50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / Celali Ayaklanmalarının Sembolü Tımarlı Siphai Gravürü

Osmanlı Sarayı’nın bazı ileri gelenlerinin ağzına pelesenk olmuş kötücül sözlerden biri olan “etrak-ı biidrak / idraksız Türkler” aslında Anadolu’yla saray arasındaki ilişkilerin gidişatını, saray açısından özetleyen bir sözdür.

Osmanlı Devleti’nde 16. yüzyılda baş gösteren ekonomik ve toplumsal bunalım, 17. yüzyılda daha da yükselerek, bunalım ve çalkantılara yol açtı. Anadolu ve Akdeniz üzerinden geçen uluslararası ticaret yollarının yön değiştirmesi, bu ticaret yollarının ve gelirlerini azaltmış; Avrupa devletlerinin güçlenmesi yeni “fetihleri” olanaksız kılmış ve ganimet gelirlerini ortadan kaldırmıştı. Daha da fazlası, Osmanlı elindeki ülkelerin bir kısmını kaybetmeye başlamıştı. Saray bütün bu kayıpların çözümünü vergileri artırmada buldu. İşsizliğin ve yoksulluğun dayanılması güç boyutlara yükseldiği bir zamanda gelen bu dayatmalar, halkla yönetim arasında zaten sarsılmış olan ilişkileri büsbütün çığrından çıkardı.
Anadolu’da birbirini izleyen ayaklanmaların “Celali İsyanları” olarak adlandırması, ayaklanmalardan ilki ve en büyüklerinden birini çıkaran Bozoklu (Yozgat) Şeyh Celal’e dayanıyor; “Celal’e mensup.” Kendisini, “Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi” ilan etmiş olan padişahlığa karşı, Şeyh Celal 1519’da “Ben mehdiyim” diyerek ayaklandı ve bölgedeki yoksul ve köylü kitlesini etrafına topladı.
Ancak Anadolu’da ilk büyük ayaklanma hareketlerini, işsizlik ve horlanmayla yüz yüze kalmış olan medrese öğrencileri başlattı. Suhte hareketi denen bu ayaklanmalar, Yozgat, Amasya, Adıyaman, Sivas ve Malatya gibi illere yayıldı.  Bunu asker tabakasından levent ve sekbanların hareketi izledi. Karayazıcı Abdülhalim, kardeşi Deli Hasan, Kalenderoğlu Mehmet, Tavil Halil gibi sekban bölükbaşıların etrafında toplanan köylü-göçebe Anadolu Türklerinden ve Alevilerden oluşan isyancılarla devlet güçleri baş edemedi. Üzerlerine gönderilen Osmanlı ordularını yendi.

Şair Cemal Süreya’nın “Şelaleye düşmüştür zeytinin dalı / Celalisin / Celaliyim / Celali” dizeleri bu harekete katılanların renkliliğini özetler.

Anadolu’da dirlik düzenlik tepeden tırnağa bozulmuş, büyük göç dalgaları baş göstermiş, başlayan eşkıya hareketleri, yerel yöneticilerin zalimane tutumları ve can güvenliği kalmayan halkın bir kısmının dağlara sığınmasına yol açmıştı. Bu döneme “büyük kaçgun” denmesi bu yüzdendir. Osmanlı alışıldık savaş taktikleriyle baş edemediği isyanlara karşı bir yandan Celali ordusunu ezmek, bir yandan da hareketlerin önderlerini kendi saflarına çekme politikası izledi ve Karayazıcı’ya Amasya sancakbeyliği, Deli Hasan’a Bosna beylerbeyliği görevi verildi. Ancak paramparça olmuş bir coğrafyada, haklı talepleri olan kesimler başta olmak üzere, yağmaya ve çapula yönelenlere karşı bunlar çözüm olmadı.

Kuyucu Murat Paşa’nın komutasındaki büyük bir Osmanlı ordusu Celaliler üzerine yürüdü. Kuyucu Murat Paşa 1607’de, Güney Anadolu ve Suriye’de egemenliğini ilan eden Canbulatoğlu Ali Paşa’yı Amik Ovası’nda yendi. Bunu, Maraş’ın Göksun Yaylası’nda Kalenderoğlu komutasındaki Celali ordusunu yenmesi izledi. Aleviler başta olmak üzere, binlerce insan öldürüldü ve cesetler önceden açtırılan büyük kuyulara atıldı. Murat Paşa’ya takılan “kuyucu” lakabı bu katliamın bir simgesi olarak tarihe geçti. Ancak Osmanlı’ya ve onun temsilcisi Murat Paşa’ya isyanın sona ermesi yetmiyordu. Celalilerin kökünü kazımak üzere Anadolu’da isyancı avına çıkıldı. Celali olduğu ya da destek verdiği düşünülen binlerce kişi öldürüldü.

İçindekiler