50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / Sinan Çakmak

Yaratıcılığı, cinsel birlikteliği, bereketi, doğumu ve çocuk büyütmeyi ve gelişme döngüsünü döne döne bir figür üzerinde toplayan Hititlerden, Akadlara, Mısır’dan Yunan’a ve Roma’ya dek değişik halklar bu figüre “ana tanrıça” demiş. Ana tanrıçaları taşıdıkları anlamlara, simgeledikleri ya da simgesi oldukları düşünüş ve duygulara, işlevlerine göre sınıflandıran sistematik ve bütünlüklü bir tipoloji çalışması henüz yok; ancak, paleolitik çağ Venüs heykelciklerinden Meryem Ana’ya dek birbirinden çok farklı insan ve sanat figürü için bu tanım kullanılıyor. Ana tanrıça kültlerinin kimi dönemlerinde erkeklerin sadece bir dölleyiciye indirgenmiş olması da bununla ilişkilidir. Bununla birlikte, kollarında çocuk tutan, çeşitli yabani hayvanlara hükmeden, kendi dölleyicisinin bir imgesi olarak boğa ya da aslanla betimlenen, dolgun ya da çok memeli ana tanrıça mitolojiden daha çok ikonagrafinin bir parçası olarak karışmıştır yaşama. Fransız araştırmacı Jacques Cauvin Ortadoğu ve Yakındoğu üzerine yaptığı araştırmalarda, dinin gerçek temelinin dişi bir figürü ana tanrıça yapmakta yattığını ileri sürüyor ve gerekçelendiriyor: “Neden erkeğin değil de dişinin seçildiğini anlamak zor değil. Çocuk ölüm oranın yüksek olduğu bir dünyada gerçek doğurganlığa verilen kıymet hayli yüksektir. Bu ibadet, kabilenin, ailenin esenliğini temine yöneliktir.” Ana tanrıça kültünü Anadolu’da temsil eden isimlerin başında Kybele (Kibele) geliyor. Kültepe tabletlerinde “Kubaba,” Firiglerin “Kubile,” “Matar Kubile ” ve “Kybebe” olarak kaydettikleri tanrıçanın adı bu son haliyle Lydya diline de geçmiş. Efeslilerin Artemis’i ve Romalıların Mater Deum Magna Idaea (Tanrıların İda Dağlı yüce anası) dedikleri aynı ana tanrıçadır.

İçindekiler