ad yapınca, dönem, dile “Lale Devri” olarak yerleşti.

Lale Devri’nde sarayın ve zengin zümrenin müsrifliğine ilişkin eleştirilerle, kısa da olsa bir barış döneminin kazanımlarını anlamak birbirinin önüne konduğunda dönemin portresini görmek zorlaşabiliyor.

O güne dek Avrupa’daki gelişmeleri algılamakta zorlanan Osmanlı Paris, Londra ve Viyana gibi Avrupa başkentlerine, buraları daha yakından tanımayı da amaçlayan elçiler gönderiyor. Bunun ilk kazanımlarından biri, icadının üzerinden iki yüz yılı aşkın bir zaman geçen matbaa, daha çok gecikmeden ülkeye geliyor. İbrahim Müteferrika’nın bastığı ilk kitap Van Kulu Lügati oluyor. Bunu, Yalova’da bir kağıt fabrikasının kurulması izliyor. Ordu ve bürokrasi içinde yenileşme atılımları başlıyor. Yeryüzünün önemli felsefe, bilim ve edebiyat eserlerinin çevrilmesine başlanıyor. Lale Devri, yeryüzüne Levni gibi dünya resim sanatını etkileyebilen usta bir nakkaşı kazandırıyor. İstanbul’un hemen her döneminde bir toplumsal yıkıma dönüşebilen yangınları önlemek üzere itfaiye teşkilatı kuruluyor. “Yangın semtleri” olarak tanımlanan ve o güne dek birer harabe olarak duran bölgelere yeni ve daha güçlü yerleşimler kuruluyor. Solmakta olan çinicilik canlanıyor, kumaş fabrikaları açılıyor ve ticari olarak ihracat özendiriliyor. Şairlerin, diğer sanat erbabının saraydan destek gördükleri bu zaman diliminin simge isimlerinden biri olan şair Nedim, dönemin İstanbul’unu şöyle betimliyor: “Bu şehri İstanbul ki, bi-mislü bahadır/ Bir sengine yekpare Acem mülki fedadır/ Bazarı hüner madeni ilmü ulemadır.”

III. Ahmet’in padişah olduğu bu dönemin gidişatını belirleyen, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa oluyor. Ne var ki bu gelişmeler ve refah sınırlı bir kesim tarafından kullanılıyor. Halkın çoğunluğunun giderek derinleşen yoksulluğuyla, sarayın ve seçkinlerin şaşaalı yaşam biçimini sürdürmek için durmadan artırılan vergiler halk katmanlarında huzursuz dalgalanmalar yaratıyor. Buna tutucu çevrelerin matbaa, sanat, yeni kütüphanelerin açılması gibi gelişmelere gösterdiği tepki de eklenince, durum pamuk ipliğine bağlı hale geliyor.

İran Savaşı’nın pek de memnun edici olmayan sonuçları, doğuda durmak bilmeyen haydutluklar gibi olguların buluşması, 1730 yılına gelindiğinde Patrona Halil Ayaklanması olarak bilinen isyan için uygun zemin hazırlıyor.

Bütün bu gelişmelerin ve müsrifliğin sebebi sayılan İbrahim Paşa ve akrabaları öldürülüyor, III. Ahmet tahttan indirilip yerine yeğeni I. Mahmut geçiriliyor.
Yapılan yeni düzenlemelerle, yeni yapılan sarayı, kasrı ve bahçelerindeki rengârenk lalelerle İstanbullu seçkinlerin mesiresi ve Lale Devri’nin simgesi olan Sadabad (Kâğıthane) tepeden tırnağa yok ediliyor.

İkinci perde: Tahta geçen I. Mahmut, Patrona Halil ve arkadaşı Muslu Bese’yi İran’a yapılacak bir savaş planını konuşmak için çağırdığı sarayda öldürtüyor ve destekleyenleri sürgüne gönderiyor.

İçindekiler